YAŞ ODUN MU, KURU SOFTA MI?
Tarihin hangi sayfasına baksak, ne zaman ezberleri bozan, insanı ve varoluşu derinlemesine sorgulayan bir zihin filizlense, karşısında hemen baltasını bilemiş bir yerleşik düzen bulmuştur. Düşüncenin, kelimelerin ve felsefenin karşısına kaba sabayı, yaftalamayı ve korkuyu koyan bir zihniyetin ta kendisidir bu durum. Amaç hep aynıdır: İnsanın ufkunu açacak o parlak fikri daha doğmadan boğmak, yani sessiz ve sinsi bir “fikir suikastı” düzenlemek.
İşte tam da bu yüzden, asırlar öncesinden günümüze süzülen bir anekdot, bugünün dünyasındaki önyargı duvarlarını bile tek bir hamlede tuzla buz edecek bir güç barındırır.
Derler ki, bir gün Nişaburlu Ömer Hayyam’a, dönemin katı, şekilci ve hoşgörüsüz bir “Kara Sakallı”sı dalkavuklarıyla haber gönderir:
“Gidin varın, söyleyin o yaş sapığa cehennemliktir o. Odun gibi yanacak!”
Dalkavuklar nefes nefese koşturup bu zehirli mesajı iletirler Hayyam’a. Amaç bellidir; hakaretle sindirmek, önyargıyla yok etmek. Hayyam bir süre düşünür. O zengin zihni sığlığa prim vermez ve dalkavukların bir daha kapısını çalamayacağı, altından kalkamayacakları o meşhur yanıtı verir:
“Siz de söyleyin o kuru softaya; acaba cehennemde yaş odun mu, yoksa kuru softa mı daha kolay yanar?”
Bu yanıt, alelade bir polemik ya da kelime oyunu değildir; doğanın en yalın fiziksel gerçeğinden beslenen muazzam bir toplumsal savunma sanatıdır.
Hayyam, kendisine fırlatılan “yaş” kelimesini alır ve onu canlılığın, tazeliğin, hayatı ve maneviyatı sorgulayan dinamik bir zihnin sembolü haline getirir. Karşısındaki bağnazlığı ise tam kalbinden vurur: “Kuru softalık”.
Özü kurumuş, kalbi sevgiden ve hoşgörüden arınmış, içi boşalmış bir nefs, bir kıvılcımla kül olmaya mahkûmdur. Oysa hayatın neşesini ve tazeliğini içinde barındıran “yaş” bir ruhu yakmaya hiçbir bağnazlığın ateşi yetmez.
Dahası, bir insanın kalbine bakmadan onu doğrudan “cehennemlik” ilan etmek, inandığı değerler adına da en büyük kibir ve acizlik örneği, değil midir?
İşte bu yüzden Hayyam’ın bu cümlesi, yüzyıllar öncesinden bugünün dünyasına tutulan keskin bir aynadır. Bugün de ne zaman bir fikir, bir sanat eseri ya da özgür bir düşünce yükselse, onu dinlemeden, anlamadan ucuz yaftalarla köreltmeye çalışan “kuru softalarla” karşılaşabiliyoruz.
Fikirlerin suikasta uğramadığı, önyargıların kalın duvarlarının zekayla, hoşgörüyle ve bilgiyle, akılla aşıldığı bir toplum inşa etmek, kaleme ve düşünceye inanan herkesin boyun borcudur.
Unutmayalım ki; kalbi ve zihni kuruyanlar hayatın her rengini tehdit, olarak algılarlar. Oysa asıl yangın, o kurulukla her an tutuşmaya hazır olan kendi kör bağnazlıklarında değil midir?
Kalın sağlıcakla…
Emine Pişiren/ Akçay














