Kalın ve siyah kaşlar, parlak gri gözler, kafa tasında topaç gibi dönüyordu. Ensesinde bir tutam saç ne tarafa uçuşacağını bilemiyordu. Kafasının geriye kalan kısmında kırışmış bir deri yer alıyordu.
Nüfus kağıdında adı, “Aygıt” idi. Aygıt, sırtından çıkartmadığı, kadife pantolonu, çizgili kabanı ve köşeli şapkasıyla tanınıyordu. Hükümetin önündeki denize nazır parkın tek sorumlusuydu. Adeta parkın müdürüydü.
Aygıt, sabah erkenden temizlik için parka gelir. Masa ve sandalyeleri siler, düzenler, yeri süpürür ve silerdi. Fırından ekmek ve peynirini alır, kahvaltısını parkın giriş kapısında yapardı.
Parkın girişinde oturur ve gelene, maruz görün belki hatalı yanımız olabilir, derdi. Çokları sözüne itibar etmezdi. Biraz sonra kalkar, masalarda insanlara, maruzatım, diye başlar, başka bir şey demeden diğer masaya geçerdi. Masada da maruzatım, der ve başka tarafa geçerdi.
Her masada maruzat kelimesi dönerdi. Maruzatın gerisi gelmezdi. Yalnız masadakilerin kendisiyle ilgisine göre, maruzatım masaları bulduğunuz gibi bırakmanızdır, derdi. Diğer masa onu hiç dinlememişse, maruzat deyip geçerdi. Dinlerlerse, maruzatım, çayınızı için ama sesinizi yükseltmeyin, derdi.
Aygıtın adı unutulmuş ve yerine “maruzat” gelmişti. Maruzat aşağı ve maruzat yukarı, diyorlardı.
Çaycı ve masada oturan herkes “maruzat müdür,” diyordu. Aygıtta duymamış numarasına yatar ve masadakilere maruzatım, diye başlardı.
Masanın birinde, Kasabanın esnafları, bir konuyu çözüme kavuşturmak için toplanmışlardı. Aygıt, masaya bakmış, maruzatım dediğinde, işimize engel olma hemen gider misin? demişler.
Aygıt masaları bir defa döndükten sonra, tekrar aynı masaya geldiğinde müdür müsün? Maruzat mı? İşine gitsene diye, sert tepkiyle karşılaşır. Konuşmaların ahengi, anlaşmazlığın kökünün daha derinlerde olduğunun göstergesiydi. Aygıt, maruzat deyip masadan hemen uzaklaşır.
Parkı bir daha döner ve fırıncıların toplandığı masaya gelir. Maruzatım dediği anda, fırıncılar odası başkanı, montunu ve yeşil pantolonunu kavradığı gibi havaya kaldırır. Aygıtın elleri havada, maruzat diyerek dua ediyordu.
Başkan, Aygıtı havada döndürdü ve bıktık maruzatından bırak yakamızı diyerek, havuza fırlattı. Havuzun elektrik aksamı koptu. Elektrikler kesildi. Sigorta atmış olmalı ki Aygıt cereyana çarpılmamış olsun. Fırıncı öyle atmıştı ki Aygıt çarpılmış sayılırdı. Çenesi titremeye başlamış ve kollarıyla bacakları da çenesini takip ediyordu.
Aygıtın ağzı açık, fakat sesi çıkmıyordu.
Fırıncı gözleri açık mı? Diye sordu.
Aygıt bu gidişle maruzatımı, öteki dünyaya bırakmış, gibiydi.
Çaycı, hemen Aygıtı arkadaşıyla, el arabasına koydu. Aygıttan su sızıyordu. Sağlık ocağına götürdüler.
Sağlık ocağında, iğne ilaç geçici bir rahatlama sağlamaya çalıştılar. Fakat yine de ses yoktu. Olayı korkuya bağlayan doktorlar, Aygıtı vilayete gönderdiler.
Parkta olaya tanık olanlar üzgündü. Çünkü Aygıt normal değildi. Fakat kimseye zararı da yoktu. Kasabada yıllardır tanınıyordu. Fırıncı ise üzgünüm, maruzatım diyerek, başımı şişirdi. Birkaç defa sonra, dedik fakat ısrar edince olanlar oldu, dedi.
Aygıt, ağabeyinin de yardımıyla hastaneye yatırıldı ve bir ay tedavi gördü. Yattığı sürece, temizliği saflığı ve çalışkanlığına bakılarak aynı yerde temizlik işçisi olarak alındı.
Yanlış yazılan adı da Aykut olarak değiştirildi.
Aykut, bir daha kasabanın parkına gelmedi.
Hasan TANRIVERDİ














