“Okumak insana derin anlamlar katarken hayatı sığlaştırır…”
İlk bakışta bir çelişki gibi durur bu cümle.
Oysa hakikatin en yalın hâlidir.
Çünkü okumak, insanın zihnini kalabalıklaştırmaz…
Aksine, içindeki gereksiz kalabalığı susturur.
Okuyan insanın dünyası büyür derler.
Doğrudur.
Ama asıl olan, o büyüyen dünyanın içinde neyin küçüldüğüdür.
Okudukça insan,
abarttığı şeylerin aslında ne kadar önemsiz olduğunu fark eder.
Kırıldığı yerlerin, büyüdüğü yerler olduğunu anlar.
Ve en önemlisi, her şeyin bu kadar karmaşık olmak zorunda olmadığını…
Çünkü okumak;
insana sadece bilgi vermez,
bir bakış kazandırır.
O bakışla insan, hayatı daha derinden görür ama
daha az yorularak yaşar.
Okuyan biri, her tartışmaya girmez.
Her söze cevap vermez.
Her duygunun peşinden sürüklenmez.
Çünkü bilir:
Her şeyin bir ağırlığı yoktur,
her şey taşınmaya değmez.
İşte bu yüzden “sığlaşır” hayat…
Yani hafifler.
Yani gereksiz yüklerden arınır.
Yani insan, kendine daha az zarar verir.
Okumak, insanı derinleştirirken
dış dünyayla olan ilişkisini sadeleştirir.
Bir zamanlar çok önemli görünen şeyler,
okudukça anlamını yitirir.
Çünkü insan, anlamın peşine düşmüştür artık…
Gösterişin değil.
Okuyan insanın yalnızlığı bile değişir.
Artık eksiklikten değil, seçimden doğar.
Çünkü o, kendi iç dünyasında kalabalık bir evrene sahiptir.
Ve belki de en önemlisi…
Okumak, insanı kendine yaklaştırır.
Başkalarının hayatlarını okurken,
kendi hayatını fark eder.
Başka cümlelerin içinde,
kendi sessizliğini duyar.
Bu yüzden okumak;
hayatı sığlaştırmaz aslında…
Hayatın içindeki fazlalıkları temizler.
Geriye kalan ise şudur:
Daha az gürültü,
daha çok anlam…
Ve insan, ilk defa gerçekten yaşamaya başlar






















