Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Sol Ayağını Vatana Armağan Eden Güneydoğu Gazisi Şampiyon Ekrem Taşkın

ÇIKRIK
Nezahat GÖÇMEN

03 Aralık 2020 00:01

Yorum Yapılmamış

O, Paratriathlon Türkiye Şampiyonu Ve kuşlar kadar özgür 

Yurt içinde ve yurt dışında katılmış olduğu uluslararası faaliyetlerde ülkemizi başarı ile temsil eden, bir azim örneği… Paratriathlon Dünya Kupasının İtalya’da Türkiye’ye bu dalda ilk puanını kazandıran hayran olunası Ekrem Taşkın ile hayatın dönemeçli yollarında söyleşi yaptık.  Başarıları sayfalara sığmıyor.   ‘Sol ayağım bende iken ve benden gidince’ diyen koca yürekli adamın Hayatı bir film olmalı ya da bir kitap…

Zorlu okul hayatı ve başarılarıyla Ekrem Taşkın kimdir?

-26.10.1972 yılında demir

yolu işçisi bir babanın ve ev hanımı bir annenin beş

çocuğunun ortancasıyım. Balıkesir’in Yeşilyurt köyünde dünyaya geldim. İlkokulu 1983 yılında bitirdikten sonra ortaokula üç yıl boyunca gidemedim çünkü babam beni okutacak durumda değildi hem maddi olarak hem de bilgi ve birikim olarak. Bu süreçte o zamanlar köyden tarım işçisi olarak başka yerlere giderlerdi kardeşlerim ile birlikte bizde yatılı giderdik. Ama okuma isteği vardı hep içimde. En son Düzce iline fındık toplamak için gitmiştik. Akşam işi bitirdikten sonra abime ben okula gideceğim dedim. Abim beni memlekete gönderdi. Balıkesir’de kayıt

yaptırmak için köyden şehre geldik bir kaç okula gittik ama yaşı büyük diye okula almadılar.  En son Gazi Osman Paşa ortaokuluna kayıt için gittik.  Yaşı büyük diye önce olmaz dediler, abim ikna etti ve kayıt işlemlerim yapıldı.

Okula başlama heyecanınız ve çocuk gözüyle ilk eviniz

-Okullar açıldı. Kitap defter her ne var

sa aldılar.  Babam benim için tek odalı bir ev tutu eski bir evin bodrum katıydı. O zaman köydeki çocukların çoğu bu şekilde kalıyorlardı. Hiç bilmediğin bir yerde yalnız hem de küçük bir çocuk olarak kalmak hiç güzel bir şey değildi.

Fakat günler geçip alıştıktan sonra. Zor değilmiş gibi geliyor insana. Hiç sınıfta kalmadan bitirdim ortaokulu. O zamanlar meslek liselerine sınav ile alınıyordu öğrenciler. Bende girdim sınava torna tesviye bölümünü kazandım. Liseye de öyle başladım.

Sene 1994, terör açısından tehlikeli zamanlar ve hayatınızı değiştiren, o anlar…

-Lisede hem çalışıp hem okula gidiyordum. Bazen inşaatlara gelen tuğlaları indiriyorduk bazen bahçe temizliği yapıyorduk. Çünkü ailemde bana para veremiyordu. Bu şekilde liseyi de bitirdim. Lise bittikten sonra askere gittim ama o arada köyden sevdiğim bir kız vardı. O zamanlar terör açısından tehlikeli zamanlardı sene 1994. Askerden izne geldim 10 günlüğüne sevdiğim kız ile konuştuk kaçmaya karar verdik. Kaçtık ve bir gün kaldıktan sonra ben askerliğimin geriye kalan kısmını tamamlamak için geri döndüm. Neyse askerliği bitirip geldikten sonra düğünümüzü yaptık evlendik 1995 yılında. Artık bir aile olduk ve benim çalışmam gerekti. Daha önceden otelde çalışırken kafama aşçılık mesleğini takmıştım hayalim iyi bir aşçı olmaktı. Bir arkadaşımın tavsiyesi ile Ayvalık sarımsaklıda bir otele gittim çalışmak için. Mutfakta başladım çalışmaya 4 yıl çalıştım. Ama eşim de ailemde devlet işine girmemi söylüyorlardı sürekli çünkü onlar için aşçılığın geleceği yoktu.

