Aşkı tek bir kelimeye sığdırmaya çalışmak, denizi bir bardakta taşımaya benzer. Herkes kendi bardağını doldurur, sonra o suyun tüm okyanus olduğunu sanır. Oysa aşk, tek bir tanımın değil; binlerce dilin, binlerce suskunluğun ve binlerce farklı bakışın içinde konuşur.
Kimi için aşk bir sabah kahvesini iki kişilik hazırlamaktır. Kimisi için yıllar önce söylenmiş bir sözün hâlâ içini ısıtmasıdır. Bazısı için bir vedanın içinde saklı kalmaktır, bazısı için ise hiçbir şey söylemeden yanında durabilmektir. Aynı kelime, farklı kalplerde bambaşka anlamlara dönüşür. Bu yüzden aşkın binlerce dili vardır; çünkü insanın da binlerce hâli vardır.
Bazen aşk bir mesajın “görüldü”de kalmasıdır. Bazen de hiç gönderilmemiş bir mesajın içinde büyüyen cümlelerdir. Konuşulan kadar konuşulmayanın da ağır bastığı bir duygudur. En çok da sessizlikte kendini ele verir; çünkü insan sustuğunda, aslında en çok orada konuşur aşk.
Ama bütün bu insanî aşkların ötesinde, daha sessiz ve daha derin bir aşk vardır: Allah aşkı. İnsanların gelip geçtiği, duyguların değiştiği, zamanın her şeyi aşındırdığı bir dünyada; değişmeyen, eksilmeyen bir bağlılıktır bu. Görülmeyene duyulan güven, anlaşılmayana rağmen süren bir teslimiyet… Kalbin en derininde, hiçbir karşılık beklemeden büyüyen bir sevgi.
Allah aşkı, insanın kendine dönüş yolculuğudur. Bazen bir secdede, bazen bir duada, bazen de hayatın tam ortasında gelen bir fark edişte kendini gösterir. İnsan her şeyi tükettiğini sanırken, kalbinde tükenmeyen tek şeyin o sevgi olduğunu anlar. Çünkü o aşk ne zamana bağlıdır ne mekâna.
Zamanla değişen şey aşkın kendisi değil, onu taşıma biçimimizdir. Bir dönem daha hızlı, daha yüksek sesle severiz; sonra yavaşlar, susmayı öğreniriz. Bazı sevgilerin bağırmadan da var olabileceğini fark ederiz. Ve bazı aşkların en çok uzakken bile konuşabildiğini…
Aşk sadece romantik bir duygu değildir. Bir annenin çocuğuna bakışında, bir dostun zor gününde yanında oluşunda, hatta bir yabancının küçük bir iyiliğinde bile kendini gösterir. Ve bütün bu insanî anlamların üzerinde, onları anlamlandıran daha derin bir sevgi vardır.
Belki de mesele aşkı tanımlamak değil, onun dillerini öğrenebilmektir. Her insanda başka bir biçimde konuşur, her kalpte başka bir yankı bulur. Biz o dili anlamaya çalıştıkça, kendimizi de biraz daha tanırız.
Sonunda geriye şu gerçek kalır: Aşk tek bir dil bilmez. Ama anlayabilen herkesle konuşur.
Sağlıcakla.















