Ayaklar kumlara gömülmüş, gözler ufka kilitlenmiş.
Rüzgar saçlarını savuruyor, tuzlu hava ciğerlerine doluyor.
Dalga dalga gelen sesler, kalbin ritmiyle birleşiyor; zaman, bir anlığına duruyor. Dünya sadece bu mavilikten ibaretmiş gibi, her nefes, her adım onunla uyum içinde.
Deniz sakinleşiyor, kıyıya usulca vuruyor; gözler kapalı, nefes eşit bir ritme bırakılıyor.
Sonra dalgalar coşuyor, köpükler ayaklarına değiyor, ve kalp fırtınalı bir dansa kalkıyor.
Eller suya uzanıyor, dokunmak istiyor ama derinliklerde kayboluyor.
Bu bilinmezlik, büyüyü yaratıyor; sınırları bilmeyi öğreniyor, ama yine de içine çekiliyor.
Kıyıya vuran her dalga, içindeki sıkıntıları süpürüyor.
Sessizlik, dalgaların arasında derinleşiyor; ruhu kendi limanını buluyor, özgür ve sınırsız.
Gözler ufka bakarken, maviliğin içinde kayboluyor; zamanın akışı unutuluyor, yalnızlık yok oluyor.
Her adım, her nefes, her bakış bir öğrenme gibi: sabrı, umudu, özgürlüğü…
Ay ışığı suyun üstüne düşmeye başlıyor, kumlar ayaklarının altında serin, rüzgar tenini okşuyor.
Dalgalarla bütünleşmiş beden, ruhun derinliklerine kadar yayılan bir serinlik hissi veriyor.
Hapsolmak yok; sadece akmak, özgürleşmek, sınırsızlığı hissetmek var.
Ve mavi… her dalgada biraz daha çoğalıyor, taşarak içini dolduruyor, ruhun sınırlarını aşıyor.
Kalp, bu sınırsızlığa teslim oluyor; kendini, hayatı ve sevgiyi hissetmek, maviliğe karışmak demek oluyor.
Sınırsız sessiz derin…
Deniz’ime…























