Türkiye’de her geçen gün artan suç olayları, toplumun adalet sistemine yönelik beklentilerini de artırıyor. Vatandaş artık sadece suçlunun yakalanmasını değil, işlediği suçun karşılığını gerçekten hissetmesini istiyor.
Bugün cezaevlerinde yüz binlerce hükümlü ve tutuklu bulunuyor. Devlet onların barınma, yemek, sağlık ve güvenlik giderlerini karşılıyor. Ancak toplumun vicdanında cevap bekleyen önemli bir soru var:
Cezaevleri gerçekten cezaevi mi, yoksa suçlular için güvenli bir yaşam alanı mı?
Bir çocuğun hayatını karartan istismarcı, bir kadının yaşamını söndüren katil, uyuşturucuyla gençleri zehirleyen suç örgütleri ve güvenlik güçlerimize saldıran caniler için cezanın caydırıcı olması gerektiğini düşünen milyonlarca insan bulunuyor.
Elbette hukuk devleti ilkesinden vazgeçilemez. Hiç kimse insanlık dışı muameleye maruz bırakılamaz. Ancak cezaevleri de yan gelip yatma yeri olmamalıdır.
Cezaevi; çalışmanın, disiplinin, kuralların ve sorumluluğun olduğu yer olmalıdır.
Hükümlüler üretime katkı sağlamalı, çalışmalı, meslek öğrenmeli ve topluma verdikleri zararın karşılığını emekleriyle ödemelidir. Taş ocaklarında, kamu projelerinde, üretim tesislerinde veya devletin belirleyeceği çalışma alanlarında denetimli şekilde çalıştırılmaları hem üretime katkı sağlayacak hem de cezanın caydırıcılığını artıracaktır.
Ceza Korkusu Yeniden Oluşturulmalıdır.
Bugün toplumun en büyük beklentilerinden biri suçun önlenmesidir. Bunun yolu da suç işleyen kişinin cezasız kalmayacağını ve işlediği suçun bedelini ağır şekilde ödeyeceğini bilmesinden geçmektedir.
Bir dönem insanlar suç işlemeyi düşünürken dahi sonuçlarından çekinir, cezaevine girmeyi hayatlarının en büyük kaybı olarak görürdü.
Günümüzde ise birçok vatandaş, özellikle ağır suçlar karşısında cezaların yeterince caydırıcı olmadığı düşüncesini taşımaktadır.
Özellikle çocuk istismarı, kadın cinayetleri, terör suçları, uyuşturucu ticareti, organize suçlar ve kamu güvenliğini hedef alan suçlarda cezaların gözden geçirilmesi gerektiğini savunan geniş bir kesim bulunmaktadır. Toplum vicdanını yaralayan suçlarda infaz sisteminin daha caydırıcı hale getirilmesi, şartlı tahliye uygulamalarının yeniden değerlendirilmesi ve ağır suçlara ağır yaptırımlar uygulanması kamuoyunda sıkça dile getirilmektedir.
Dünyanın bazı ülkeleri suçla mücadelede çok daha sert güvenlik politikaları uygulamaktadır. Özellikle CECOT, suç örgütlerine karşı devlet otoritesinin sembollerinden biri hâline gelmiştir.
Türkiye’de de özellikle ağır suçlardan hüküm giyenler için yüksek güvenlikli, disiplin esaslı ve caydırıcılığı ön planda tutan cezaevi modelleri tartışılmalıdır.
Cezaevleri; televizyon izlenen, zaman geçirilen ve gün sayılan yerler olmaktan çıkmalı, disiplinin, üretimin ve sorumluluğun merkezleri hâline gelmelidir. Hükümlüler çalışmalı, üretmeli ve topluma verdikleri zararın karşılığını emekleriyle ödemelidir. Boş geçen her gün, hem devlet bütçesine hem de adalet duygusuna zarar vermektedir.
Çünkü cezaevine girmeyi düşünen herkes şunu bilmelidir:
Orası rahat edilecek bir yer değildir.
Orası suçun bedelinin ödendiği yerdir.
Hiçbir anne evladını korkuyla sokağa göndermek istememeli, hiçbir kadın can güvenliği endişesi yaşamamalı, hiçbir vatandaş suçluların cesaretlendiği bir toplumda yaşamak zorunda bırakılmamalıdır.
Adaletin temel amacı intikam değil, toplum düzenini korumak ve suçun tekrarını önlemektir.
Toplumun beklentisi intikam değil, adalettir.
Ancak adaletin caydırıcı olmadığı yerde suç cesaret bulur. Suçlunun korkmadığı bir sistemde masumlar kendini güvende hissedemez.
Devletin merhameti mağdura, mazluma ve suçtan zarar görene olmalıdır. Hukukun kararlı yüzü ise toplum huzurunu bozanlara karşı tavizsiz şekilde uygulanmalıdır.
Cezaevleri otel değildir.
Cezaevleri suçluların dinlenme yeri değil; yaptıkları yanlışların bedelini ödedikleri, çalıştıkları, disiplin altında yaşadıkları ve topluma yeniden kazandırılmaya hazırlandıkları yerler olmalıdır.
Çünkü suçlunun korkmadığı yerde masum korkar. Güçlü devlet ise masumu korkutan değil, suçluyu hukukun gücüyle caydıran devlettir.
Güçlü devlet, suç karşısında kararlı duran devlettir. Güçlü adalet ise yalnızca suçlunun değil, mağdurun ve toplumun vicdanını da koruyan adalettir.
Cezaevi otel değildir; suçun sonuçlarının hissedildiği, adaletin caydırıcılığının görüldüğü ve toplum huzurunun korunduğu yerdir.
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
📧 yazarismailyaman@gmail.com
📞 WhatsApp: 0541 850 78 84
