Uzman Çavuşluk Sınavından başarı yolu ve engellenen bir hayat…

– Askeri sınavlara girdim uzman çavuşluk sınavını kazandım bir yıl bekledikten sonra 1998 yılında İstanbul’a Birinci ordu kara hava alayına atamam yapıldı.  Ama ben hiç İstanbul’a gelmemiştim görev yerime nasıl gideceğimi bilmiyordum. Sonra aklıma ben askerlik görevimi yaparken diş hekimi asteğmenim vardı Sertaç Kızılkaya çok severdi beni bende onu severdim hatta onun ismini oğluma verdim bu kadar değerli bir insandı benim için. Onu aradım durumu anlattım oda bana sen otobüse bin ben seni karşılayacağım dedi. İstanbul’a geldim harem otogarında beni karşıladı önce beni bir güzel gezdirdi sonra evlerine götürdü. Ailesi ile tanıştırdı beni. Tabi süreçten önce biz evlenmiştik birde çocuğumuz vardı. Sorumluluğunu üstlendiğim bir eşim birde çocuğum vardı.

Mayına bastınız ve sol ayağınızın diz altından kopması ile başlayan süreç

– Ertesi gün Sertaç Bey ile benim atamamın yapıldığı yer olan Anadolu yakasında bulunan Samandıra Kara – Hava Alayına geldik beni oraya bıraktı, o geri döndü. Orada beni çok iyi karşıladılar Alay komutanı beni odasında ağırladı benim birliğe atanan ilk uzman çavuş olduğumu söyledi ve benim dosyamda aşçılık belgem olduğu için beni mutfakta görevlendireceğini söyledi benim için çok güzel bir şeydi sevdiğim işi yapacaktım. Evimi İstanbul’a taşıdım. İki yıl sonra tayinimi istedim doğuya.  Alay komutanı tayin dilekçemi iki kez imzalamadı, beni odasında çağırıp neden gitmek istediğimi sordu bende komutanım mesleğin garantisi yok küçük bir hatada meslekten atılmak istemiyorum doğuya gidip orada para biriktirip bir ev almak istiyorum ben dedim bana pişman olacaksın dedi. Biz senden memnunuz gitme dedi ama ben kararlı olduğumu söyledim alay komutanı imzaladı tayin dilekçemi ve ben doğuya Van ‘a gittim. Tayin döneminde. Sene 2000. Üç yılda orada çalıştıktan sonra 2003 yılında bir görev esnasında mayına basmam sonucunda sol ayağım diz altından koptu. Beni helikopter ile Van asker hastanesine götürdüler.

 Ameliyatına girecek olan doktor ‘üzülme sen çok iyi bir ameliyat yapacağız, hatta koşacaksın.’ dediğinde umutların yanında mıydı?

-Hastanede bana kime haber verelim dediler bende eşim üzülmesin ona haber vermeyin dedim eşimin abisine ve benim abime haber verilmesini istedim. Ama köy küçük böyle durumlar duyulmadan kalamaz bir düğün varmış köyde o esnada duyuluyor feryat figan kopuyor tabi. İki gün sonra akrabalarım Balıkesir’den Vana geldiler tabi eşim de belli ki çok üzülmüş perişan bir durumdaydı yanıma geldiğinde. (Sol ayağım bende iken,  garip bir olay yaşamıştım. ‘Her gün acaba bana bir şey olsa ailem ne yapar çocuklarım ne olur insanlar ne düşünür benim için’ diye düşünüyordum aklıma hep böyle şeyler geliyordu inanın bir ay sonra ben yararlandım. Sanki o negatif düşünceyi üstüme çekmiştim. O yüzden artık olumsuz hiç bir şeyi uzun süreli aklıma getirmemeye çalışıyorum.)

“Artık ayağımın bir tanesi yoktu.” dediğin an ve mucizelerle dolu hayata doğru…

-Ama artık yapacak ta bir şey yok tu yeni bir hayat başladı benim için. Artık ayağımın bir tanesi yoktu. On gün hastanede kaldıktan sonra taburcu oldum. Devlet uçak ile Van’dan İstanbul ‘ a oradan da Ambulans ile Balıkesir’e köyümüze getirdiler beni bütün köy orada idi çünkü köyde hiç böyle bir olay olmamış idi. Üç ay hava değişimi izni var idi üç ay sonra eşim ile birlikte Ankara da Gaziler için yapılmış Bilkent rehabilitasyon ve fizik tedavi merkezine geldik orada yaklaşık olarak sekiz ay kaldık detaycı süreci boyunca. Orada ki yaralı gazi arkadaşlarımı görünce benim yaramın çok önemsiz olduğunu düşündüm. Onların hepsi birer kahraman. Neyse yaram iyileşti artık protez yapım aşamasına gelmişti ben bir an önce yürümek istiyordum.

