Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Güvercin Yüreğim… (IV)


12 Eylül 2020 00:00

Yorum Yapılmamış

Saat 01:00 olduğunda artık katta ki işlerim hafiflemişti. Hasta dosyalarında ki, bana ait yeşil sayfaya kısa notları da yazdıktan sonra gece nöbetimi sorunsuz sürdürecektim.
Ekrandaki hasta odalarını gösteren panoda hiçbir odanın ışığı yanmıyordu. Bu iyiye işaretti. Kat çok sessizdi. İki hastabakıcım da ortalıkta görünmüyordu. Belli ki, bir odaya çekilip dinlenmekteydiler. Huzurla arkama yaslandım.

 

Sinan’ın ay ışığındaki nemli bakışları geldi anı ekranıma.

“…Lütfen Emine, sen de bir şey söyle. Susma ne olur… Ben bu nişanı atmak istiyorum. Bundan sonraki yaşamımı seninle devam etmek, seninle büyümek istiyorum…”

 

Sinan’ın beni sevdiğine emindim. Suskun yüreğim nedense, şu dakikalarda ona kapısını kapatmıştı. Aklımın karışmasına mantığım elvermiyordu.
Niçin bir yıldır bana, nişanlı olduğunu söylememişti?
Korkusu beni kaybetmekse, aha şimdi de kaybedecekti!..
Aklımın alabora olmasına izin vermeyen sorular yanıtsız kaldıkça, sol yanım adeta katılaşmaktaydı. Böylece mantığımın kontrolü bende oluyordu. Suskunluğumu bozmuştum:

” Sinan, nişanlın da aynı okulda mı?”

Konuşunca heyecanla ellerimi avuçlarına aldı. Ellerim buz gibiydi.

” Evet aynı bölümde okuyoruz. Şey aşkım… Sen üşüyor musun? Ellerin neden böyle soğuk?..”

“Hayır üşümüyorum. Üzüldüğüm anlarımda ellerimde ısı kaybı olur…” konudan uzaklaşmak istemiyordum.

Sorularıma yanıt almalıydım. Çünkü bu gecenin devamı olmayacak, gibi yoğun bir his vardı içimde.

“Hımm. Demek onunla 4 yıl birliktesiniz…”

O halâ ellerimi ısıtmak için ovalıyordu.

” Evet… 4 yıldır sürüyordu ilişkimiz.”

Öfke, sinsice sol yanımdan burnunun ucuna doğru yayılırken asıl önemli olan soruma yanıt almak istedim:

“O seni seviyor mu Sinan?”

“Evet, seviyor aşkım.”

Kısa bir suskunluk arasında mantığımın sesine kulak verdim:
‘Eğer üç soruma, üç evet alırsam Sinan’ı vedasız terk edecektim.’
Ve üç EVET’i de almıştım.
Saatime baktım. Ayışığında 22:00’yi göstermekteydi.

 

“Ah, vakit ne çabuk da geçmiş! Kata geç kalmamalıyım. Sinan bu konuyu daha sonra konuşalım mı?”

Ayağa kalkmaya çalıştım. Ama kalkamamıştım. Sinan ellerimi sıkıca kavradı. Avuçlarına hapsetmişti.

“Hayır Emine, hayır! Senden net bir yanıt almadıkça seni şurdan şuraya dahi gitmeni istemiyorum. Beni bu halde bırakmana izin vermeyeceğim!”

“Bak Sinan, tam 4 yıldır o kızla birliktesiniz. Üstelik kız halâ sana aşık. Ve de nişanlısın. Ve de bir yıldır da her ikimiz arasında mekik dokumuşsun..!”

Sözcüklerim geceyi acı acı yırtıyordu. Nokta virgül koymadan konuşuyordum.

“…Lütfen biraz empati kurar mısın yokluğumda? Acaba Emine’nin yerinde ben olsaydım nasıl düşünürdüm? Kararım ne olurdu? Diye…”

“Gecikmemeliyim Sinan.”

Ellerim terlemişti. Avuçlarından ellerim kolayca kaymıştı. Hızla oturduğum banktan kalktım. Çantamı omzuma asıp bir kaç adım ilerledim.

“Hoşçakal Sinan…”

“Dur lütfen! Beni böyle yarım bırakma! Gitme kal benimle! Ne olur kal. İnan, iyi değilim, şu an…”

Sol yanımın kapısı acı bir duyguyla aralanmaktaydı. Siyah nemli kirpikleri arasındaki misket gibi parıldayan gözlerine kısa bir süre baktım.

 

“Birlikte yürüyelim, ama lütfen konuşmayalım. Düşünmek istiyorum. Çünkü şoklardayım. Hangi insan böylesi bir kararı hemen verebilir ki?…” Dediğimde,

“Tamam, söz… Susuyorum canım. Yeter ki, biraz daha seninle olayım…” der demez elimi umutla tuttu.
Yürürken suskunduk. Gece gibi…
Çalıştığım yere gelene kadar konuşmamıştık. Ta ki köşedeki manava gelinceye kadar.

 

“Ayy, kapanmış!” Diye manavın ışıklarında parlayan yeşil elmalara imrenerek bakışımı yakalamıştı Sinan.

