“Zor…” derler ona.
Çünkü onu anlatacak kelime bulamazlar.
Çünkü yüzeyde yaşayanlar, derinliği hep yanlış anlar.
Oysa derin kadın zor değildir…
Sadece hafif değildir.
Derin kadın, hayatı dokunarak değil, hissederek yaşar.
Bir bakışın içini, bir suskunluğun nedenini, bir gidişin ardındaki kırılmayı bilir.
Herkesin geçtiği yollardan geçer ama
herkesin hissettiğinden daha fazlasını taşır içinde.
Onun kalbi geniştir…
Ama o genişlik, herkes sığsın diye değil,
gerçek olan kaybolmasın diyedir.
Derin kadın, gülüşünün arkasında bile bir hikâye saklayandır.
Çünkü o, sadece yaşadıklarıyla değil,
yaşayamayıp içine gömdükleriyle de büyür.
Bazıları güçlü görünür,
bazıları güçlü olmaya çalışır…
O ise güçlü olmak zorunda kalmıştır.
Ve en çok da bu yüzden sessizdir bazen.
Çünkü anlatmak, hafifletmez her zaman.
Bazı acılar, dile gelince küçülmez…
Sadece daha çok can yakar.
Derin kadın, eksik kalmayı kabul etmez.
Ama tamamlanmayı da beklemez.
Kendi yaralarını kendi sarar,
kendi karanlığından kendi geçer.
Çünkü o bilir:
İnsanın en uzun yolculuğu,
kendi içine yaptığı yolculuktur.
Kalabalıklar onu yorar.
Yüzeysel konuşmalar, anlamsız gülüşler…
Çünkü o, az ama gerçek olanı ister.
Çok olan değil, derin olan kıymetlidir onun için.
Bu yüzden bazen yalnız kalır.
Ama bu yalnızlık bir kayıp değil, bir seçimdir.
Kendini kaybetmemek için seçtiği bir duruştur.
Derin kadın, kırıldığında dağılmaz.
Ama eski haline de dönmez.
Her kırılış, onu biraz daha kendine yaklaştırır.
Biraz daha sessiz, biraz daha güçlü, biraz daha gerçek yapar.
Onu anlamak kolay değildir.
Çünkü o anlatmaz, hissettirir.
Ve herkes hissedebilecek kadar cesur değildir.
Ama şunu unutmayın:
Derin kadın bir gün susarsa,
o sessizlik bir yorgunluk değil…
bir tamamlanıştır.
Artık anlatmaya değil,
anlaşılmaya bile ihtiyaç duymadığı yerdir orası.
Derin kadın zor değildir…
Sadece
içine sığmayan bir hayatı,
tek başına taşımayı öğrenmiştir.





