 Gazi unvanı ile protezle koştuğunuz yollar ve yaşamınız nereye doğru?

– Protezim yapıldı test aşaması bittikten sonra alıyorlardı geri düşmeyelim bir şey olmasın diye. Sonra ben inatla yürümek istiyordum, protezi haber vermeden alıp çıkarmıyordum ayağımdan. Her geçen gün daha da iyiye gidiyor daha fazla yürüyordum çok mutluydum. Ayni zaman da bu süreçte boş zamanlarımı çeşitli kurslara giderek değerlendirmeye çalışıyordum. Rölyef, seramik, karakalem resim çalışması, bilgisayar kursu gibi kurslar aldım. Böylece sekiz ay geçti hastanede artık iyileştim ve eve dönme zamanı gelmişti. Sonra süreç ilerledi ben gazi unvanı ile ordudan emekli oldum

2004 yılında. Devlet gazilere bir iş hakkı veriyor bende bu iş halkından yararlanmak için müracaatta bulundum ve iş hakkım çıktı eşime vermek istiyordum iş hakkımı çünkü onunda ayaklarının üstünde durmasını ekonomik özgürlüğü olmasını istiyordum ama o kabul etmedi senin çalışman daha doğru olur dedi. Çalışmaktan korktuğundan değil beni düşündüğü için kabul etmediğini söyledi çünkü benim bir şeyler ile uğraşarak yaşadıklarım sıkıntıları unutturacağımı düşünüyordu.

Triathlon sporu ile nasıl tanıştınız?

– İş hakkımı Balıkesir Orman Bölge Müdürlüğü ne atamam yapıldı. 14 yıldır bu kurumda çalışıyorum. Son üç yılı 112 acil çağrı merkezinde kurumumu temsilen çalışmaktayım. İşe başladıktan sonra günler hızla akıp geçti hatta yıllar. Sonra yaklaşık yedi yıl önce bir gün gaziler derneği başkanı Haydar Filiz telefonla aradı beni dernekte toplantı olduğunu söyledi. Toplantıya katıldım başkan toplantı sonunda bir emekli albayın geleceğini engelli kişilerin spor yapabilmeleri ile ilgili bir projesinin olduğunu isteyenlerin de albayı dinlemesini istedi. Ben ve bir arkadaşım kaldık albayı dinledik. Albay triathlon diye bir spordan bahsetti ama biz bu spor ile ilgili hiç bir bilgiye sahip değildik nasıl yapıldığını da bilmiyorduk. Katılmak isteyip istemediğimizi sordu ben katılmak istediğimi söyledim Albay Melih Işıkçı bana şöyle bir baktı, bana gelmesen daha iyi olur der gibi eh katıl dedi. Neden böyle dedi çünkü ben çok kiloluydum ceketimin düğmesi iliklenmiyordu. Kendime baktım yapabilir miyim? Yaparım dedim içimden ama albayın o tavrı beni çok etkiledi. Kendimi bir işe yaramıyormuşum gibi hissettim. Albay benden haber bekleyin dedi gitti sonrasında başkanı iki defa aradım beni mutlaka yaz dedim. Aradan bir hafta geçtikten sonra albay beni aradı ve başlayalım bakalım dedi. Acayip heyecanlıydım.

Triathlon üç aşamalı bir spor yüzme ile başlayıp bisiklet ile devam edip en son koşuyla bitiyor ve bunların hiç birisini yapamıyordum sadece biraz yüzme bildiğimi sanıyordum. Ama bilmiyormuşum aslında. Her şeyin bir tekniği varmış meğer öğrenmemiz gereken. O günlerde iki paket sigara içiyordum günde. Neyse üç kişi iki güneydoğu gazisi birde kolunu patoz makinasına kaptırmış bir arkadaş birlikte antremanlara başladık. İlk gün hoca yüzme bilip bilmediğimizi sordu ben biliyorum dediğim havuza geldik 25 m hoca hadi bakalım bir görelim yüzüp yüzmediğini dedi 25 m’lik havuzun on iki buçuk metresini yüzemedim tek seferde. O gün sigara paketini havuzun soyunma odasındaki çöp kutusuna attım ve bir daha hiç içmedim yedi yıldır içmiyorum.

