Bir ülke düşünün…
Kendi topraklarından binlerce kilometre ötede savaşlar yürütüyor, krizlerin tam ortasında yer alıyor; ama kendi sınırları içinde neredeyse hiç savaş görmüyor.
SİZCE NEDEN?
Bu bir tesadüf mü, yoksa uzun yıllara yayılan bir stratejinin sonucu mu?
Tarih, Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluşunu yalnızca bir “yeni dünya” hikâyesi olarak anlatmaz. Aynı zamanda yerli halkların, yani Kızılderililer’in sistematik biçimde topraklarından edilmesi ve yok edilmesiyle şekillenen sert bir başlangıca da işaret eder. Ardından Avrupa’dan gelen göç dalgaları olmak üzere başta İngilizler ve İspanyollar olmak üzere bu yeni düzenin nüvesini oluşturdu. Zamanla Asya’dan köle gibi işçiler, Afrika’dan ha keza aynı, bir artı olarak sporcu ithal etti ve dünyanın farklı coğrafyalarından insanlar bu yapıya dahil oldu. Adı da Amerikan Rüyası, oldu.
Bu çeşitlilik, bir yandan büyük bir ekonomik ve bilimsel güç üretirken; diğer yandan küresel ölçekte etkisini artıran bir sistemin temelini attı. Sanayi, teknoloji, finans ve askeri kapasite bir araya geldiğinde, ortaya yalnızca bir devlet değil, aynı zamanda küresel bir güç merkezi çıktı.
Peki bu güç binlerce mil mesafedeki kendi yağıyla kavrulan, yaşam savaşı veren:
Küba
Kore
Hindistan
Pakistan
Afganistan
Asya
Ortadoğu
Afrika, vs…gibi ülkelere kadar niçin uzanıyor?
Neden savaşlarını çoğunlukla kendi topraklarının dışında yürütüyor?
Bunun birkaç katmanı var. Öncelikle coğrafya… ABD, iki büyük okyanusla çevrili olması sayesinde doğrudan askeri tehditlerden büyük ölçüde korunur.
İkinci olarak, küresel ittifaklar ve askeri üsler ağı olabilir.
Örneğin:
NATO gibi yapılar, güvenlik alanını kendi sınırlarının ötesine taşır. Üçüncü olarak ise ekonomik ve politik çıkarlar: Enerji yolları, ticaret dengeleri, stratejik bölgeler…
Bu noktada bir benzetme yapılabilir:
Bir kaleci, kalesini terk edip orta sahaya kadar ilerliyorsa, ya rakipten emin değildir ya da kalesinin arkasında görünmeyen bir güvenlik duvarı vardır.
ABD’nin dış müdahaleleri de bir bakıma bu özgüvenle açıklanabilir. Kendi sahasında tehdit algısını minimumda tutarken, oyunu başka sahalarda kurmayı tercih eder.
Ancak bu durum yalnızca askeri güçle açıklanamaz. Küresel sistemin ekonomik bağımlılıkları, finansal ilişkileri ve diplomatik dengeleri de birçok ülkenin doğrudan karşı karşıya gelmesini zorlaştırır. Bu, “kimsenin müdahale edememesi”nden çok, karmaşık bir denge halinin sonucudur.
Elbette bu tabloya eleştirel bakanlar için başka bir yorum daha vardır:
ABD’nin gücü, yalnızca askeri ya da ekonomik kapasitesinden değil; aynı zamanda dünyanın dört bir yanından gelen insan kaynağını kendi sistemine dahil etme becerisinden doğar. Bu durum kimine göre fırsat, kimine göre ise modern bir bağımlılık biçimidir.
Sonuç olarak; mesele tek boyutlu değildir.
Ne tamamen güçle açıklanabilir, ne de yalnızca niyetle…
Belki de asıl soru şudur:
Bir güç, neden hep uzakta savaşır?
Ve o savaşların yankısı, gerçekten ne kadar uzakta kalır?
Emine Pişiren
@herkes













