“İnsan ruhu bir denizdir; yüzeyine bakarak derinliğini anlayamazsın.”
_ Sadi Şirazi_
Uzakdoğu’da Tao, Konficyüs, Siddhartha Gautama,
Doğu’da Şirazi, Cibran, Osho, Hayyam, M.Arabi,
Batıda Seneca, Epiktetos, Adler, Jung, Sokrates, vb…Gençlik yıllarımda yol arkadaşlarım olmuşlardır.
Şirazi’ye bir gün sormuşlar:
“İnsan neden kendisiyle sürekli çatışır? Neden çelişki içindedir?”
Şirazi şöyle anlatır:
“Bir adam, yolda ayağına taş batmış bir köpeğe rastlar. Eğilir, yarasını sarar, cebindeki son ekmeği onunla paylaşır. Ama aynı adam gece aynaya baktığında, kendi hatalarını hatırlar…
Ve kendine en ağır sözleri söyler.”
Sonra şöyle der:
“Ey insanoğlu! Başkasının ayağına batan dikeni çıkaran sen, neden kendi kalbine saplanan iğneleri görmezden gelirsin? Kendine merhamet etmeyen, başkasına sunduğu şefkatte ancak misafirdir.”
İnsan böyledir…
İnsanın yaptığı kötülüklerin başını; başkalarına uzattığı şefkat, kendine döndüğünde çoğu zaman sertleştirmesidir.
İlginç değil mi?
Küçük bir örnek verelim:
Aynaya baktığında gördüğünü beğenmez. Kendiyle başbaşa kaldığında geçmiş hatalarını affedemez. Çünkü vicdanı zihnine ileti gönderir:
“Daha iyi olmalıydın…”
Başkalarına gösterdiği hoşgörüyü, kendinden esirger. Oysa bu savaşın kazananı yoktur.
Hangi taraf galip gelirse gelsin, kaybeden yine insanın kendisidir.
Peki bu durum nasıl düzelir?
İnsan kendine karşı yumuşamayı öğrendiğinde her şey değişmeye başlar.
“Niye böyle yaptım?” diyen o sert ses,
“Demek ki o an gücüm bu kadarmış…” anlayışına dönüşür.
Geçmiş artık bir yük olmaktan çıkar. Hatıralar kalır, ama can yakmaz. Çünkü;
İnsan kusurlarıyla barıştığında, onları düşman olmaktan çıkarır. Dış dünya aynı kalsa da, iç dünyasında bir huzur doğar. Sanki ruhu, ipek bir yorganla örtülür. Ama insan bu savaşı kolay bırakmaz.
Küçük hataları büyütür, kendini yargılar.
Yıllar geçer…
Ama içindeki mahkeme susmaz. Ta ki yorulana kadar. Ve bir gün şunu anlar:
Kendine açtığın savaş, kazanamayacağın tek savaştır.
İşte o an… Yargılar susar. Kalp, kendine nöbet tutmayı bırakır. Ve içeride bir güneş doğar: Sessiz ama sıcacık.
İnsan, kendine düşman değil de yoldaş olduğunda bunu anlar.
Hayat zor olabilir…Ama artık yalnız değildir.
Çünkü en büyük zafer, insanın kendi içinde yaptığı o sessiz barıştır.
Kendine sarılmayan insanın, dünyada ne sığınacak yeri, ne de kendinden başka dönecek evi yoktur.
Size barışın yollarını tarif ettim: Peki, ben bırakabildim mi savaşı?
Tabi ki hayır…
Vicdanım ölürse belki…
O da zor görünüyor…
Sevgiyle
Emine Pişiren























