Herkese Merhaba,
Bu haftaki yazımda Prof. Dr. İoanna Kuçuradi’nin ardından, geride bıraktığı düşünceler üzerine yeniden düşünmek istedim. Onun yaşam felsefesi çalışmalarının özü etik, değerler ve insan hakları gibi temel konulara uzanıyordu. Yaşadığımız dünyadan göçüp giderken kıymetli düşünceler bilimsel temeller bırakan birçok düşünürde olduğu gibi onu anmanın yollarından biri, düşüncelerini yalnızca kitap sayfalarında bırakmayıp gündelik yaşamımıza taşımak zaman zaman bu düşünceler üzerinde tartışmak olabilir. Ben de bu yazıda, Kuçuradi’nin insanı ve davranışlarını değerlendirmeye ilişkin yaklaşımından yola çıkarak sosyal yaşamımızdaki ilişkilerimize bakmak istiyorum.
Yani yine gözlem yöntemi ve sorgulama yeteneğimizi kullanarak şeylerin, duygu veya durumların yaşamımıza etkisini irdeleyelim…
Mesela; bir tartışmanın ardından “O zaten bencil”, “Hiç sorumluluk almaz” ya da “Beni hiç anlamıyor” demek ne kadar kolay… Bu sözler bazen yaşadığımız kırgınlığı anlatır; ancak karşımızdaki kişiyi anlamamıza her zaman yardım etmez. Çünkü bir davranışı adlandırmakla, o davranışın içinde bulunduğu koşulları ve ilişkide yarattığı etkiyi değerlendirmek aynı şey değildir. Hepimiz ‘’Empati’’ kavramını bir sohbette bir TV yayınında veya radyoda bir söyleşide duymuşuzdur. Biliriz bilmesine de ne kadar uyguluyoruz desem çoğunluğun serzenişini duyar gibiyim…
Vefatının ardından Kuçuradi’nin vakfında yer verilen bir ifadesi bu konuda düşündürücü: “Bir kişiyi ele veren değer yargılar değil değerlemeleridir” — yani kişinin fiilen yaptıkları, ortaya koydukları ve yaşadıkları. Ülkemizde ne zengin bir gözlem alanı var değil mi? Yani şöyle oluyor realitede sokağa çıkınca herkesin her şeyle ilgili yargıları var standartları var değerleri de… Uygulamaya gelince bu yargıyı hangi deneyimine göre koydun desek birini yargılayan başka birine mesela hiç tanımadığı biri için sarf ettiği sözleri hangi yaşam deneyimine göre söylediğini sorsak? Veyahut şöyle desek benzer yollardan deneyimlerden geçtiniz mi siz bu yaşamda aynı konuda ne yapabildiniz ne ürettiniz / fayda sağladınız? Ne olur sizce kitlenin cevabı?
Bugün sosyal medya hesabımda bir parkta yapılandırılmamış bir alanda bir arada bulunan kişilerin her birinin üzerinde aslında o esnada ne ile mücadele ettiği başından neler geçtiği yazıyordu ilginç olan şu bu parktaki X kişinin durumunu başka bir Y kişisi bilmiyor. Mesela çocuğunu parka getirmiş genç kadın yakın zamanda annesini kaybetmiş olsun hemen yanındaki diğer kadın çok istediği bir iş başvurusundan red yemiş bir başkası ağır bir hastalık geçirmiş başka biri boşandıktan bir süre sonra yeniden biriyle hayatını birleştirme sürecinde… Demem o ki sokağa çıktığımızda baktığımız siluetlerin ne kadarını gerçekten görüyoruz? Elbette burada kimsenin neyle mücadele ettiğini iletişime geçmeden bilemeyiz ama yapabileceğimiz çok önemli bir şey bunu hepimiz yapabiliriz, yapmalıyız!
‘’Nezaketli Olmak’’
Evet, hepimiz hikâyesini bilmediğimiz bir diğer yaşamdaşımıza karşı kibar ve nezaketli olarak yaşamda değerlerimize uygun yaşamaya gayret edebiliriz.
Bu düşünceyi sosyal yaşamda ilişkilerimize uyarladığımızda kendimize şu soruyu sorabiliriz: Karşımızdakini ön yargılarımızla tek bir sıfata mı indirgiyoruz, yoksa davranışlarına ve davranışlarının sonuçlarına dikkatle mi bakıyoruz?
Bu durum sadece sosyal yaşamımızda değil özel yaşamımızda da çıktıları açısından benzerdir. Örneğin eşimize “ilgisiz” demek kolaydır. Peki, ilişkide neler yaşandığını, tarafların birbirinden ne beklediğini ve bu beklentilerin nasıl dile getirildiğini de görebiliyor muyuz? “Sorumluluk almıyor” derken, somut olarak hangi davranıştan söz ediyoruz? Bu davranış diğer kişiyi nasıl etkiliyor? Biz bu durumla ilgili ne yaptık ne derece çözüm odaklı yaklaştık?
İnsanı anlamaya çalışmak, ona her durumda hak vermek ya da zarar verici davranışları mazur görmek demek değildir. Bir davranışın ardındaki koşulları anlamakla, o davranışın sorumluluğunu konuşmak bir arada mümkündür. İlişkide yaşananı küçümsemeden, kişiyi tek bir davranıştan ibaret saymadan değerlendirmek; hem sınırları hem de sorumlulukları daha görünür kılar. Yine ilişkilerden devam edecek olursak aile ve çift ilişkilerinde etiketler çoğu zaman konuşmayı kapatır. “Sen hep böylesin” dediğimizde karşımızdakini savunmaya itebilir, asıl meseleyi gözden kaçırabiliriz.
Bunun yerine ‘’Ben Dili’ni’’ kullanarak; “Bu olduğunda kendimi yalnız hissettim; bundan sonra neye ihtiyacım var?” diye konuşmak, yaşanan davranışı ve etkisini tarif eder. Böyle bir dil, her sorunu çözecek sihirli bir yöntem değildir. Ama tarafların birbirini daha dikkatli duymasına ve kendi paylarına düşen sorumluluğu görmesine alan açabilir. Belki de Kuçuradi’yi anarken kendimize yöneltebileceğimiz soru şudur: Karşımızdaki insanı gerçekten görüyor muyuz? Yoksa onu geçmişte yaşadığımız bir kırgınlığın, zihnimizde oluşmuş bir hükmün içine mi yerleştiriyoruz? Sokağımızdaki yabancılardan hayatımızı paylaştığımız yol arkadaşımızla olan ilişkimizin merkezinde bu var. Sadece ‘Bakmak’ değil ‘Görmek’ bunu yapabildiğimizde eminim ki anlamlı ilişkiler yaşama becerimiz de beraberinde artıyor olacaktır.
İoanna Kuçuradi’nin düşüncelerini kendi yaşamımıza taşımak anlam arayışımızda bu düşüncelerden beslenmek, belki de tam burada mümkün: İnsanları aceleyle tanımlamak yerine göre hemen ön yargılı olmak yerine, onları ve yaşananları daha dikkatli değerlendirmeye çalışmakta. Yani gösterilenin ardını nezaketle kabul edip görmeye gayret edebilmekte.
Sevgiler…
Uzman Aile ve Eğitim Danışmanı Filiz AÇIK















