Ülke ekonomisindeki gel-gitler, siyasi çekişmeler ve eğitimdeki zayıflıklar en çok çocukları ve gençleri etkiler. Gelecek kaygısı, fırsat eşitsizliği yaşayan ve kendini güvende hissetmeyen bir gençlik, zamanla umutsuzluk ve öfke arasında sıkışabilir. Ekonomik zorluklar aile içi stresi artırırken, siyasi kutuplaşma gençlerin zihninde belirsizlik yaratır. Eğitim sistemindeki eksiklikler ise sadece akademik değil; sosyal gelişimi de sekteye uğratır. Bu nedenle meseleleri ayrı ayrı değil, bir bütün olarak ele almak gerekir. Güçlü bir ekonomi, sağduyulu bir siyaset dili ve nitelikli bir eğitim sistemi; çocukların ve gençlerin sağlıklı bireyler olarak yetişmesinin temelidir.
Okullarda ve ergenler arasında yaşanan silahlı olayları sadece “güvenlik sorunu” olarak görmek eksik kalır; meselenin tabanına inmek gerekir. Bu tür şiddetin arkasında çoğu zaman öfke kontrol sorunları, dışlanmışlık hissi, aile içi problemler, dijital zorbalık ve ruh sağlığına zamanında erişememe gibi katmanlı nedenler bulunur.
Ergenlik dönemi, kimlik arayışının en yoğun yaşandığı süreçtir. Bu dönemde fark edilmemek, anlaşılmamak ya da sürekli baskı altında olmak, bazı gençleri tehlikeli çıkışlara sürükleyebilir. Üstelik dijitalde kolay erişim, şiddetin araçlarını daha da riskli hale getirir. Teknolojinin güzel ve faydalı yanları elbette tartışılmaz. Olumsuz etkileyen kısımlarını arındırmak gerekir.
Çözüm; sadece okul kapılarına güvenlik koymak değil, erken uyarı sistemleri kurmak, rehberlik hizmetlerini güçlendirmek ve gençlerin kendini ifade edebileceği güvenli alanlar yaratmaktır. Aile, okul ve toplum birlikte hareket etmeden bu sorunun köküne inmek mümkün değildir. Her okulda öğrenci talebine yetecek kadar psikolog bulundurma zorunluluğu olmalı.
Psikolojik destek artık sadece çocuklar için değil, herkes için bir ihtiyaç. Ancak burada önemli bir ayrım var: Her “danışman” ya da “koç” psikolog değildir. Psikolog olmak, üniversitelerin psikoloji bölümünden mezun olmayı, bilimsel eğitim almayı ve etik kurallara bağlı çalışmayı gerektirir.
Son dönemde 2-3 aylık sertifika programlarıyla kendini “uzman”, “yaşam koçu” ya da “danışman” olarak tanıtan kişiler artıyor. Oysa insan ruh sağlığı, kısa eğitimlerle üstlenilecek bir alan değildir. Yanlış yönlendirme, özellikle çocuklar söz konusu olduğunda, kalıcı zararlara yol açabilir. Ne yazık ki birçok aile, yüksek seans ücretleri nedeniyle daha ucuz ama riskli alternatiflere yönelmek zorunda kalıyor. Oysa yanlış yönlendirmeler, özellikle çocukların hayatında kalıcı izler bırakabilir.
Bugün geldiğimiz noktada, kimi ve neyi koruyacağımızı bile şaşırmış durumdayız.
Ağaçlar, ormanlar, her gün kadın cinayeti, çocuk istismarı….. Yeni acı ve kayıplar.
Sonuç yine aynı yere çıkıyor:
Ekonomisi refah içinde olan, hukukun üstün olduğu, demokrasinin gerçekten işlediği, otokrat değil, demokrat yönetimi olan her yer mutlu, güvenli ve huzurlu yaşar.
Hakların yerini bulduğu, adaletin kalıcı olduğu, çocukların hep gülebildiği günlere olan özlem her geçen gün büyüyor.
Unutmayalım ki;
Atatürk, çocukları “geleceğin güvencesi ve yaşama sevinci” olarak görerek eğitimin çağdaş, bilimsel ve milli olması gerektiğini vurgulamıştır.















