Bir zamanlar cuma günleri camilerimizin kapıları dolup taşardı. İmamlar namaz öncesinde, “Cemaat, safları sıklaştıralım” diye seslenirdi. Bu söz yalnızca namaz düzenini değil, aynı zamanda birlik, beraberlik ve kardeşliği de anlatırdı. Bugün ise birçok camimizde bu cümleyi daha az duyuyor, saf aralarında daha fazla boşluk görüyoruz.
Son yıllarda ülkemizin birçok bölgesinde modern mimariye sahip yeni camiler inşa edildi. Kütüphaneleri, gençlik merkezleri ve sosyal alanlarıyla camiler daha kapsamlı mekânlara dönüştürülmeye çalışıldı. Yeni imamların görevlendirilmesiyle gençlere ulaşılması ve dini hayatın canlı tutulması hedeflendi. Ancak bütün bu gelişmelere rağmen özellikle cuma ve dini günlerde bazı camilerimizin beklenen kalabalığa ulaşamadığını görüyoruz.
Peki neden?
Elbette bunun tek bir sebebi yok. Şehirleşme, yoğun çalışma temposu, ulaşım sorunları, kuşaklar arasındaki farklılıklar ve bireyselleşme önemli etkenler. Gençlerimizin camilerle bağının zayıflaması ise ayrıca üzerinde düşünmemiz gereken ciddi bir mesele. Çünkü gençleri camiden uzaklaştıran her neden, gelecekte cemaat kültürünün daha da zayıflamasına yol açabilir.
Camilerin sayısını artırmak elbette önemlidir.
Fakat asıl mesele, o camilerin içini cemaatle doldurabilmektir. Çünkü cami sadece taş, kubbe ve minareden ibaret değildir. Cami; insanın huzur bulduğu, komşusuyla tanıştığı, ihtiyaç sahibinin elinden tutulduğu, çocukların ve gençlerin değerlerle buluştuğu bir gönül merkezidir.
Bir başka önemli konu da bağış kültürüdür.
Mahallemizdeki caminin ihtiyaçları dururken sürekli “Falanca camiye para toplayalım” anlayışını sorgulamalıyız. Önce kendi camimize sahip çıkmalıyız. Elektriğinden bakımına, temizliğinden kitaplığına kadar ihtiyaçlarını karşılamak için gönüllü ve şeffaf bir dayanışma oluşturmalıyız. Ancak imkânı kısıtlı mahallelerdeki camiler de unutulmamalı; imkânı güçlü bölgelerden ihtiyaç sahibi camilere destek ulaştırılmalıdır.
Camilerimizi yeniden doldurmak istiyorsak sadece bina yapmaya değil, gönül yapmaya da yatırım yapmalıyız. Kürsülerde ayrıştırıcı değil, kucaklayıcı bir dil hâkim olmalı.
Çocuklara baskıyla değil sevgiyle yaklaşılmalı. Gençler dinlenmeli, onların dünyasına ulaşacak yöntemler geliştirilmelidir. İmamlarımız da sadece namaz kıldıran değil, mahallesinin derdiyle ilgilenen, gençlerle konuşan, yaşlıların kapısını çalan rehberler olmalıdır.
Unutmayalım: Camilerin kapısını açık tutmak yetmez; gönüllerin de o kapıya yönelmesini sağlamamız gerekir. Saflarımızı yeniden sıklaştırmanın yolu, önce birbirimize sahip çıkmaktan geçer. Camiye sahip çıkmak, aslında komşuya, mahalleye, gençlere ve toplumun ortak değerlerine sahip çıkmaktır. Bugün hep birlikte kendimize şu soruyu sormalıyız: Camiler var, peki cemaat nerede?
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
📧 yazarismailyaman@gmail.com
📞 WhatsApp: 0541 850 78 84
















