İZİNNÂME
Döne hem ağlıyor hem söylüyordu.
-Herif herif! Al şu izinemeyi de sona nerye gedersen grt. Kime diyom kimeee?
Sen beni heç dinemiyon heç.
-Benim boş duracak zamanım mı var? Uğraşamam, kamyonun sırtında yük yüklü, yarın sabah ala kuşlukta düşerim yola.
-He düş düş, çocuklar büyüdü oğlan okula gidecek bu sene nufuska’ıdı yok.
-Gitsin napıyım gel sefer alırız izinemeyi, sen şu bahçayı belle hele bir güzel ben yokkene.
-Bu herif beni heç dinemiyo ki adamı koyup koyup gediyo böyle.
Yaşlılıktan beli bükülen kaynanası ses verdi ilenmesine Döne’nin
-Allah var gızımm gayle yok.
– He ana he.
Ertesi sabah erkenden gitti kocası Döne’nin o da bahçeye indi, aldı beli eline beli eline, sapladı kara bahtına bahtına o hırs ile belledi bahçeyi iki günde, halı gibi dümdüz olmuştu bahçe.
Üç beş gün sonra bir akşam üstü görünüverdi köy yolunda kırmızı kamyon birden bire. Şaşırdı Döne karşıladı kocasını çatal kapıyı açıp ardına kadar dayayarak.
-Hoş geldin, yorğundursun, ısıcak su var, sobanın üstünde çim de dinen.
-Öldüm öldüm yoruldum, direksiyonun başında. Vay anam ayaklarım, bacaklarım, baldırlarım.
Bir güzel dinlendi Hasan, uyudu suyun verdiği hafiflikle, düşünde yine direksiyon başındaydı.
Birkaç saat sonra uyanıverdi, dikildi ayağa.
-Döne Döneeer bi gömlek ver ba’na bunun dumesi goptuydu.
– Oneee uyandın mı herif? nere ediyon daha ye’ni aeldiydin heri.
-Komyon yüklü Mersin’e gediyom.
– Vallaha bu sefer salmam dediydim seni uzağa, çocuk okula yazılacak ne deyim ben müdür Haydar Ağaya, nufuska’dı istiyo.
Başladı Döne ağlamaya, içi ezildi Hasan’ın.
– Söz, dedi söz bu gelişimde alacam izinemeyi de nufuska’larını da çocukların.
Kırmızı kamyon gidiverdi o akşam köyden bir daha gelmemek üzere, nerden bilecekti Döne bunun son gidiş olduğunu.
Döne yine dövündü, ugundu, kızdı, ilendi kırmızı kamyon gidince. Kaynanası ağzını açacak oldu, Döne susturdu.
-He ana he Allah var gayle yok, biliyom.
Döne o hırsla da bahçeyi ekiyorken geldi Hasan’ın kara haberi.
Döne’nin ağıtları günlerce yırttı köyün sokaklarını.
-Nikah yok, izineme yok, nufuska’dı yok, oy oy anammm ben ne ediyim, iki dene çocunan söyleyin gonşularrr!
Müdür o köydendi acıdı Döne’ye.
– Gelsin, dedi.Gelsin gaydecem oğlunu mektebe, Döne’yi teselli etti, susturdu.
Kayıtsız gitti çocuk okula. İyi okumuş beşinci sınıf olmuştu.
Derken köye bir ‘gız öğretmen’ geldi, daha genç dünyayı güzelleştireceğini zanneden.
Sınıfını güzelleştirdi, öğrencilerini güzelleştirdi, türlü uğraşlarla elinden geldiğince.
Müdür bir gün dedi ki;
-Hocanım bu sene senin sınıf mezun olacak, lakin sıkıntılı bir durumu var bir öğrencinin.
-Hangisinin müdür bey?
-Memetali’nin.
-Nedir ki o çok iyi bir öğrenci o? Çalışkan, ev ödevlerini hep yapan saygılı.
-Öyle öyle de, nüfus cüzdanı yok.
-Alır ailesi efendim.
-Babası da yok, annesiyle babasının nikahı da yoktu.
Lâl olmuştu ‘gız öğretmen’ lâl.
-Nasıl yani? Diyebildi kısık bir sesle.
Anlattı müdür uzun uzun olanı biteni. Sonra da sen Memetali’ye söyle Döne gelsin okula dedi ve yürüdü gitti, bıkmıştı anlaşılan köyün bu meselelerinden.
Tam üç kez çağırdı Döne’yi genç öğretmen okula Mehmetali’ye söyleyip söyleyip dördünce zor geldi Döne.
Okul duvarına dıştan dayanmış, okul bahçesine girmiyordu.
Öğretmen yanına gitti, içeri buyur etti, güç belâ ikna edip.
Döne devamlı ağladı anlatıp anlatıp. Durumu bilen bazı cahil ve kötü niyetliler korkutmuş onu.
-Cezası çok bu işin, mapusa da atarlar seni, diye diye.
Genç öğretmen Döne’yi zor sakinleştirdi, söz verdi bu işi çözüme ulaştıracağız, ben sana yardımcı olacağım diye.
Öğretmen konuştukça içine bir rahatlama geldi Döne’nin.
-Allah razı olsun gız öğretmennn diyordu da başka bir şey demiyordu.
Ağlayarak geldiği okuldan sevinerek çıktı gitti Döne. Eve varınca da oğlunun ölümüne ağlayıp üzülen artık zor konuşan kaymasına
– He ana he Allah var, gayle yok, dedi.
Genç öğretmen şehre vardığında komşuları olan iyi yürekli savcı beye ve eşine ayrıntısıyla anlattı Döne’nin durumunu üzgün üzgün.
Savcı bey dikkatle dinledi. Bu onun köylerde karşılaştığı vakayı adilerden biriydi demek ki dinledikten sonra kestirip attı hemen
– Döne yarın babasıyla gelsin adliyeye, çocukları dedelerinin üstüne kaydederiz, alırlar nüfus cüzdanlarını, dedi.
Yüreğinde güller açtı o anda genç öğretmenin, çok teşekkür etti.
İşte yine dünyanın bir ucundaki birkaç insanın yaşamı güzelleşmişti.
Genç öğretmen köyde kalmıyor, şehre on dört kilometre olan köye gidiş geliş yapıyoydu.
Öğretmenin ricasıyla, her gün öğretmeni köye getiren Taksici, Döne’yle babasını da şehre götürüdü taksisiyle.
Günlerce şehir adliyesine gitti geldi Döne öğretmenin taksisiyle.
Sonunda ‘gız öğretmenin’ ve iyi yürekli savcı Naci’nin sayesinde aldı Döne çocuklarının nüfüs cüjdanını.
Mehmet Ali’nin içi içine sığmadı sevinçten anasının elinde hergün istenen nüfus cüjdanlarını görünce, koşa koşa geldi ertesi gün okula. Mezun da oldu o sene.
Döne’ninse okulun yanından geçerken ettiği duaların bini bi paraydı ‘gız öğretmene’
Kaynanası ölüverdi o günlerde. Artık o diyordu
-Allah var, iyi gulları var, gayle yok, diye.
Bu, genç öğretmenin iki üç yıl köylerde öğretmenlik yaptığı yıllarda karşılaştığı ve çözdüğü en basit sorunlardan biriydi sadece.
İzinâme: (yöresel (iziňeme) evlilik cüzdanı.
Nufuska’dı: (Yöresel) nüfus cüjdanı, günümüzde kimlik kartı.
Şükran Yargı
Yaşayıp gördüklerim.
19 Eylül 2023
Hikâyenin olayı günümüzden 37 yıl önce yaşanmıştır.














