Bayram sabahlarının kokusu vardır.
Sabun kokusu, ütülenmiş gömlek kokusu, yeni yıkanmış avlunun kokusu…
Bir de çocuk kalbinin içinde saklanan o tuhaf duygu:
Hem sevinç hem korku.
Ben bayram sabahlarını en çok babamın ellerinden hatırlarım.
Ev erkenden uyanırdı.
Annem mutfakta telaşlı bir sessizlikle dolaşır, çayın buharı mutfağın camına ince bir sis bırakırdı.
Dışarıda sokaklar henüz yeni yeni hareketlenirdi.
Ama evin içinde asıl beklenen şey belliydi:
Babamın odadan çıkması.
Çocuk kalbi babayı biraz uzaktan sever.
Biraz hayranlıkla, biraz çekinerek.
Onun sesi biraz daha gürdür, bakışı biraz daha ciddidir.
Ama bir o kadar da güven verir.
Sanki evin duvarları onun omuzlarına yaslanmış gibidir.
Bayram sabahı babam temiz gömleğini giyerdi.
Tıraş olmuş yüzü güneş gibi parlardı.
Biz ise sıraya dizilmiş küçük kalpler gibi beklerdik.
Sonra o an gelirdi.
Elini uzatırdı.
İşte o anda içimde tuhaf bir duygu olurdu.
Biraz korku…
Ama daha çok hayranlık.
O eller yalnızca bir el değildi çünkü.
O eller
çalışmanın nasırını taşıyan ellerdi.
Yorgun akşamların sessizliğini bilen ellerdi.
Bizi büyüten, evi ayakta tutan, hayatın yükünü sırtlayan ellerdi.
Küçük dudaklarımı o ele değdirdiğimde
aslında farkında olmadan bir dağa dokunur gibi hissederdim.
Sonra başıma koyardım.
O hareketin ne anlama geldiğini çocukken tam bilmezdim.
Ama kalbim bilirdi.
Saygıyı bilirdi.
Sevginin bazen kelimelerden daha sessiz yaşandığını bilirdi.
Yıllar geçti.
İnsan büyüdükçe bazı duyguların anlamını daha iyi kavrıyor.
Meğer o bayram sabahları sadece bir gelenek değilmiş.
Bir bağmış.
Bir kökmüş.
Bir insanın hayatındaki en güvenli limanın adıymış.
Şimdi bayram sabahları geldiğinde
insanın içinden geçen ilk şey ne şeker ne de yeni elbise oluyor.
İnsan en çok bir şeyi özlüyor:
Korkarak ama büyük bir aşk ve hayranlıkla
babamın ellerini öpmeyi.
Çünkü bazı eller sadece el değildir.
Bir ömürdür.
Bir evin direğidir.
Bir çocuğun gölgesidir.
Bir hayatın sessiz kahramanıdır.
Babalar çoğu zaman sevgilerini büyük cümlelerle anlatmaz.
Onların sevgisi daha sessizdir.
Bir bakışta saklıdır.
Bir omuzda taşınır.
Bir sofraya konan ekmekte gizlidir.
Ve biz çoğu zaman bunu çok geç anlarız.
Bugün bayram…
Sokaklarda çocuklar yine koşuyor.
Evlerde yine tatlı telaşlar var.
Kapılar yine çalınıyor.
Ama insanın içindeki bazı bayramlar eksik kalıyor.
Çünkü bazı bayramlar
babaların elleri olmadan
tam bayram olmuyor.
Şimdi içimden geçen tek bir cümle var:
Bayramda korkarak ama büyük bir aşk ve hayranlıkla
ellerini öpmeyi özledim babam.
Ve insan anlıyor ki
büyümek dediğimiz şey aslında biraz da şu demek:
Bir gün
o güçlü elleri özleyecek kadar
yalnız kalmak…
Ama yine de kalbinin içinde
o ellerin sıcaklığını
ömür boyu taşımak.






















