Kurşun Kalemin Hikâyesi
Kırk yıl boyunca çocukların ellerindeki o minik kalemlerin ucundan, aslında koca bir dünyanın geçtiğini bilmeden yaşamışım. Sınıfımın tahtasında tebeşir tozları havada uçuşurken, minik parmakların o acemi, titrek kavrayışıyla defterlere dökülen çizgileri izlemek, ömrümün en büyük zenginliği olmuş.
Meğer o kurşun kalemin ardında ne gizemli hikâyeler saklıymış!
Adının “kurşun” olduğuna bakmayın; içinde zerrece kurşun yokmuş meğer.
16. yüzyılda İngiltere’nin Borrowdale bölgesinde bulunan saf grafit yatakları öylesine kıymetliymiş ki, madeni korumak için başına silahlı nöbetçiler dikilmiş. O dönemde köylüler bu siyah taşı eritip top mermisi kalıpları yapmaya kalkınca, maden adeta devlet sırrı gibi korunmuş. Çobanların koyunlarını işaretlemek için kullanmasıyla başlayan bu serüven, bilimin çok sonraları çözdüğü tatlı bir yanılgıyla bugüne kadar gelmiş.
Gerçeği bilmeden geçirdiğim onca yıla önce biraz hayıflandım. Sonra düşündüm…
Bugün yapay zekâların, ekranların ve sınırsız bilginin çağındayız. Çocuklar merak ettikleri her şeyin cevabına saniyeler içinde ulaşabiliyor.
Peki, bir çocuğun o kalemi ilk kez eline aldığında kalbinin nasıl attığını, silgi izleriyle dolup taşan o hırpalanmış defterdeki masumiyeti hangi arama motoru bulabilir?
O kalem yalnızca grafit ve tahtadan ibaret değil oysa.
Hata yapma cesaretinin, silip yeniden başlamanın, dökülen ilk gözyaşının ve duyulan ilk “Aferin”in en sadık şahidi.
Belki de kurşun kalemin en büyük sırrı, arkasında hep bir silgi taşımasıdır.
Hayat gibi…
Yanılgılarımızla barışmayı, yanlış yaptığımızda yeniden başlamayı, bazen bir çizgiyi silip yerine yenisini çizmeyi öğretir bize. Üstelik bunu hiç konuşmadan yapar.
Kırk yılın sonunda öğrendim ki bazı şeyleri bilmekten çok, o gerçeği yaşatmak kıymetliymiş.
Şimdi tahtanın önünde değilim belki. Ama hâlâ aynı merakla bakıyorum çocukların ellerindeki kalemlere.
Bir zamanlar nöbetçilerin koruduğu o gizli maden, bugün milyonlarca çocuğun avuçlarında bambaşka dünyaların kapısını açıyor.
Ve düşünüyorum:
Kim bilir, daha kaç küçük el o kalemi tutacak; kaç hayal onun ucundan dünyaya dökülecek, kaç çocuk kendi hikâyesinin ilk cümlesini onunla yazacak?
Belki de kurşun kalemin asıl mucizesi, yazdıklarını değil; yeniden yazabilme ihtimalini taşımasıdır.















