Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Deve İnsanı

Mehmet Serdar VURAL

24 Nisan 2009 00:02

2 Yorum

Bu konuda bir daha yazmaya hiç niyetim yoktu ama “adalet” ya da “tehdit” adı altında ağzından salyalar saça saça hem bu ülkenin tüm çağdaş değerlerini bitirmeye hemde bu değerleri savunmaya çalışanları aşağılık yöntemler kullanarak yıldırmaya çalışanlar, kıçlarını yaladıkları patronlarının gönlünü hoş tutmak, hoca efendilerinin ayetvari buyruklarını yerine getirmek için olur olmaz heryere saldırmaya başlayınca, elleri kelepçeye uzatmaktan başka çare kalmadı. 

Bu “dalga” lar neden yapılıyor? Neden başladı “ergenekon” rezaleti? Devlet’e karşı darbe yapmak isteyenleri engellemek için değil mi? Kim bu darbe yapmak isteyenler, neden darbe yapmak istiyorlar ve en önemlisi şu korunmaya çalışılan, çok önemsenen, uğruna olur olmaz işlerin yapıldığı “devlet” kim veya ne? 

Soruları sondan başlayarak yanıtlamaya başlarsak, F.G, A.G, R.T.E,  ve avanesinin uşaklığını yaptığı bir ermeni, pkk, yahudi lobileri grubu var. ABD bu grupları destekliyor, son seçimlerde özellikle ermeni lobisinin rolü tartışılmazdı çünkü kendisisinin yıllardır peşinde olduğu bir büyük ortadoğu projesi var. Bu projeyi gerçekleştirmek için her yolu deniyor. Bu hikaye aslında çok uzun ve zorlu bir uğraşın hakayesidir. Bunu da herkes bilir. F.G, A.G, R.T.E ve şaklabanlar grubu yıllar öncesinden özellikle seçilmiş yetiştirilmiş, beslenmiş ve zamanı geldiğinde düğmeye basılarak devreye sokulmuş bir mekanizmadan başka birşey değildir. Ama onların bile yaptıkları işe bu kadar odaklanabilmleri için mutlaka bir “ideal” gerekiyordu. Yani bir nevi öne atılan kemik . . . 

Bu “ideal” Türkiye Cumhuriyeti’nin M.K Atatürk’ün öngördüğü bir gelecek içermediğini zaten biliyoruz. Önce Atatürk’ü peygamber gibi gösterip, sonra zaten 40 yılda körcahil hale getirip hurafelerle kandırdığın halkın gözünde Hz. Muhammed ile aynı kefeye oturttunmu, iş tamam. Gördüğü herhangi bir Arapça yazı önünde bile kendini yerlere atan, duygulanıp ağlayan, verecek başka hiçbirşeyi olmadığı için sadece hayatını verebilen bir Türk – Müslüman kitle zaten hazır. Şeyhin ağzından çıkacak herhangi bir sözcük onlar için Yaratan emri olduğu için Atatürk’ü bu güruhun gözünden düşürmek hiç zor değildi. 

Kurulmak istenen, büyük ortadoğu projesinin ötesinde, çok daha vahim bir tezgah. Bir yanda doğal zenginlikler vce su havzaları, diğer yanda stratejik önem, yani sizin anlayacağınız, zekasından her daim şüphe ettiğim bir “gazeteci” (???) nin söylediğine geliyor laf; “Türkiye Türk’lere bırakılacak kadar değeresiz değildir.”

 Ama bunu gerçekleştirebilmesi için ABD’nin Avrupa ülkelerinin desteğine ihtiyacı vardı. Avrupa ülkeleri ise hiç tereddüt etmeden Sevr’i ABD’nin önüne koyuverdiler. ABD kabul etti ama bir konuda pürüz çıktı; kürtler. Çünkü verilmiş sözler vardı ve görüldü ki 1990 larda tamamen bitme aşamasına gelen pkk, 6-7 yıl içinde resmi ve gayrıresmi yollardan ülkenin hemen heryerinde istediği atı oynatıyor ve istediğini alıyor. Hele meclisteki rezalet tam bir son perde. 

