Gözümüzü açtık ilk önce, bilmediğimiz sesler duyduk, tanımadığımız insanlar gördük. Sevinç, neşe ve güler yüzle ağırlandık. Bir sürü renk gördük bir sürü de eşya. Ne bunlar diye sorarken, ev dediler, öğrendik. Kim bunlar diye düşünürken, anne baba dediler, bağlandık.
İndirilmek istedik kucaklardan, ben varım dedik, yürü dediler. Yürüdük, koştuk.
Ne var ne yok her şeyi merak ettik, dokunduk, istediklerimizi aldık, alamadıklarımızı zamana bıraktık.
Oyuncaklar tanıdık, hepsi bizim zannettik, kırdık, yeniledik. Her adımda bir şeyler öğrendik, her şeyin adı vardı, söylediler teker teker. Elma, masa, anne, komşu, dede, kalem, top, telefon, peçete ve binlercesi.
Sonra içimizden bir şeyler gelmeye başladı, notasız şarkılar söyledik, tuhaf sesler çıkarmaya başladık, hiçbir anlamı, tekniği olmayan hareketlerle dans etmeye başladık.
Başkalarını tanıdık arkadaş dediler. Beğendik, imrendik, gıcık olduk, çok sevdik. Ama onları hep istedik. Onlarla oyundan tutunda ders çalışmaya kadar güzel zamanlar geçirdik. Ama yine de onları hep istedik.
Güldük, şakalaştık, çok şey öğrendik, gizli köşelerde birbirimizle bilgiler paylaştık, annemiz duydu. Yanaklarımız kızardı. Şok olduk, bizde farklı olanları görünce. Biz pantolon onlar elbise giyiyorlardı. Ya da onların odaları mavi bizimki pembeydi. Onların saçları kısa bizimki uzundu. Garipti her şey, merak ettik bizde olan, onlarda da var mı diye.
Her şeyin bir adı, anlamı varmış, zamanla öğrendik. Büyüdük, ruhu gizledik, bedenimizi açık tuttuk hep. Çünkü düşünceleri susturunca gizleneceğimizi zannettik.
Ne kadar çikolata, ne kadar elbise, ne kadar elma, ne kadar çiçek varsa kırmızıymış. Birçok yerde ayrıntıdaymış ama hep dikkat kesildik.
Farklı renkleri sevdik, farklı hareketlerle savaştık hayatla, farklı şeylere ağlayıp farklı yerlerde zaman geçirmeye başladık. Ortak noktalarımız oldu buluştuğumuz, çok fazla kalamadık bir arada. Her oyunda, sohbette muhakkak uzaklaştık en derinde.
Ne sorduysak birilerine er ya da geç cevaplarını aldık.
Ama bir gün geldi ve anlamlandıramadığımız şeyler olmaya başladı. Aklımıza takıldı biri, düşünmek istemedikçe büyümeye başlayan, yanına gittikçe uzaklaşan bir şeydi. Soramadık kimseye, çünkü anlamlandıramadık, yoktu ki etrafımızda bizim gibi olan, yalnızız zannettik. Biraz ayıp geldi biraz korkunç, biraz mutlu geldi biraz dertli, biraz güzel geldi biraz çirkin, biraz acı geldi biraz tatlı. Bugüne kadar ne öğrendiysek hepsinin toplamı ya da hiçbiri gibi değildi.
Daha canlı görüyordu gözlerimiz, daha iyi duyan kulaklarımız oldu. Her şey parlak her şey anlamlıydı. Tek anlamı olmayan içimizdekiydi.
Anlatamadığımızdan dolayı akıtmak için yol aradık. Şarkılar bulduk görünmeyen duygularımızı anlatan, şiirler okuyup yazdık kendimize okuduğumuz. Filmlere baktık, bize benzeyen bizim gibi davranan insanlar gördük.
Ne yapacağımızı bildiğimiz halde…
Her yerde herkeste olduğunu anladık bir anda.
Sorduk bu ne diye.
Dediler ki adı AŞK.
Nasıl bir şey dedik.
Dediler ki bilmeyiz, yaşayan bilir.
Sen yaşamadın mı dedik.
Yaşadım da, bitince tarifi unutulan bir şey.
Yaşarken bilirsin sadece.
Kime soralım dedik.
Etrafına bak dinle yeter dediler.
Yıllarca bakındık, dinledik AŞK’ı.
Ne mi öğrendik?
Çok şey öğrendik aslında.
Etrafımıza bakarak, geçmişte, zamanında ve şimdi bu aşkı yaşayanların tecrübelerinden yararlanarak dağlar kadar yol aldık.
Dolayısıyla, bekledik kimimiz uzun kimimiz kısa bekledik.
Okuduk, çalıştık, uyuduk, kalktık.
Bir gün görünmeyen şeyler oldu, kimse görmediği için içimizde olanları yalnızdık hep.
Öyle şeyler yaşadık ki kendimizden uzaklaştık, onun içinde yaşam bulmaya çalıştık.
AŞK’ ı öğrendik çünkü, tecrübelerimiz AŞK’ın içindeymiş gibi bize çok şey öğretti.
Acısıyla, tatlısıyla,nefsiyle, nefesiyle…
Aşk bu başka bir şey değil işte….
Sağlıcakla kalın…
İstek ve önerileriniz için: mehmetgokselli@hotmail.com
Gsm : 0 538 964 20 51






















