Bazı iyilikler vardır; yapıldığı anda yalnızca bir insanın yüzünü güldürür. Bazıları ise sessizce yoluna devam eder. Bir kalpten diğerine, bir evden başka bir eve, bir insandan hiç tanımadığımız başka insanlara ulaşır. İlk bakışta küçücük görünen bir davranış, hiç hesaplamadığımız kadar büyük bir değişimin başlangıcı olabilir.
Bir kapıyı tutmak, yaşlı birinin poşetini taşımak, zor bir gün geçiren bir arkadaşımıza “Nasılsın?” diye gerçekten sormak, otobüste yer vermek, bir çocuğun başını okşamak, hata yapan birine ikinci bir fırsat tanımak…
Bunların hiçbiri dünyayı bir gecede değiştirecek olaylar gibi görünmez.
Ama belki de dünyayı değiştiren şey tam olarak budur.
Çünkü hayat yalnızca büyük kararların, büyük başarıların ve büyük insanların hikâyesinden oluşmaz. Asıl hayat, milyonlarca insanın her gün birbirine dokunduğu o küçük anlarda kurulur.
Bir insanın bütün gününü değiştirmek için bazen birkaç saniye yeter.
Sabah işe giderken yüzü asık bir temizlik görevlisine içten bir “Kolay gelsin” demek, onun için sıradan bir cümle olmayabilir. Günlerdir kendisini görünmez hisseden birinin fark edildiğini anlaması, insanın kendisine bakışını değiştirebilir.
Bir öğretmenin öğrencisine, “Sana inanıyorum,” demesi de böyledir.
Belki öğretmen o cümleyi akşam eve gittiğinde hatırlamayacaktır. Fakat öğrenci, yıllar sonra bile hatırlayabilir.
İyiliğin en güçlü tarafı biraz da burada saklıdır: Etkisinin ne kadar süreceğini çoğu zaman yapan kişi bilmez.
Modern hayat bize başarıyı görünür olmanın ölçüsü olarak öğretiyor. Daha çok kazanmak, daha çok tanınmak, daha çok konuşulmak, daha fazla beğenilmek…
Oysa insanın gerçek değeri, kaç kişinin kendisini gördüğünde değil; kaç kişinin onun sayesinde kendisini değerli hissettiğinde ortaya çıkar.
Belki de çağımızın en büyük ihtiyaçlarından biri budur: Görülmek.
Kalabalık şehirlerde milyonlarca insan birbirinin yanından geçiyor. Aynı kaldırımlarda yürüyor, aynı otobüslere biniyor, aynı iş yerlerinde çalışıyor, aynı apartmanlarda yaşıyoruz. Fakat birbirimizin hayatına ne kadar dokunuyoruz?
Bir insanın maddi ihtiyacını karşılamak elbette değerlidir. Fakat bazen bir insanın ihtiyacı para değil, yalnız olmadığını bilmektir.
Bazen bir telefon.
Bazen kısa bir mesaj.
Bazen sessizce dinlemek.
Bazen de hiçbir şey söylemeden yanında durmak…
İyilik her zaman büyük fedakârlıklar gerektirmez.
Çünkü iyilik, önce niyettir; sonra davranışa dönüşür.
Küçük bir iyiliğin başka bir insana geçme ihtimali de vardır.
Buna belki “iyiliğin zinciri” diyebiliriz.
Bir insan zor bir gününde gördüğü anlayışı unutmaz. Ertesi gün aynı anlayışı başka birine gösterebilir. O kişi, aldığı desteğin etkisiyle bir başkasının yükünü hafifletebilir.
Böylece ilk iyiliğin sahibi, hiçbir zaman tanımadığı insanların hayatında bile görünmez bir iz bırakır.
Tıpkı suya bırakılan küçük bir taşın oluşturduğu halkalar gibi…
Taş küçüktür.
Ama halkaları genişler.
İnsan ilişkileri de böyledir.
Bir tebessümün nereye kadar ulaşacağını, bir güzel sözün hangi yaraya merhem olacağını, bir yardımın kaç kişiyi harekete geçireceğini önceden bilemeyiz.
Belki de iyiliğin en güzel yanı budur: Sonucunu kontrol etmeden yapabilmek.
Toplumlar da bireyler gibi davranır.
Bir toplumun güven duygusu yalnızca yasalarla, kurumlarla ve büyük projelerle oluşmaz. Günlük hayattaki küçük davranışlarla da inşa edilir.
Sıraya kaynak yapmamak…
Engelli bir bireyin geçişini engellememek…
İhtiyacı olana yol vermek…
Çalışanın emeğine saygı göstermek…
Bir çocuğun yanında başka insanları küçümsememek…
Yaşlı bir insanı acele ettirmemek…
Birinin hatasını yüzüne vurmak yerine ona düzeltme fırsatı vermek…
Bunlar küçük davranışlar gibi görülebilir.
Oysa medeniyet dediğimiz şey, biraz da bu küçük davranışların milyonlarca kez tekrarlanmasıdır.
Büyük toplumları büyük yapan yalnızca gökdelenleri, yolları, teknolojileri veya ekonomileri değildir.
Birbirine nasıl davrandığıdır.
Belki bugün hepimizin kendisine sorması gereken basit bir soru var:
“Bugün bir insanın hayatını, farkında olmadan da olsa, biraz olsun kolaylaştırdım mı?”
Bu sorunun cevabı dünyayı değiştirmeyebilir.
Ama bir insanın dünyasını değiştirebilir.
Ve bazen bir insanın dünyasının değişmesi, sandığımızdan çok daha büyük bir başlangıçtır.
Çünkü iyilik, gösterişli olmak zorunda değildir.
Kameraya ihtiyaç duymaz.
Alkış beklemez.
Manşet istemez.
Hatta çoğu zaman sessizce yapılır ve sessizce unutulur.
Fakat insan kalbinde bıraktığı iz, hiç de sessiz değildir.
Bugün birine küçük bir iyilik yapın.
Bir teşekkür edin.
Birini gerçekten dinleyin.
Birinin yükünü biraz olsun paylaşın.
Kırgın olduğunuz birine yumuşak bir cümle kurun.
Yardıma ihtiyacı olan birini görmezden gelmeyin.
Bunların hiçbiri tek başına dünyayı değiştirmeyebilir.
Ama belki bir insanın gününü değiştirir.
O insanın yarınını…
Belki bir başka insanın hayatını…
Ve belki hiç tanımadığımız insanların dünyasını.
Çünkü büyük değişimler her zaman büyük adımlarla başlamaz.
Bazen yalnızca küçücük bir iyilikle başlar.
Ve insanlık, belki de en çok böyle çoğalır.
Mehmet GÖKSELLİ
Editör-Yazar-Yayın Kurulu Üyesi-Denetmen