Bisiklet sporu ve koşu protezi ile hep ileriye bakarken yaşadıkların?

Sonra bisiklet sürmesini öğrendim. Günde iki kez antremana gidiyordum çok hırslanmıştım iki ay sonra 2000 metreyi hiç durmadan yüzmeyi başarmıştım. Hoca beni havuzda olan bütün herkesin önüne çıkardı ve arkadaşlar engelli bir insanın neler yapabileceğini göstermek istiyorum dedi. Sonrasında biz üç arkadaş hocamız ile birlikte çalışmalara hiç ara vermeden devam ettik. Yalnız bu sporu yapabilmek için araç gereçlere ihtiyacımız vardı. Bunlar yüzme malzemeleri, bisiklet ve bisiklet malzemeleri, koşmak için koşu malzemeleri ve en önemlisi koşu protezine ihtiyacımız vardı.

Aylar sonra Kütahya’da ilk triathlon yarışmasına katıldık sene 2013. Acayip heyecanlıyız üçümüzde yarışmaya başladık ama sağlam sporcular ile birlikte yarışıyoruz o zamanlar kategorilerimiz yoktu. Hocamız bize sağlıklı bir şekilde bitirmeye çalışın dedi bizde bitirmeyi üçümüzde başardık. Yarışmanın sonunda ilk madalyalarımızı aldık o kadar mutlu olduk ki anlatılmaz. Böylece spor maceramız başlamış oldu. Bu sporu kendi imkânlarımız ile yapmamız mümkün değildi desteğe ihtiyacımız vardı Carraro federasyonun bisiklet sponsoru imiş bize de birer tane yarış bisikleti hediye ettiler. Yüzme malzemelerimizi kendimiz aldık ama yürüme protezi ile bu sporu yapmamız mümkün değildi yine de iki yıl bu şekilde devam ettik ve artık tanınmaya da başlamıştık. Madalyalar arkası arkasına geliyordu Bir anda Türkiye şampiyonu olmuştum.

İki yıl sonra yürüme protezimi yapan firmanın @ossur Türkiye distribütörü ortaklarından Mustafa Doğru hocama ulaştım ve ona dedim ki hocam ben koşmak istiyorum dedim bana sadece tek kelime tamam dedi. Tabi bu konuşmalar telefonla yapılıyor. Sonra Mustafa Bey beni Portekiz’e götürdü, orada da baktılar bana koşturdular test ettiler ve Mustafa hoca benim için koşu protezini oradan aldı üç gün kaldıktan sonra Türkiye’ye döndük, döndükten sonra hemen ölçüler alındı ve benim koşu protezimi Mustafa hocam yaptı sanki gerçek ayağım gibi koşmaya başladım.

Sırasını bozmadan gelen şampiyonluklar ve hayatınızın senaryosu aklınıza gelir miydi?

-Sonra 2017 yılında Ben İtalya’ya gittim, Paratriathlon Dünya Kupasının İtalya ayağında yarışmak için yarışma sonunda Türkiye’ye bu dalda ilk puanını kazandırdım benden başka yapabilen yoktu bunu Türkiye’de

Fakat İtalya’ya giderken #Össurturkey firması bizim uçak biletlerimizi ve otel masraflarımızı aynı zamanda harçlığımızı bile vermişti tabi İstanbul’dan kalp cerrahı Doktor Begüm Özüekren de bize destek olmuştu maddi anlamda. Balıkesir in Karesi belediyesi başkanı şimdi büyükşehir belediye başkanı Sayın Yücel Yılmaz’da bana destek olmaya başlamıştı,  karesi belediyesi sporcusu olmuştum her şey hızla gelişiyordu.

Arka arkaya birçok destek gelmeye başladı başarı gelmeye başlayınca.  2017 yılında Yunanistan’a Selanik ‘e gittim ilk uzun koşum 10 km 52 dakikada bitirdim benim için inanılmazdı o yarışmada tek engelli sporcu idim yaklaşık 15 bin kişi vardı dünyanın her tarafından 572. oldum o kadar sağlam sporcunun içinde. Rüya gibi.

Avrupa’da protez bacakla uzun koşabilen Türk sporcusu olmanın gururunu yaşadınız, yaşattınız. Bu projeyi anlatır mısınız?

