Fuzuli diyor ki; “Selam verdim, rüşvet değildir deyi almadılar.” Her çağda ve devirde, hayatın her alanında rüşvet olmuştur. Kimi zaman öyle haddini aşmıştır ki, toplumlar helak olmuş, devletler yıkılmıştır.
Ünlü kudretli generalimiz vaktiyle “rüşvetin belgesi mi olurmuş” demişti. Rüşvetin belgesi olmaz ama mazereti olur.
Bu mazeretler öyle bir hal alır ki, meşru ve hayatın gerçeği haline gelir. Kimse de yadırgamaz. Hatta buna gıpta ile bakılır. Ve hatta alınması, verilmesi elzem gözüyle bakılır. “Ah bir de ben yapabilsem.”
Vaktiyle,
Yeni yetme belediye meclis üyesi iken, başkana dedim ki, “reis bağış karşılığı ilave kat- bu kaçak katın kibarcası- attırıyorsun. Bu hem suç ve hem de yarın usul haline gelir. Gel bu işten vazgeç.” Başkan “sen ne diyorsun? Ben bu paralarla vatandaşa hizmet götürüyorum. Yoksa bunca hizmetleri nasıl yapabilirim?”
Nihayetinde görevimizin bitiminden birkaç ay sonra belediyeden “müfettiş seninle görüşmek istiyor” diye haber verdiler. Varıp gittim, hoş beşten sonra müfettiş “Yakup bey sana iki soracağım” dedi. Başkan görevinde iken birincisi şunu yapmış- bunu geçiyorum- ikincisi belediyeye bağış karşılığı kaçak kat attırıyormuş, doğru mu?
“Birincisi şu müfettiş bey… İkincisine gelince, “gözlerimle görmedim ama hangi enayi durup dururken belediyeye bağış yapar?”
“Size bir şey diyeyim mi müfettiş bey” dedim. Buyur dedi. “Ünye’nin alayı bu konuda bilgi sahibi. Sizi buraya gönderen irade de biliyor ve hatta kendilerinin de –dolaylı, dolaysız- bu işlerden haberdarlıkları var, belki de faydalanmışlardır da… Amaçları sizin ve benim vasıtamla başkanın ümüğünü sıkmak. Ne sen kendini kullandır ne de beni.”
Müfettiş; “Var git işine Yakup Bey, gereğini yaparım, merak etme.” Müfettiş geldiği gibi gitti.
Malum, sonraki yıllar çeşit çeşit icatlar, yöntemler çıktı. Ama hepsinin de amacı “halkın menfaati içindi.”
Vaktiyle mesela; Bir müşterimin ruhsatı eski olduğu gerekçesi ile zabıtalar inşaatını durduruyor. Vardım gittim başkan yardımcısına. Filanca yerin eski belediye başkanı. Kazanamamış Ünye Belediyesinde başkan yardımcısı olmuş.
Neyse,
Yanına vardım, kendimi tanıttım, masada kafası zar- zor görünüyor. Bir havalar, bir tafralar ki, sanırsınız ‘feriştah’. “Biz bu tür hadiselere ön veremeyiz, Ünye kanun nizam şehridir falan, filan.” Mübarek kırk kere zemzemle yıkanmış.
“Başkan sadede gelelim bunun ceremesi ne? O da bunu bekliyormuş, “cezası dört bin lira. İki bin lirasını vezneye yatıracaksın, iki bin lirayı da bana getireceksin. Festivalde kullanacağız.” Yani halkın menfaatine… Çalıştığı başkanı seçimi kaybedince o da bir büyük şehrimizde, bir ilçe belediyesinin satın alma müdürü olmuş. Acaba terfi mi ermiş oldu? !.. Kısaca her devirde “halkın menfaatine” böyle söğüşlemeler icat olunur. Bu aynı zamanda başkanın da ne kadar maharetli olduğunun göstergesidir.
Parti yönetimindeyiz; Dedim ki “yönetim kurulu üyeleri olarak gücümüze göre aidat ödeyelim. Masraf birkaç kişinin sırtına binmesin. Başkan “gerekmez, ben karşılarım” dedi. Fakat ben ısrar edince, yanımda oturan ve önemli bir kurumun müdürlüğünden emekli zat kulağıma eğildi “ben buraya başkan için geliyorum, bir de aidat mı ödeyeceğim?” Yani “başkana marabalık yapacağız ve biz de ondan nemalanacağız.” Bu da parti işi “rüşvetleşmeler.”
Mesela,
İstisnasız bütün partilerin milletvekili ve belediye başkan adayları seçim masraflarını kendileri öderler. Merkezden çok az para gelir. Yönetim der ki; “Seni biz başkan veya milletvekili yapacağız. Daha ne istiyorsun. Kendi masrafını kendin çek.” Demek ki iş daha oralardan başlıyor. Masraftan öte başka iaşeler de olabilir. Bu gizli kapaklıdır, aleni olmaz. Nadiren de olsa olur.
Bir de yurt dışından örnek vereyim size; Her ne kadar farklı ülke de olsak, amaç aynı ise yöntemler farklı olabilir. Ortak noktamız, otoriter ve fakir ülkeler olmamız. 2000’li yılların ortalarında Azerbaycan’a gittiğimde arkadaşım bana “Yakup Bey gördüğün bu makamların bir değeri var. Seni oraya atayana pul(para) vermen gerekir. “Ama maaşla bu sermaye doğrultulmaz, adam bu pulu nereden çıkaracak?” Vatandaştan dedi arkadaşım.
Fakat biz çağ atladık. Eskiden “çorba parası” vardı. Yeni yetmeler bunu bilmez. Bazen tartışmalara şahit olur veya dinlerdik. Çorbanın kalitesi üzerine… Mercimek mi yoksa Paça Çorbası mı olacak diye. Çok şükür bunda çağ atladık, bunların modası geçti.
Bu saçı kırlaşmışın hatırına gelenler bunlar. Ya aklına gelmeyenler veya gelip de yazamadıkları… Bu yazdıklarım kıssadan hisse kabilinden… Siz ne dersiniz bilemem, ben buna “meşru rüşvet” diyorum… Alan da kazanıyor, veren de…
Kokuşmuşluğun içerisinde kimse bundan rahatsız olmaz. Ne zamana kadar? Ta ki birileri görmek isteyinceye kadar. Tıpkı CHP’nin durumunda olduğu gibi. Ne yapsın garipler, hep figüranları oynadılar. Yetti gayri deyip iktidara yürümeye kalktılar. Lakin ellerine ayaklarına bulaştırdılar. Bakmayın siz onların “demokrasi” dediklerine… Maksat çorba parası…