Tüm bu hengame içinde ise Cumhuriyet’e ve O’nun değerlerine bağlı olanlar, örgütlenmek istedi, çünkü tehlikeyi sezmişlerdi. Kendilerine Müslüman diyen, ama bırakın Müslüman olmayı, Yaratan inancından bile yoksun bir avuç kukla köle, Atatürk ve Cumhuriyet düşmalığını yine aynı ikilinin sunduğu demokratik haklar sayesinde yok etmek için harekete geçmişlerdi ve işin kötüsü kültürsüzlük, eğitimsizlik ve bilinçsizlikle yoğrulmuş bu güruh, peşlerine tıpkı kendileri gibi bir kitleyi de takmışlardı. Bu densizler güruhu bu örgütlenmeyi görecek, değerlendirecek ne birikime ne de altyapıya sahip değildi ama esas uyarılar ve emirler ABD’den geldi. Hazırladığı pastanın tehlikede olduğunu farkeden ABD düğmeye basıp kapıları açtı ve ergenekon rezaletini oluşturacakları serbest bıraktı, gerisi ise zaten bildiğiniz rezillik. 

Herşeyi anlıyorum çünki inancıma göre her sonuç iyi veya kötü bir sebebin eseridir ama ÇYDD ve rektörler tutuklamalarını anlamıyorum. Öc almak ise derdin her bir şekilde kulp takarsın, kakpatırsın derneği olur biter. Rezil etmek istiyorsan, elinin altındaki gazeteleri, tv kanallarını kullanır, küçük düşürme kampanyaları düzenlersin, o zaman da olur ama Türkan Hoca”yı içeri almak??? İşte bu çok büyük bir hata. Yani neresinden bakarsanız bakın hata. Düşman kazanıyor ve varolan düşmanlarına fırsat tanıyorsun, ki, en büyük hata. Arkanı nereye dayamış olursan ol kendi taktiğine ihanet ediyorsun ve bu uğraş bu topraklarda nasıl tokat yet en iyi sen biliyorsun çünki 15 yıldır türbanı sömüren sensin. Anlamıyorum, gerçekten anlayamıyorum. Hele hoca gözaltına alındıktan sonra gazete adı altındaki rezil kuruluşların “ilahi adalet” demesi tamamen ahmaklık. Bu gerizekalı sürüsü yarın başlarına ne geleceğini gayet iyi biliyorlarmış gibi atıp tutuyorlar ya, neremle güleyim bilemedim. Daha kendi içlerindeki aşağılık sapığı adam edememiş bu it gurubu, Yaratan adına, sanki O öyle öngörüyormuş, sanki herkesin içindeki Yaratan’ı biliyormuş, sanki Yaratan’ın insanı sevgisinden yarattığını bilmezmiş gibi . . .  

Darbe yapacağı iddia edilenlerin gerekçeleri ile  hikayeleri böyle iken, madalyonun diğer yüzü daha ilginç!

Devleti savunanlar! Yani A.G, R.T.E  ve diğerleri. 

Balık hafızalı bir toplum olduğumuzu gayet iyi biliyorum ama yine de isterseniz hafızalarımızı bir tazeleyelim. 