Sonrasında arka arkaya Türkiye şampiyonlukları da gelmeye devam etti.  Triathlonda. 2018 yılında Portekiz ‘e gittim orada 21 km ilk yarı maraton koştum, sonra 2019 yılında Finlandiya hepsini de 21 km yarı maraton koştum bunları Avrupa’da yapabilen protez bacakla bu kadar uzun koşabilen tek Türk sporcusuyum. Daha birçok kez temsil ettim ülkemi yurt dışında ve yurt içinde. Ama benim için başka bir hikâye 2018 yılında engelli insanların sorunlarını anlatabilmek için Cumhurbaşkanlığının desteklediği Sessiz Çığlık Bisiklet Kulübünün düzenlediği bir proje kapsamında bisiklet sürerek İstanbul’dan başlayarak 10 ülkeyi geçerek 49 gün boyunca toplamda 4521 km yol kat ederek Hollanda’nın Lahey kentine insan hakları mahkemesinin önüne kadar gittik ve orada bir açıklama yaparak projeyi sonlandırdık.

Yurt Dışı Heyecanı ve sırasını bozmadan dökülen başarılar

-İstanbul’daki Hollanda büyükelçiliğinden başladı yolculuğumuz. Günde yüz ila yüz elli kilometre yol gidiyor gece güvenli bir yerde çadırlarımızı kuruyorduk, Edirne’ye kadar böyle devam ettik toplamda yirmi beş kişiydik görme engelli ve bedensel engelli arkadaşlardan ve bize yardımcı olmak için gönüllülerden oluşan bir ekiptik. Gönüllü kişilerin içinde psikolog, öğretmen, sağlıkçı, çevirmen, ses sanatçısı ve betimleme yapan kişi, birde organizasyon sorumlusu yönetmen vardı.

Edirne ye geldik orada iki gün kaldık. Sonra görme engelli arkadaşlar geri dönme kararı aldılar. Güvenlik sorunu ve diğer problemlerden dolayı. Biz 12 kişi olarak devam etme kararı aldık iki günün sonunda Edirne’den Bulgaristan ‘a geçtik. Gündüz devam edip gece çadırlarda kalıyorduk yemeğimizi kendimiz yapıyorduk. Sofya ya geldik orada bir alış veriş merkezinin önüne çadırlarımızı kurduk yemek yapmaya uğraşıyorduk. Bir adam geldi yanımıza Türk’müş bize ne yaptığımızı sordu durumu anlattı yönetmen adam ağlıyordu. Ne olduğunu sorduk adamın engelli bir çocuğu varmış bizim projemizde onu çok etkilemiş iş adamıymış orada bize kendi evine gelmemizi orada yemek davetinde bulundu fakat kabul etmedi yönetmen çünkü yemeklerimizi yapmıştık zaten adam tamam dedi evine gitti. Bizde yemeklerimizi yedik herkes çadırlarında uyudu bir taraftan da korkuyorduk Bulgaristan çok tehlikeli demişlerdi çünkü. Neyse sabah oldu her kes kalktı çadırları topladık adam yine geldi gece hep bizi izlemiş bir şey olmasın diye evi AVM’nin arkasında imiş oradan bizi görebiliyormuş. Bizim için kahvaltı edebilmemiz için bir Türk restoranı ayarlamış oraya götürdü bizi kahvaltımızı ettik yurt dışında Türk’ler ile karşılaşmak çok güzel acayip yardım severler. Gurur verici bir durum. O adam gideceğimiz güzergâhta bulunan Türk işletmecilerin hepsini ayarlamış hepsi bizi karşıladı. Kalacak yer ve yemek verdiler bizimde başka bir şeye ihtiyacımız yoktu zaten. Yollarda önümüzde bir araç arkamızda bir karavan biz ortada güvenli bir şekilde gidiyorduk.

Yolculuk ve Estergon Kalesine varış öyküsü ve Türk Sineması bağlantısını nasıl kurdunuz?

