MİMOZA ÇİÇEĞİMSİN
Ağaçların gölgesinden faydalanarak yürüyebilmek için karşı kaldırıma geçtim. Gözlerimle denizin mavisini okşayarak ilerliyordum.
Gözlerim denize takılı kaldığı için hiç kafamı kaldırıp bakmamışım ona. Sadece kokusu burnuma değiverdi.
“Bu kokuyu bir yerden tanıyorum.” diye düşündüm.
Evet, beynime kazınmış bir koku… Çok gerilerden, çocukluğumdan kalan…
İnsanın bir koku hafızası var gerçekten.
Bu koku Atatürk İlkokulumun dışında bir yerlerde burnuma gelirdi hep. Okullar açıldıktan sonra duyardım ve derdim ki:
“Bu koku okulumun kokusu olsun.”
Evet, mimoza kokusundan bahsediyorum. Mimozaların kokusu değişiktir; hem keskin hem yumuşak.
Şimdilerde mimoza kokusu, okulumun ve Bodrum’un kokusu benim için.
Durun bakalım, koku hafızamı biraz daha karıştırayım…
Bodrum’un ikinci bir kokusu daha var. Evet, o da Bodrum mandalinasının kokusu. Benim vazgeçilmezim…
Bir kokusu daha var: Kış aylarındaki deniz ve yanmış odun kokularının karışımı olan o muhteşem is kokusu.
Alın size bir koku daha: Kumbahçe sahiline dolan ve yürümemizi bile zorlaştıran, kurumaya yüz tutmuş erişte, yani yosun kokusu…
Demek ki hafızalara kazınmış kokular, insanın yüreğindeki bir noktaya dokunuveriyor çoğu zaman.
İnsan sevince kolay kolay vazgeçemiyorsa, her koşulda ve her hâlini seviyorsa bunda burnumuzdan içeri dolan kokuların da etkisi büyük.
Biraz beyninizdeki koku hafızasını karıştırın bakalım. Sizler neler bulacaksınız geçmişten gelen ve hatıranızda kalan?
Hadi! Siz de koklamanın keyfine varın. İnsan bazı şeylerin kıymetini, onları kaybettiğinde daha iyi anlıyor. Kokular da öyle…
Geçenlerde kızım bana dedi ki:
“Anne, aynı anneannem gibi güzel kokuyorsun.”
Demek ki atalardan gelen kokular da miras olarak bir sonraki nesle bırakılabiliyor; sevgiyle birlikte hafızalara dolarak…
Bazen memleket kokusu, bazen sevdiceğinin kokusu, bazen de senin kokun…
Ne dersin!
Zeynep Figen Işık
















