Bazı insanlar vardır; yaşadıkları yerin sınırlarını aşar, isimleri dilden dile dolaşır, hatıraları bir köyün çok ötesine taşar. Niyazi Sarı da işte böyle bir insandı. Onu anlatmak, yalnızca bir kişiyi değil; bir dönemi, bir ahlakı, bir insanlık ölçüsünü anlatmak demektir. Aynı zamanda bulunduğu ortamı sessizce değiştirir; varlıklarıyla güven verir, sözleriyle yol açar. İşte o isimlerden biri. Köklü bir çınarın gölgesinde büyümüş gibi sağlam, merhametli ve anlayışlı duruşuyla tanınan Niyazi Sarı, hayatı aceleye getirmeden ama emin adımlarla yürüyenlerden. Onu “adam gibi adam” yapan yalnızca söyledikleri değil, yaşadıklarıdır.
Avşar köyünün kurucularından Sarı Ahmet’in oğlu Niyazi SARİ olarak bilinse de ardında sadece hatıra değil, bir yaşam alanı, bir yuva bırakmıştır.
Toplumla iç içe olmayı bir görev değil, bir yaşam biçimi olarak benimsemiş. Protokolde yer alırken de, mahallenin bir köşesinde çocuklarla sohbet ederke8n de aynı samimiyeti koruyabilen nadir insanlardan. Güler yüzü, iç dünyasındaki huzurun en açık yansıması. O yüz, sadece bir tebessüm değil; aynı zamanda karşısındakine “yalnız değilsin” diyen bir güven ifadesi.
Onu tanıyanların dilinde bir de “tombiş dede” vardır. Bu lakap, sadece sevimli bir hitap değil; çocuklarla kurduğu sıcak bağın, onların dünyasına inebilme becerisinin bir göstergesidir. Çocukların koluna saat yapmasıyla meşhur olması ise ayrı bir incelik… Küçük bir jest gibi görünse de aslında zamanın kıymetini, hatırlanmanın değerini anlatan bir sembol.
Hayat arkadaşına gelince…
İnce Emine’nin ve Kadir kiyalardan Hamit çeviğin kızı Durdane Sarı
Toplumlar, değerlerini taşıyan ve onları gelecek nesillere aktaran güçlü kadınlarla ayakta kalır. Durdane Sarı da işte bu nadide isimlerden biridir. Onu anlatmak, sadece bir insanı değil; şefkati, zarafeti ve köklü bir kültürün inceliğini anlatmaktır.
Durdane Sarı’nın en belirgin özelliği şefkatidir. İnsanlara yaklaşımındaki yumuşaklık, kırmadan, incitmeden konuşma biçimi, onun ne kadar derin bir gönül zenginliğine sahip olduğunu gösterir. Onun bulunduğu ortamda insanlar kendini güvende hisseder; çünkü o, kalpten gelen bir sıcaklıkla herkesi sarar.
“Atatürk kadını” ifadesi çoğu zaman bir zarafet, edep ve vakar tarifidir. Durdane Sarı, bu tanımın günümüzdeki en güzel yansımalarından biridir. Davranışlarındaki ölçülülük, konuşmasındaki nezaket ve hayata bakışındaki denge; geçmişin o kıymetli değerlerini bugün de yaşattığını gösterir. Güler yüzü ise onun en güçlü imzalarından biridir. Hayatın zorlukları karşısında bile tebessüm etmeyi bilen, çevresine umut aşılayan bir duruşu vardır. İnsanlar onunla karşılaştığında sadece bir selam değil, aynı zamanda içten bir huzur hissi alır. Sevilmek, her insanın elde edebileceği bir şey değildir; ama Durdane Sarı bunu doğal bir şekilde kazanmıştır. Çünkü o sevgiyi bekleyen değil, veren bir insandır. İçtenliği, samimiyeti ve karşılıksız iyiliği sayesinde gönüllerde yer edinmiştir. Bugün toplumda örnek gösterilecek bir kadın denildiğinde, onun adı gönül rahatlığıyla anılır. Çünkü o, sözleriyle değil, hayatıyla örnek olmuştur. Sessiz ama güçlü duruşuyla, çevresine yol gösteren bir ışık gibi varlığını sürdürmektedir.