Hastanenin kapısında sessizce ayrılmak zorunda kalmıştık. Kapıdaki görevliyle selamlaşıp hızlı adımlarla içeri girdiğimde artık gözyaşlarımı tutamamıştım.

“Miss. Gürbüz iyi nöbetler.”
Başımı kaldırdığımda aşina bir yüzle karşılaşmıştım.

“Teşekkür ederim. Buyrun…”

“Şeyy… ben… 435 no’lu hasta annem olur da…O sizin için bunu düşünmüş. Sizden çok memnun da…”
Birkaç saat önceki yaşadıklarımdan tatlı bir sürprizle ayrılmıştım.
Karşımda Zeki Alasya durmaktaydı. Demek ki, gözlerinden katarakt ameliyatı olan hastamızın oğluydu. Heyecanlanmıştım.
” Ah, niçin zahmet etmiş ki…Bizim görevimiz onu mutlu etmek zaten…”

Kıkırdadı.
Ona hayranlıkla bakarken, izlediğim filmlerdeki aynı rolü oynayan sanatçı gibiydi. Ne kadar da doğaldı..!
Aynı ekranlardaki gibi gülüyordu. Ona sus işareti yapmak zorunda kalmıştım, ister istemez. Çünkü sesi koridorda yankılanmaktaydı.
Elinde tuttuğu paketi bana doğru tekrar uzattı. Hafiften gülüş uzattı gözlerime.

” Elimde kaldı.” Dedi usul usul yanıma yaklaştı.
Paketi teşekkür ederek açtım. Keçi tüyünden el örgüsü bir kazaktı.
Zeki Alasya ışıl ışıl bakışlarıyla beni tartıyordu.

” Annem örgü örmeyi çok sever de…Özellikle sevdiklerine hediye etmeyi daha çok sever…”

O mahcup mahcup konuşurken, bakışlarımı muhteşem örülmüş kazaktan ayıramıyordum.

“Çok beğendim, çook… Şimdi anlaşılıyor annenizin niçin katarakt olduğu…”

Kazağı çabucak poşetine yerleştirdim.

” Bugüne kadar aldığım en güzel, en kıymetli hediyeydi. Cidden çok teşekkür ederim Zeki Bey. Anneniz uyuyor mu?”

” Bende şimdi sevindim ya. Evet az önce uyudu. Merak etmeyin ablam yanında.”

Onu tatlı gülüşümle uğurladım.
Tam o esnada deskteki telefon çalmaya başladı.
Ahizeye uzanıp açtım. Santral memuresiydi.

” Alo Miss. Gürbüz telefonunuz var.”
” Kim miş?”
” Adının Sinan olduğunu söyledi. Yami hayranlarından bir erkek, gibi geldi bana.”
Kıkırdayan sesini dövesim gelmişti. Ama o kahve molalarında kısa sohbet yaptığım arkadaşımdı. Başkası olsa sesim daha sertleşirdi.

” Ayşennn… Sana bundan böyle kahve de yokk. Tamam mı şeker… Yanıt vermiyor, de gitsin.”

” Amann, tamam be! Sana şaka da yapılmıyor.”

Kapatır kapatmaz telefon yeniden çalmıştı. Anlaşılan Sinan durmayacaktı.
O sırada bayan hastabakıcı yaklaşmaktaydı.

” Nermin hanım siz bakar mısınız? Ben 435’e gidiyorum.”

Hastabakıcı ahizeyi eline alır almaz benden yana seslendi.

” Bayan Gürbüz, danışmada size verilmek üzere bir paketiniz varmış. ”

O an bana “kal” gelmişti..!

Hasta bakıcımın soru soran bakışları karşısında çabuk toparlamıştım kendimi.

” Nermin Hanım, onu siz alabilir misiniz? Şu serumu takmam lazım da…”

Hasta odasına girmeden önce kalbimdeki atışları kontrol etmek imkansızdı!
Bu gece üst üste iki sürpriz beni içine çekmekteydi.

Zeki Alasya…
Ve de danışmada ki gizemli paket..!
Acaba o paketin içinde ne vardı?

 

Devam edecek

Emine Pişiren/ Akçay

Okunma Sayısı: 267

Yazarın Diğer Yazıları

Acaba O Yer Halâ Yerli Yerinde mi?

Akçay’ı özlemiş bir vatandaşımız “Akçay Edremit” grubunda şöyle sormuş. “30 yıl önceki iğde ağaçları, deniz...

Bilgi Bahçesi de Neymiş?

Bugün sizinle farklı bir pencereden bakmak istedim. Ben bir hayvanseverim. (Acaba?) Tam 20 yıl evimde...

Düşmanı Arama Boşa, Onlar Yanıbaşında!

Orada bir ülke var. Adı Azerbeycan… Ve orada, yıllar önce mazlumların çok kanları dökülmüştür. Toprakları...

Filler Ülkesi

Akçay’a ilk geldiğimde arkadaşım; “Filler ülkesine hoş geldin,” diye karşılamıştı bizi. O gün gülüp geçmiş,...

Eğitimde Terlemeyen Savaşta Kan Döker..!

EĞİTİMDE TERLEMEYEN SAVAŞTA KAN DÖKER..! Gelin sizinle yaşanmış bir kareyi empati yoluyla canlandıralım. Yıl 1992…...