Kayısı Kokusuyla Başlayan Hayat
Annem, hayatım boyunca defalarca aynı hikâyeyi anlattı.
“Sen daha altı aylıktın,” derdi. “Seni kucağıma alırdım, emzirmek için. Sen bana değil, kucağımdan yere inmek isterdin. Yere iner inmez de doğru yerde serili kayısılara emeklerdin.”
Çocukken bu hikâyeye sadece gülerdim. Bugün ise üzerinde düşündükçe hayran kalıyorum.
Altı aylık bir bebek. Henüz konuşamıyor, yürüyemiyor. Ama annesinin kucağından bile vazgeçebiliyor, bir koku uğruna.
Sonradan öğrendim ki bebekler dünyayı önce kokularıyla tanıyormuş. Koku hafızası, yaşamın en erken dönemlerinde gelişmeye başlıyormuş. Belki de güneşte kuruyan kayısının o eşsiz kokusu, daha o günlerde zihnime sessizce yerleşti.
Bilim insanları, tat tercihlerimizin temelinin de hayatın ilk dönemlerinde atıldığını söylüyor. Bebeklikte tanışılan bazı tatlar ve kokular, yıllar geçse de unutulmuyor. Duyusal hafızamız, bazen çocukluğumuzdan bile eski anıları saklayabiliyor.
Belki de benim kayısı kurusuna olan sevgim böyle başladı.
Ağustos sonu, eylül başıydı doğduğumda. O günlerde kayısılar daha tam kurumamış olurmuş, yerde bir sergi üzerine yeni yeni seriliyormuş. Tam kuru değilken, henüz kıvamını bulmaya çalışan bir hâli varken, işte o hâli, o hafif ekşimsi tadı, ben hâlâ en çok o hâliyle severim kayısıyı. Belki ilk tattığım o ekşimsi tattı.
Aradan onca yıl geçti. Şimdi de kayısı kurusu hayatımın vazgeçilmezlerinden biri. Kışın vazgeçemediğim tek meyve budur diyebilirim. Elbette faydalarını biliyorum, lifiyle, vitaminleriyle, doğal enerjisiyle çok değerli bir besin. Ama benim için anlamı bunlardan da büyük.
Her lokmada, annemin sesi kulaklarımda yankılanıyor:
“Seni kucağıma alırdım, emzirmek için…”
Ben ise sanki yine o altı aylık bebeğim. Kucaktan yere inip, serili kayısıların o hafif ekşi kokusuna doğru usulca emekleyen.
Demek ki insanın bazı sevgileri sonradan öğrenilmiyor. Bazıları, daha hayatın ilk aylarında, bir kokuyla başlayıp ömür boyu bizimle yürüyor. Ben sonbaharın, kayısının, Anadolu’nun bir çocuğuyum. Ve bugün hâlâ, mutfağımda kayısı kurusunun tatlısını yaparken, aslında o altı aylık bebeği besliyorum. Tarifini de yazının sonunda paylaşıyorum.
Kayısı Kurusu Tatlısı
Mutfağımın en doğal, en sade tatlısı
Malzemeler
250 gram kayısı kurusu
1 yemek kaşığı tereyağı
Yarım su bardağı ceviz (iri kıyılmış)
1 tatlı kaşığı tarçın
İsteğe bağlı, çok az su (çeyrek çay bardağı kadar)
Yapılışı
Kayısı kurusu bir iki saat önceden ılık suya bırakılır, iyice yumuşaması beklenir. Sonra bir peçeteyle hafif ıslaklığı alınır.
Tavada bir yemek kaşığı tereyağı eritilir, kayısılar içine alınır ve tereyağının sıcaklığında yumuşaması için nazikçe çevrilir, kızartılmaz. Arzu edilirse çok az su, çeyrek çay bardağı kadar, eklenebilir, ama susuz da çok lezzetli olur.
Üzerine bol ceviz ve tarçın serpilir.
Şeker eklenmez. Kayısının kendi tadı zaten yeterlidir.
Afiyet olsun.