Bu güçlü ailenin en kıymetli mirası ise çocukları: Leyla, Abdurahman, Ahmet, Zübeyde ve Hürü. Her biri, aldıkları eğitimin ve gördükleri aile terbiyesinin birer yansıması. Niyazi ve Durdane SARI çifti, çocuklarının eğitimine verdikleri önemle sadece kendi ailelerine değil, topluma da örnek olmuş durumda. Çünkü bilirler ki; eğitim, bir nesli değil, bir geleceği inşa eder.
Niyazi Sarı’nın en belirgin özelliklerinden biri de dürüstlüğüydü. Yalanı, dolanı sevmez; dedikodudan özellikle uzak dururdu. Onun olduğu bir ortamda lafın değeri vardı. İnsanlar konuşurken iki kere düşünür, doğruluğun ağırlığını hissederdi. Köy hayatının vazgeçilmez geleneklerinden biri olan kız isteme merasimlerinde ise ayrı bir yeri vardı. Niyazi Sarı giderse o iş yarım kalmazdı. Sözü dinlenir, güvenilirliğiyle iki tarafı da rahatlatır, işi tatlıya bağlamadan geri dönmezdi. Adeta güvenin temsilcisiydi. Günlük gazetesini sayfa sayfa, satır satır okuması onun hayata ne kadar ilgili olduğunun göstergesiydi. O sadece yaşayan değil, düşünen ve anlamaya çalışan bir insandı. Dünya ile bağını koparmayan, olup biteni takip eden bir bilinç taşıyordu. Atakent belediyesinin kurucularından olması ve Kapızlı köyünde muhtarlık yapması ise onun sadece bireysel değil, toplumsal sorumluluk da taşıdığını gösterir. Liderlik onun için makam değil, hizmet demekti. Köyüne, insanına faydalı olmayı hayatının merkezine koymuştu. İnsanların kök saldığı, hayat kurduğu bir yerin temelinde onun emeği vardır. Onu tanıyanların sıkça söylediği bir şey vardır: “Niyazi Sarı’nın olduğu yerde kimse hesap ödemez.” Bu, sadece cömertliğinin değil, gönlünün genişliğinin de bir göstergesidir. Paylaşmayı seven, sofrayı büyüten bir insandı.
Ve o nostaljik radyosu… Türküler eşliğinde dalıp gittiği anlar, belki de onun en gerçek halini yansıtırdı. Sessiz, derin, düşünceli… Hayatın karmaşası içinde kendine ait bir huzur köşesi vardı. Bugün dönüp baktığımızda, Niyazi SARI ve ailesi sadece bir soyadı değil; bir duruşun, bir anlayışın ve bir değerler bütününün temsilcisi. Onlar, kökleri geçmişte, dalları geleceğe uzanan bir çınar gibi… Gölgesinde nice insanın soluklandığı, örnek aldığı bir hayat hikâyesi.
Böyle insanlar çoğaldıkça, toplumun mayası daha da sağlam olur. Ve bizler, bu güzel hikâyeleri anlatmaya devam ettikçe; iyilik, vefa ve insanlık da yaşamaya devam eder. Bugün ülkemizin herhangi bir şehrinde onun adını duyan birine rastlarsanız şaşırmayın. Çünkü bazı insanlar sadece yaşadıkları yerde değil, dokundukları her yürekte iz bırakır.
Niyazi Sarı, geride sadece anılar değil; örnek alınacak bir yaşam bıraktı. Dürüstlüğün, yardımseverliğin ve insanlığın ne demek olduğunu bize hatırlatan nadir insanlardan biriydi. Cenab-ı Allah mekanlarını cennet eylesin. Nur içinde yatsınlar. Dolayısıyla, buradan siz değerli okurlarımıza sevgi dolu selamlarımı iletirken; sağlık, huzur ve mutluluk dolu yıllar dileriz. Kalın sağlıcakla.
Mehmet GÖKSELLİ
Yardımcı Editör-Yazar-Denetmen