Şu an Cumhurbaşkanı olan ( kesinlikle benim değil- hatta bin tane işkenceden geçeceğimi bilsem de DEĞİL!) Abdullah Gül, Başbakan olan ( O da değil) Recep Tayyip Erdoğan, ve diğerleri yıllarca “devlet, devlet” diye ağızlarından irin kusmadılar mı?Her fırsatta devletin mekanizmalarına ( dikkat edin, o mekanizmaların başında bulunanlara değil) zarar verebilmek için ellerinden geleni yapıp, hatta AİHM’ne dava açan, iktidarda olduklarında bile, Türkiye Cumhuriyeti’ni diğer uluslara, uluslararası toplantılarda şikayet edenler bu adamlar değil mi? Sırf patronları istedi diye, Türkiye Cumhuriyeti’ne zarar verip, O’nu yok edebilmek için dünyada görülmemiş bir toprak satışına kalkışanlar da bu adamlar değil mi? Hemde göstere göstere, hemde bağıra çağıra? Bilinçsizliğin ve kör cahilliğin yürüyen, ne yazık ki aynı oksijeni tükettiimiz zavallı canlıları değil mi bunlar? Yanılıyormuyum? Türkiye Cumhuriyeti’nin bugüne değin görmediği yağmayı bizzat yaşayan ve yaşatan bu adamlar değil mi? 

Hangi devlet adına, hangi devleti koruyor bunlar? Samimiyetlerine inanmalımıyım?

Eğer bu devleti korumak, benim yaptığım da hakaret etmek ve vatana ihanet ise, kellem burada, korkmayın, yazın büyük puntolu harflerle . . . 

Ama ya tam tersi ise? 

Yaratan ile yüreğim arasındaki bağ sağlam ise, ben sarhoşken de geçerim o köprüden sen meark etme.

Baş secdeye vardığında yürek saklanmaz, biliyorsun değil mi? 

Mavi Günler    

Okunma Sayısı: 119

Yazarın Diğer Yazıları

Şarkının Adı “Acıtır”

Bir şarkının sözleri sizi özgürleştirebilir mi? Başka bir sürü ruh haline sokabilir ama gerçek anlamda...

Türban ve Sorular

Türkiye Cumhuriyeti’nin temelden yanlış olduğunu düşünen, bu topluma kök salmış, toplumdan biri gibi görünen ama...

Dinin Dili

Türkiye son kırk yıldır yoğun bir din ve dinci baskısı altında. Bir yanda insanlar, kendilerine...

Terbiyeli Fazıl

Fazıl Say hem arabesk hemde pop müziği kültüründen ne kadar canı yandığını bağıra çağıra, ağır...

Padişahım Çok Yaşa

Referandumda evet / hayır tartışması aldı başını gidiyor. Bu işin içinde olan olmayan herkes neden...

Yazıya Yapılan Yorumlar

  1. idris dedi ki:

    Merak ettiğim şudur ki;Türkiye de türkülerini miğdesinin sol bölümünden okuyan kusura bakmayın ama iki-üç kitap okuyup kendini AYDIN zannedip milleti cehaletle suçlayabilen acınması gereken insanlar bezlerine basıldığında günümüzün oscarlı filmlerine taş çıkartıcak senaryoları yazabilmekte çok cesurlar bu biraz garip değil mi????(sormuştum tekrar sormakta ısrarcıyım;neden söylemediği sözler ona atfedilip yansıtılmakta ve bunu kimileri farkedince Atatürkten çok da hoşnut olamayınca sesiniz çıkmaz,neden??

  2. burcu dedi ki:

    Durumu açıkca ortada(sadece bu kelimelerin bile hafif ve kifayetsin olduğuna inanıyorum)üzerine söylenecek bir tek kelime yok.Belkide “var ama yok” demek daha yerinde.

    Uyuyan güzeller “ne zaman uyanacak”, Süslü şirinler “ne zaman vazgeçecekler ellerindeki aynadan cımbızdan” ve salınmış bir hastalık gibi kol gezen zift karası cehaletten ne zaman silkebilecek Türkiye yakasını? Ve biz, daha ne kadar bağırmak zorunda kalacağız “ÇAĞDAŞ TÜRKİYE” diye. Mücadele de yorulmayacağız, yılmayacağız. Nazım göremedi, Deniz de göremedi belki ben ve çocuğumda göremeyeğiz biliyorum. Ama bir o kadar daha bildiğim ve emin olduğum birşey var ki o da
    “yıkılmadan Atatürk evladına yakışır çizgiyi bozmadan ilerleyip “O” günün geleceğine vesile olacağımızdır