Tarih, devletlerin nasıl kurulduğunu yazar; ancak neden yıkıldıklarını da sessizce anlatır. Kimi savaş meydanlarında yenilmiştir, kimi ekonomik buhranların altında ezilmiştir. Fakat hemen hepsinin ortak bir kaderi vardır: Eğitimi ihmal eden toplumlar, önce düşünceyi, sonra üretimi, en sonunda da geleceklerini kaybetmiştir.
Bugün yaşadığımız birçok sorunun kökenine inildiğinde karşımıza aynı gerçek çıkar: Eğitim eksikliği. Trafikte birbirine tahammül edemeyen insanların öfkesi de, çevreyi hoyratça kirleten anlayış da, sosyal medyada hakareti fikir zanneden zihniyet de, kamu malını kendi malı gibi görmeyen sorumsuzluk da aynı kaynaktan beslenmektedir. Çünkü eğitim yalnızca okuma yazma öğretmez; insan olmayı öğretir.
Ne acıdır ki bizler çoğu zaman eğitimi sadece diploma almakla eş değer görüyoruz. Oysa diploma duvarda asılı duran bir kâğıttır; eğitim ise insanın karakterine işleyen bir medeniyet mühürüdür. Üniversite bitirmek insanı otomatik olarak aydın yapmaz. Bilgiye saygı duymayan, farklı düşünceleri dinlemeyen, vicdanını kaybetmiş bir insanın elindeki diploma sadece süslü bir belgeden ibarettir.
Bir ülke düşünün… En modern binaları yapılıyor, en geniş yolları açılıyor, en büyük yatırımlar gerçekleştiriliyor. Fakat insanlar birbirini dinlemiyor, çocuklar kitaplardan uzak büyüyor, bilim yerine hurafeler konuşuluyor, liyakat yerine yakınlık tercih ediliyorsa o ülkenin betonları yükselirken geleceği sessizce çökmeye başlamıştır. Çünkü medeniyet, çimentoyla değil bilgiyle yükselir.
Bugün gelişmiş ülkelerle aramızdaki fark sadece teknoloji değildir. Onlar sorgulayan bireyler yetiştiriyor, biz ise çoğu zaman ezberleyen nesiller üretmekle yetiniyoruz. Oysa ezber, sınav kazandırabilir; fakat hayat kazandırmaz. Hayatı değiştiren şey, soru sorma cesaretidir. Bilimin bütün büyük keşifleri, “Neden?” diye soran insanların eseridir.
Toplum olarak sık sık ekonomik krizleri, adalet sorunlarını, işsizliği, çevre felaketlerini ve toplumsal kutuplaşmayı konuşuyoruz. Elbette bunların her biri önemlidir. Ancak çoğu zaman tedaviyi sonuçlarda arıyor, hastalığın kendisini görmezden geliyoruz. Hastalığın adı cehalettir. İlacı ise nitelikli eğitimdir.
Eğitim sadece çocukların meselesi değildir. Anne babanın çocuğuna rol model olması da eğitimdir. Bir siyasetçinin kullandığı dil de eğitimdir. Bir gazetecinin kalemindeki sorumluluk da eğitimdir. Esnafın terazisi, hâkimin vicdanı, doktorun merhameti, öğretmenin fedakârlığı ve vatandaşın devlet malına gösterdiği özen de eğitimin yansımasıdır. Eğitim okul kapısından çıkınca bitmez; hayatın her alanında devam eder.
Teknoloji çağındayız. Yapay zekâ, dijital dönüşüm ve bilim dünyayı yeniden şekillendiriyor. Artık ülkeler sadece doğal kaynaklarıyla değil, insan kaynağıyla yarışıyor. Petrol kuyuları tükenebilir, madenler bitebilir; fakat bilgi üreten beyinler tükenmediği sürece bir millet yeniden ayağa kalkabilir. İşte bu yüzden en büyük yatırım, insana yapılan yatırımdır.
Eğitimden tasarruf eden toplumlar, geleceğinden vazgeçmiş demektir. Bir okul yapmak yalnızca bina inşa etmek değildir; cehalete karşı bir kale kurmaktır. Bir öğretmen yetiştirmek yalnızca meslek sahibi kazandırmak değildir; bir neslin kaderini değiştirecek meşaleyi yakmaktır. Bir çocuğa kitap hediye etmek yalnızca birkaç sayfa vermek değildir; ona yeni dünyaların kapısını açmaktır.
Artık şu gerçeği yüksek sesle söylemenin zamanı gelmiştir: Toplum olarak her kesime eğitim şarttır. Sadece çocuklara değil; yönetenlere, yönetilenlere, çalışanlara, işverenlere, medya mensuplarına, sosyal medya kullanıcılarına, ailelere ve kısacası bu ülkenin havasını soluyan herkese…
Çünkü cehalet hiçbir siyasi görüş tanımaz. Bilgisizlik hiçbir sınıf ayrımı yapmaz. Eğitimsizlik zengini de yoksulu da aynı karanlıkta buluşturur. Buna karşılık bilgi, insanları ortak akılda birleştirir; bilim umut üretir, kültür toplumu olgunlaştırır, sanat ruhu inceltir ve ahlak bütün bunlara yön verir.
Bir milletin gerçek bağımsızlığı yalnızca sınırlarını korumasıyla değil, düşüncesini özgürce üretebilmesiyle mümkündür. Kalemi güçlü olmayan toplumun kılıcı uzun süre ayakta kalamaz. Kitapların sustuğu yerde önyargılar konuşur. Bilimin geri çekildiği yerde hurafeler ilerler. Eğitimin zayıfladığı yerde ise gelecek sessizce elden kayar.
Bugün çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras ne servettir ne de makamdır. Onlara bırakılacak en değerli emanet; düşünebilen bir zihin, sorgulayabilen bir akıl, sağlam bir karakter ve öğrenmekten hiç vazgeçmeyen bir ruhtur.
Çünkü bir milletin kaderi yalnızca sandıklarda değil, sınıflarda belirlenir. Ve unutulmamalıdır ki eğitime yapılan yatırım, yalnızca bugünü değil; yüzyılları inşa eder.
Mehmet GÖKSELLİ
Yardımcı Editör-Yazar-Denetmen














