Eğitimde en çok tekrarlanan ama belki de en çok zarar veren cümlelerden biri şudur: “Bu çocuk çok zeki.” Masum görünen bu söz aslında büyük bir yanılgının kapısını aralarken başarıyı doğuştan gelen bir ayrıcalığa bağlar. Çalışmayı, sabrı ve emeği ikinci plana iter.
Oysa eğitim hayatının gerçekleri çok daha açık ve nettir. Sınıflara, yıllara ve insan hayatlarına biraz yakından bakıldığında görülür ki başarıyı belirleyen şey çoğu zaman zeka değil, çalışmadır. Zeka hızlı anlamayı sağlayabilir. Bazı öğrenciler konuyu ilk anlatımda kavrar, bazıları ise biraz daha zamana ihtiyaç duyar. Fakat öğrenme yalnızca ilk kavrayıştan ibaret değildir. Öğrenme tekrar ister, sabır ister, emek ister. İşte bu noktada devreye çalışan insanın gücü girer.
Eğitim hayatında sık sık aynı tabloyla karşılaşılır. Başlangıçta çok parlak görünen bazı öğrenciler, çalışmanın önemini kavramadıkları için zamanla geride kalır. Buna karşılık ilk başta sıradan görülen ama azimle çalışan öğrenciler adım adım ilerler ve çoğu zaman en güçlü başarıyı onlar yakalar. Çünkü emek, zamanla büyüyen bir güçtür. Çalışmak bazen sıkıcıdır, bazen zorlayıcıdır, bazen de sabır ister. Ama öğrenmenin gerçek yolu buradan geçer. Her tekrar bilgiye biraz daha derinlik katar. Her çaba insanın sınırlarını biraz daha genişletir. Bir gün fark edilir ki başlangıçta zor gelen şeyler artık çok daha kolay hale gelmiştir.
Eğitimde yapılan en büyük hatalardan biri çocukları erken yaşta etiketlemektir. “Zeki çocuk”, “ortalama çocuk”, “zor öğrenen çocuk” gibi ifadeler fark edilmeden çocukların zihnine yerleşir. Oysa hiçbir çocuk bu etiketlerin içinde kalmak zorunda değildir. Çalışan bir öğrenci kendini sürekli geliştirebilir, eksiklerini tamamlayabilir ve düşündüğünden çok daha ileriye gidebilir.
Gerçek başarı hikayeleri incelendiğinde ortak bir özellik dikkat çeker: Azim. Vazgeçmemek. Yeniden denemek. Zorlandığında biraz daha çalışmak. Çünkü hayat yalnızca hızlı kavrayanları değil, sabırla ilerleyenleri ödüllendirir. Zeka bir başlangıç olabilir. Ama başlangıç tek başına yeterli değildir. Bir tohumu toprağa atmak nasıl tek başına bir orman yaratmıyorsa, zeka da tek başına başarı yaratmaz. O tohumun büyümesi için emek gerekir, zaman gerekir, sabır gerekir.
Eğitimin asıl görevi de tam olarak budur. Çocuklara yalnızca bilgi vermek değil, çalışmanın değerini öğretmek. Çünkü çalışan insan zamanla kendi sınırlarını aşar. Başlangıçta imkansız görünen hedefler bile emekle ulaşılabilir hale gelir.
Bugün hayatta gerçekten iz bırakan insanların hikayelerine bakıldığında ortak bir gerçek görülür. Onları başarıya götüren şey yalnızca yetenekleri değildir. Onları başarıya götüren şey vazgeçmemeleri, sürekli çalışmaları ve her gün biraz daha ilerlemeleridir.Bu yüzden eğitimde alkışlanması gereken şey zeka değil, çabadır. Çünkü zeka bir kapıyı aralayabilir ama o kapıdan içeri girip yol almak için emek gerekir. Ve unutulmamalıdır ki emek, en sessiz ama en güçlü öğretmendir.























