Niyet farkı…
Hicret var hicret var…Peygamberimizle birlikte hicret edenlerden biri kadın için hicret etmişti… O manevi ödülden mahrum… İşte hadis…. Ömer b. Hattab radiyallahu anh dedi ki: “Ben Resûlullah’ı şöyle söylerken işittim: ‘Ameller ancak niyetlerledir. Her kişi için niyet ettiği şey vardır. Kimin hicreti Allah’a ve Resûlü’ne olursa, onun hicreti Allah’a ve Resûlü’nedir. Kimin hicreti elde edeceği dünyalığa veya evleneceği bir kadına olursa onun hicreti, kendisine hicret etmiş olduğu şeye olur.’ ”
Niyet farkı…
Evlilik var evlilik var… Zamanımız insanının evliliklerinden niyet yönüyle çok farklıydı peygamberimizin evlilikleri… Davaya hadimdi o evlilikler… Cihat merkezli evlik ile ene merkezli evlilik bir mi? Peygamberimizin evliliklerinde Hadi sıfatına hadimlik var… Akrabalık kurarak küslüğü ve kavgayı bitirme hedeflenmiş… Hz Zeyneple evliliği evlatlıkla ilgili algıyı yıkmaktı…
Niyet farkı…
İfk olayında hz Aişenin niyetini izhar etti yüce Allah…
Niyet farkı…
İstismarcının enecinin ham insanın 9 yaşındaki kızla evliliğini destekleme… “Rızaya uygun olmayınca niyet… “Allahı razı etmez bu destek çıkış… Ama 9 yaşında bile evliliğin hikmetli bir iş olabileceğinin savun… Hadiye hadimlik için yapılır… de… Allah da razı olur… de… Peygamberin uyguladığı bir şey…. Esmanın etkilerini taşır… Ve rızaya uyumludur… de…
Niyet farkı…
Hz Aişeye iftiranın bize öğrettiği üç güzel ilke var bunları öğren…
BİR İFTİRA ÜÇ GERÇEK…
Hz. Aişe’ye atılan iftira (ifk) olayında Allah Rasulü (s.a.s.) ona şöyle hitap etmiştir: “Ey Âişe! Senin hakkında bana şöyle şöyle şeyler ulaştı. Eğer bunlardan beri isen Allah seni tebrik edecek (temize çıkartacak) tir. Eğer bir günaha bulaştıysan Allah’tan af dile ve O’na tevbe et. Çünkü kul itirafta bulunur ve tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul eder.” (Buhârî, Megazî, 34.)
Allah’ın bildirmediği ve kendisinin de başka yollardan haberdar olmadığı bir olay hakkında Allah Rasulü’nün tereddüt içinde kalması gayet doğaldır. Gaybı bilmediğine ve insanların kalplerinden geçeni de okuyamayacağına göre, yapılan dedikodulardan etkilenmesi kaçınılmazdır. Buna rağmen ailesine ve Safvan b. Muattal’a güvendiğini, onun hiçbir zaman evine yalnız başına girmediğini belirtmiş, Hz. Aişe’nin hizmetçisi Berîre’den ve eşi Zeynep’ten de Hz. Aişe ile ilgili bir şüpheleri olup olmadığını sorarak onların tezkiyelerini almıştır. (Buhârî, Megâzî, 34.) İşte bu noktada Hz. Peygamber, sevgili eşine, bu günahı işlediğine açıkça delalet eden bir kelime yerine, ona yaklaştığı ya da bulaştığı ihtimalini ifade eden bir kelime seçerek nasihatte bulunmuş ve bir kusur işlediyse Allah’tan af dilemesini istemiştir.
Bu hadisten çıkarabileceğimiz ilk önemli sonuç, kulun hata ve günahtan masun (korunmuş) olmadığı, günahların kefaretinin de ancak yapılan iyilikler ve Allah’tan samimi bir kalple af dilemek olduğu hususudur. Görüldüğü üzere sevgili Peygamberimiz, dedikoduların alıp yürüdüğü bir ortamda, gerekli soruşturmaları yapmış ve en önemlisi, olayın netlik kazanmadığı dönemde bile eşine kötü muamelede bulunmamıştır. Çünkü erkek olsun kadın olsun herkes kendi yaptığından sorumludur. (Tur, 21.) Kimse kimsenin günahını çekmeyeceği gibi (Fâtır,18.) bilfiil cezalandırmada da bulunamaz. Hz. Peygamber’in bu olaydaki tutumuyla, basit bir şüphe ya da söylenti karşısında, karısını, kızını, şüphelendiği diğer insanları gözünü kırpmadan öldürebilen ve bunu da namus adına yaptığını söyleyen günümüz Müslümanlarının tutumu arasında bir karşılaştırma yapmak anlamlı olacaktır.
Hadisten çıkartılabilecek ikinci sonuç, insanlar hakkında su-i zanda bulunmamak ve ispat edilememiş olaylardan dolayı kimseyi suçlamamaktır. Bilindiği gibi, kişilerin, özellikle hanımların dış görünüşüne, kılık kıyafetine ve bazı davranışlarına bakarak olumsuz yargılarda bulunmak özellikle erkeklerin çok yaptıkları bir iştir. Ağzımız açılınca, sadece hedefteki kişi değil, yedi sülalesi de bizim kafamızdaki kötü insan nitelemesinden nasibini almaktadır. Hâlbuki Cenab-ı Hak, iffetli kadınlara zina isnadında bulunup da dört şahit getiremeyenlere 80 sopa vurulmasını ve şahitliklerinin ebediyen kabul edilmemesini emretmiştir. (Nur, 4.) Ayette, erkeklere değil de, özellikle kadınlara yapılan iftiradan bahsedilmesi; bu işin daha çok erkekler tarafından kadınlara yönelik işlenmesi ve bundan da en çok kadınların etkilenmiş olmasından dolayıdır. Nitekim Hz. Aişe’nin kendisine yönelik iftiradan dolayı ne kadar büyük acı çektiği, kaynak olarak verdiğimiz hadis kitabındaki uzun rivayet okununca görülecektir. Onun çektiği bu sıkıntı ve üzüntüyü belli ölçüde Allah Rasulü de paylaşmış ve Hz. Aişe’nin masumiyeti anlaşılınca ona iftirada bulunanları Allah’ın emri gereğince derhal cezalandırmıştır. Bu, İslam Dininin, insan onuruna ne kadar büyük bir değer verdiğinin çok somut bir örneğidir.
Hadisten elde edilebilecek üçüncü sonuç ta şudur: Hz. Aişe bu sıkıntılı günlerinde bir ay boyunca babasının evinde kalmış ve anne-babasından çok yakın destek ve teselli görmüştür. Bu tür iftira ve isnatlara maruz kalan günümüz kadınlarının birçoğunun en başta ailelerinden gördükleri şiddet ve dışlama düşünülürse Hz. Aişe’nin ebeveyninin takındığı tavır örnek alınacak bir tavırdır. Çünkü dinimiz, bir sıkıntıya maruz kalan din kardeşinin yardımına diğerlerinin koşmasını emretmekte, bir yanlışa düşene, diğerlerinin, “iyiliği tavsiye ve kötülükten sakındırma” görevini yerine getirmesini istemektedir. Bu görevleri öncelikli ve en etkili şekilde yapabilecek olanların da kişinin ailesi olduğunda şüphe yoktur. (BİR İFTİRA ÜÇ GERÇEK makalesi… Prof. Dr. İ. Hakkı Ünal/Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi)





