-Gittiğimiz her ülkede konsolosluklara uğradık bizden haberdar olsunlar diye. Bulgaristan’dan sonra, Romanya ‘yı geçtik. Macaristan’dayız Estergon kalesini ziyaret etmek için. Hep filmlerde görmüştüm Cüneyt Arkın filmlerinde Estergon kalesini. Kaleye geldiğimizde önün de bir müzisyen flütüyle İzmir marşını çalıyordu tüylerim diken diken olmuştu o kadar güzel bir yer ki hemen altında kalenin tuna nehri bütün ihtişamıyla akıyordu nehrin üstünde ki köprüde karşıya geçtiğinizde Slovenya bu kadar takın oraya da geçtik çok güzel yerler.  Geçtiğimiz bütün ülkelerde bazen karavan park yerlerinde bazen cem evlerinde bazen camilerde bazen da otellerde kaldık. Bizi karşılayan, misafir eden yemek veren bütün Türklere minnettarım. Yolculuk süresince 20 bin haber olmuşuz yönetmenin dediğine göre buda bizim amacımıza ulaştığımızın bir kanıtı gibiydi. Bizim bu projedeki amacımız engelli insanların desteklenince neleri başarabileceklerini ve engelli insanların haklarını savunmaktı.

Tuna Nehri kıyısında dalgaları ve maviliğinde yaşadıklarınız?

-Tuna nehri boyunca bisiklet sürerek gitmek öyle keyifliydik. Bazen molalarda nehirde yüzdük çok güzeldi.   49 günün sonda Hollanda’nın Lahey kentine insan haklar mahkemesinin önüne geldiğimizde bizi gazeteciler, televizyoncular ve birçok Türk bekliyordu. Güzel bir karşılamadan sonra bir basın açıklaması yaparak projemizi tamamladık bütün yorgunluğumuz çektiğimiz sıkıntılar bitti.

Basın açıklaması bittikten sonra orada yönetmenin tanıdığı bir derneğe götürdüler bizi .Ertesi gün bizim için düzenlenen bir konser ve bizimde konuşmacı olarak katılacağımız bir etkinlik düzenlemişler. O gece dernekte kaldık ertesi gün etkinliğe katıldıktan sonra tekrar derneğe döndük. Artık ülkemize dönmemiz gerekiyor ama paramız yok uçak biletlerini alamadık. Orda mahsur kaldık üç gün geçti biz hala bir çözüm bulamadık dönüş ile ilgili. Yönetmen ve iki kişi bizim sorunumuzu çözeceklerini söylediler onlar araçla dönüşe geçtiler biz kaldık orada ne yapacağımızı bilmiyorduk. Sonra ben protez firmamı @ossur ‘un Türkiye distribütörü ortağı Mehmet Büyükçanga’yı aradım ve Hollanda da mahsur kaldığımızı söyledim Mehmet abi görüşmeden 10 dakika sonra benim uçak biletimi aldı Allah razı olsun ondan. Üç yıldır beni çalıştıran antrenörlerim Muhammet Onay ve Büşra Onay’a sonsuz teşekkürler…

2019 yılında Beyşehir tuz gölünde 40 km koşarak kategorimde birinci oldum. Açık denizde yüzme yarışmalarında, iki kez Datça’da 2500 m, dört kez Ayvalık Cunda’da 2000 m yüzdüm ve iyi dereceler ile bitirdim. İki kez Çeşme Grandfondo 47 km bisiklet yarışmasında üçüncü oldum.  İşte böyle anılarla akıyor hayat.

*****

Sol ayağını yurduna armağan eden, bizlere yaşama sevinci veren,

KOCA ŞAMPİYON en içten alkışlar sana, yollar seni bekliyor.

Okunma Sayısı: 307

Yazarın Diğer Yazıları

Platon’un Mağara Alegorisi

Milattan önce 427-347 yılları arasında Atina’da yaşamış, gerçek ismi Aristokles, felsefede Platon,  İslam dünyasında Eflatun...

Çiçek Adamlar

 Hindistan deyince, 1631-1654 yıllarında inşa edilmiş  Tac Mahal gelir aklımıza.  Baharatları değil, festivalleri değil, Tac...

Tüm İnsanlığın Hakkını, Emeğini Temsil Eden EKMEK

Beyazı, kepeklisi, karası, çavdarlısı, kokusu, dokusu, çıtırtısı, lezzeti ile sofralarının sultanı. Yeni fırından çıkmış sıcacık...

Tabletin Doğuşu

Ağzı süt dişleriyle dolu olan 1. Sınıf çocuklarıyla başlar insan eğitimi… Peki, yıllarca öğrencilik ve...

Çükündürük Kavurması

Adını ilk kez Muğla’nın Bodrum ilçe pazarında Çükündür var çükündür!” sesi ile duydum.  Sese doğru...