Kulübemdeki pencereye, “Dünyaya açılan pencere,” diyordum. Pencere, kalbimin duygusallığını beynimle tartışırdı. Kabul görmese de konuşma karşılıklı devam ederdi. Bu durumda, duygusallık diyerek, işin içinden çıkardım.
Duygusal pencerem, derdime ortak olsa da sonuçta yine söylentiyi duyardım. Pencereden belirli oranda iyiliği ve kötülüğü algılar, seçimimi yapardım. Üzerime gelseler de sözleri kılıçtan keskin de olsa etkilenmezdim. İftira rüzgârını dağın esintisi diye gale almazdım.
Pencerenden duymuyor ve görmüyorsun, fakat hiç mi etkilenmezsin, diyorlardı.
Yıllar, tortu bıraktıktan sonra, bir şeyler hissettiğimi anladım. Çile ve ızdırap çektiğimi, kimseye fark ettirmedim. Çileli yıllar, “gençlik yılları,” su gibi akıp geçti. Bakmadım geride kalan tortulara. Duygularımı kapattım, ancak görüyorum ve biliyorum, diyebildim.
Pencerem ilk zamanlar bakmak ve görmek anlamsızdı. İlgi alanıma giren olayları fark edebildikten sonra, pencerem sis ile kaplandı. Sisli penceremi duygusallığa alet etmek istemedim. Herkes istediği gibi düşünebilir, diyerek duygularımı günün yorumlarıyla, kirletmek istemedim. Çünkü kirlenen duygular bir daha paklanmadığı gibi kovsan da peşinden gelirdi. Çile çektirir ve pişmanlık belgesini boynuna asılmasına neden olurdu. Kirlenen duygular yaşa da bağlı değildir. İçimizdeki bakış açısına güvenmeliyiz. Her koşulda dayanıklı olmalıyız. Kendimizi tanımalı ve asla unutmamalıyız.
Penceremden derin bir karanlığa saplanmadım. Gerekirse yan yoldan, ulaşmak istediğim bilgiye vardım. Kulübemden temiz bakışlar adına, penceremin perdesini araladım. Fakat görüntüyü bozacak hiçbir aldatmaya meyletmedim. Kalbimle beynimin birlikteliğine emin oldum. Yalnız olayın sineme çarpan yönünü, her zaman hatırladım.
Penceremden; çiçeklerin ve meyvelerin muhteşem güzelliğiyle konforlu bir hayat tattım. Böylece kafa karışıklığına izin vermedim.
Bağımsız bir tabloyla, karşıma çıkan doğanın cömertçe sergilediği güzelliğe çoğu zaman kapıldım. Fakat hiçbir zaman hissi davranmadım, tutarsız düşünceyi de kabullenmedim. Bu durumda iradenin ne kadar önemli olduğunu anlamada gecikmedim.
Penceremin, küçük olmasını önemsemedim. Sonuçta görme eylemini özümsemiş durumdayım. Çünkü zihniyetim incelikli olarak olayları detaylandırmaktadır. Yani balinanın ağzını mağara zannetmedim. Her zaman gerçeğe sığındım.
Penceremden gördüğüm engelleri, duygusal olarak değerlendirmedim. Ağam paşam davasına girmedim. Gerçeğin peşinden gittim. Farklı da olsa hayal ve değişik beğeniye kapılmadım. Hayatın zor engellerine karşı, gayet yumuşak iniş yapmayı öğrendim.
Dünyaya açılan penceremi deneyimli bir kişi olarak değerlendirdim.















