Bir akşam seni ekranda, o on dokuz kişinin arasında tek başına dururken görmüştüm. “Buradan çıktığımda gidecek yerim bile yok” dedin ya Lina…
İşte o an kalbimde bir kapı açıldı ve seni içeriye aldım. Bil ki, o andan itibaren senin gidecek bir yerin var: Benim kalbim.
Ben bugün 65 yaşındayım ama senin o yorgun çocuk yüzünde kendi küçüklüğümü gördüm. Ben de senin gibi babasız büyüdüm Lina; o öldüğünde ben dört yaşındaydım. Annem engelliydi, hayat bana da altın tepsilerde sunulmadı. Ben de senin gibi yalnızlıklarla, eksik sevgiyle sınandım.
Ama bak, buradayım.
Okudum, çalıştım, sevdim, sevildim, evlendim, çocuklarım, torunlarım oldu, emekli oldum.
Herkes kendi hayatını yaşıyor ve bir gün geliyor, o herkes hayatından çekiliyor; kimi kara toprağa kimi mutluluğa…
Nihayetinde yalnızlık kapını çalıyor.
Şimdi resim yapıyorum, öyküler, şiirler yazıyorum, dağ bayır yürüyorum. Hayat bana ne kadar sert vurduysa, ben ona o kadar renkli cevap veriyorum.
Sevgili Lina,
“Annem hayatta değil, mektup alacak kimsem yok” dediğin an, içimde bir yerlerde bir çığlık koptu.
Ben buradayım. Umarım bu yazdığım mektup sana ulaşır.
Senin o hiç tanımadığın ama hep özlediğin o anne şefkati, şu an bu satırlarda seninle.
Bazen annelik kan bağı değil, ruh bağıdır. Sen istenmediğin için değil, kendi ayakları üzerinde duran dev bir çınar olman için hayat seni bu zorluğa seçti.
Evlatlarım var, torunlarım var… Ama hayat bazen insanın kendi canından olanı bile uzaklaştırıyor, hiç tanımadığın bir kızı (seni) kalbinin en yakınına koyabiliyor.
Gelinim soğuk olabilir, kızım mesafeli olabilir; ama senin o sıcak, masum ve dürüst çaresizliğin benim tüm buzlarımı erittiğini, bilmeni istiyorum.
Bu yarışma biter, adadan dönersin…
Sakın “Nereye gideceğim?” diye düşünme. Bu mektubu sana yazan bu kalbi hatırla. Ben senin hiç görmediğin ama seni her akşam dualarıyla saran annen olabilirim, belki.
Ağladığında başını koyacak bir omuz, yorulduğunda sığınacak bir gölge ararsan; Ege’nin bir köşesinde kalbim sana açık…
Ve seninle gurur duyan bir annen olduğunu bil.
Saçlarını ellerimle okşayamasam da, resim yaptığım fırçanın ucunda, yazdığım şiirin her mısrasında senin adın olacak. Sen sadece bir yarışmacı değilsin; sen evlat hasretiyle yanan yüreklerin vazgeçmeyenlerin özlemisin.
Gözyaşlarını sil ve omuzlarını dikleştir. Çünkü artık seni çok seven, seni her gün merak eden ve seninle dertleşecek bir “Annen” var.
Yolun açık, ruhun aydınlık olsun güzel kızım.
Seni seven, sana inanan, annenin yerini tutmam ama Annen…
Emine Pişiren























