Dün kaleme aldığım ‘Güç, Denge ve Türkiye’ başlıklı yazımda, Türkiye’nin sahadaki gücünü ve değişen dengeyi ele aldım.
Bugün ise o tablonun arkasındaki iradeye bakmak gerekiyor.
Dış politikada denge kurmak kadar, o dengeyi sürdürecek iradeyi ortaya koymak da belirleyicidir.
Devletler sadece sahip oldukları kapasiteyle değil, o kapasiteyi hangi kararlılıkla kullandıklarıyla da ölçülür.
Türkiye’nin son yıllarda ortaya koyduğu tabloyu anlamak için sadece sahadaki gelişmelere değil, bu süreci yöneten iradeye de bakmak gerekiyor.
Bu tablonun arkasında güçlü bir liderlik refleksi bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kriz anlarında inisiyatif alabilen, risk üstlenen ve kararlı duruş sergileyen liderliği, Türkiye’yi dış politikada farklı bir lige taşıdı.
Devlet Bahçeli’nin ise kritik dönemeçlerde ortaya koyduğu net ve devlet merkezli tutum, siyasi istikrarın korunmasında önemli bir rol oynadı.
Zor zamanlarda geri adım atmayan bir iradenin temsilcisi oldu.
Bugün Türkiye; enerji hatlarından diplomasi masalarına, sahadaki operasyonlardan küresel arabuluculuğa kadar geniş bir alanda edilgen bir aktör değil.
Oyun kuran, denge belirleyen ve gerektiğinde risk alabilen bir ülke.
Ve belki de en kritik değişim şu:
Türkiye artık kendi hikâyesini başkalarının yazdığı bir ülke değil.
Kendi hikâyesini kendi kalemiyle yazan bir aktör.
Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” vizyonuyla temelleri atılan bu yolculuk, bugün daha güçlü, daha iddialı ve daha kararlı bir şekilde devam ediyor.
Dün saygınlık arayan bir Türkiye vardı.
Bugün ise saygınlığını gücüyle pekiştiren bir Türkiye var.
Bu yürüyüş kolay değil.
Ama kararlı.
Çünkü arkasında sadece bir strateji değil, bir irade var.
Ve unutulmamalı:
Türkiye artık yön verilen değil, yön çizen bir ülke.
Bu hikâye henüz tamamlanmadı.
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
📧 yazarismailyaman@gmail.com
📞 WhatsApp: 0541 850 78 84















