Başını salladığında para istiyor, demekti. Yalnız verdiğin, nikel para olacak, kâğıt olmayacaktı. Sırtında montu, özel dikili cepler, bozuk para doluydu. Cebindeki bozuklukları sallasa para istemiyor, demekti.
Genç, Kasabada “bozuk para” diye çağrılıyordu. Kimseye zararı olmaz kendi halindeydi. Nerede kaldığını bilen de söylemezdi. Başını sallıyorsa, beş on ne ise vereceksin. Vermezsen başını sallamaya devam ediyordu. Bazıları oyun olsun diye gazoz kapağını düzleştirip para gibi veriyordu. O zaman da bozuk para diyerek ağlıyordu.
Eline beş kuruş bırakırsan ağlamayı keserdi. Açıkmışsa fırına sallanarak gider ve başındaki bereyi sıcağa rağmen, çıkartmazdı. Avuç dolusu parayı fırıncıya verirdi. Ekmek ve helva alır, fırında yer ve dışarıya çıkmazdı. Fırıncı para almazsa ağlar. Ayağında kara lastikleri de hiç çıkartmazdı. Bozuk para, fırıncıya odun taşımada yardım eder. Eline kesici alet almaz ve arabadan korkardı. Kasabanın yaşlı şoförü, bozuk paraya, sallanırken çarpmış. Kaçar zannetmiş, halbuki sallanıyor, para verilmemiş yerinden hareket etmiyor. Bozuk para o günden sonra şoförlere sallanmıyor, yani para almıyormuş. Ayrıca yoksul ve yaşlılardan para almıyormuş. Sallanırken duruyormuş, onun haricinde sürekli dolaşıyormuş. Bir deri bir kemik gibi olan bozuk, boşuna zayıf değilmiş. Kuytu bir yerde bozuk parayı uyurken görmek mümkün, sallanıyor ve gülüyormuş. Görenler öyle söylüyor. Yağmurda bir merdiven altında, fırıncının odunlarının naylonunun altında uyuyormuş, diyorlar. Bozuk paraya köpekler bir şey yapmaz ve uyurken yanına kedi gelirse kovmazmış. Şehrin kalabalık caddelerinde bulunmaz tenha yerlerine gidermiş. Fırından ekmek çıkmışsa bozuk, bilin ki oradadır, diyorlar. Gelecek, aile, iyilik ve kötülüğü de bilmiyordu. Bir çocuk yolda kalsa, onu gözetir zarar gelmesini önlerdi. Bozuk para, üniformalı kişilerden korkardı. Onları gördüğünde yerinden kımıldamaz, donup kalırdı. Üniformalı gittikten sonra ancak hareket ederdi.
Kayıkçı, bir gün akşamüzeri, onu oyun olsun diye denize atar. O günden sonra, asla deniz kenarına gitmez. Kayık ismini kullanmaz ve balık yemezmiş. Bozuk para, fırıncının verdiği paltoyu ve ayağından, lastiklerini çıkarmazmış. Kabuklu meyve, mandalina ve portakal da yemezmiş.
Hasan Tanrıverdi