Yazılı ve görsel basında, hatta günlük hayatın içinde, insanın içini acıtan manzaralarla karşılaşmamak neredeyse imkânsız. Bunların başında da parçalanmış aileler, boşanmalar ve bu sürecin en ağır yükünü taşıyan çocuklar geliyor.
Boşanmanın sebebi ne olursa olsun, en çok zarar gören çoğu zaman çocuklardır. Ne yazık ki bazı anne ve babalar, öfke ve kinle hareket edip çocuklarını birer pazarlık ya da intikam aracına dönüştürebiliyor. Oysa çocuklar anne ve babalarının ayrılmasını istemez. Onların istediği tek şey, birlikte ve huzurlu bir ortamda yaşamaktır.
Üvey anne ya da baba tarafından şiddet gören, istismara uğrayan, hatta hayatını kaybeden çocuk haberlerini okudukça insanın içi sızlıyor. Sürekli kavga ve huzursuzluk içinde büyüyen çocukların psikolojisi de bundan nasibini alıyor. Böyle bir ortamda yetişen çocuk ya içine kapanıyor ya da ileride benzer sorunları kendi hayatına taşıyor.
Bazı çocuklar ise anne ve baba arasındaki bu durumu kendi lehine kullanmaya çalışıyor. Birine karşı diğerini koz olarak kullanabiliyor. Kimin yanında daha rahat ediyorsa ona yöneliyor. Bu da çocuğun sağlıklı bir denge kurmasını zorlaştırıyor.
Anne ve baba yollarını ayırdıktan sonra çoğu zaman yeni hayatlar kuruyor. Yeniden evleniyor, kendi düzenlerini oluşturuyorlar. Ama işin bir de diğer tarafı var: çocuk. Her yeni aile, çocuğu aynı şekilde kabullenmeyebiliyor. Bu da çocukta eksiklik ve değersizlik duygusu oluşturabiliyor.
Bazı aileler var ki, o kadar sorunlu bir ortamda yaşıyorlar ki insan “belki de ayrılmaları daha iyi” demekten kendini alamıyor. Çünkü bazen çocuk için en büyük zarar, o huzursuz ortamın içinde büyümek oluyor. Ama burada asıl mesele boşanmanın kendisinden çok, nasıl yaşandığıdır.
Sokağa atılan, suça sürüklenen, bağımlı hale gelen çocukların hikâyeleri hepimizin bildiği acı gerçekler. Bu çocuklar ne doğmayı seçti ne de anne babasını. Ama bedeli en ağır onlar ödüyor.
Araştırmalar da gösteriyor ki, boşanmış ailelerin çocukları psikolojik açıdan daha fazla risk altında. İlerleyen yaşlarda kendi ilişkilerinde de benzer sorunlar yaşayabiliyorlar. Çünkü çocuk, gördüğünü öğreniyor.
En büyük yanlışlardan biri de çocuğu taraf tutmaya zorlamak. Onu aracı yapmak, haber taşıyıcısı gibi görmek… Bazı ebeveynler öfkelerini çocuk üzerinden sürdürmeye devam ediyor. Olan ise yine çocuğa oluyor.
Aşırı ilgi de ilgisizlik de çocuğa zarar verir. Çocuk kendini yalnız hisseder, güvensizlik yaşar ve çoğu zaman olan bitenin suçunu kendinde arar. Bunun sonucu da içine kapanık ya da öfkeli bireylerdir.
Günümüzde değişen yaşam şartlarıyla birlikte boşanmaların arttığı bir gerçek. Ama evlilik kadar boşanma kararı da ciddi bir sorumluluktur. Düşünmeden atılan her adım, sadece iki kişiyi değil bir çocuğun hayatını da etkiler.
Bir imza ile biten evlilikler olabilir… ama çocukların içinde o hikâye asla bitmez.























