Gökyüzü bazen yalnızca bir boşluk değildir; içinde anlam saklayan, insanın kalbine dokunan bir genişliktir.
Sema da böyledir…
Geniş, sakin ve derin…
Ama her gökyüzünün altında mutlaka toprağa kök salmış iki güzel çiçek vardır.
O çiçekler kimi zaman bir Başağım gibi bereketin habercisi olur, kimi zaman da Ekinim gibi papatyanın masumiyetini.
Biri güneşi taşıyan sarı bir papatya… diğeri ışığı yansıtan beyaz bir papatya. İkisi de aynı toprağın bilgeliğini taşıyan iki sessiz mucize.
Sarı papatya, güneşin sıcaklığını hatırlatır. Bolluğu, emeği, başakların rüzgârla dans ettiği o altın sarısı tarlaları…
Umudu ve üretkenliği anlatır.
Hayatın içindeki bereketin sessiz ama güçlü simgesidir.
Beyaz papatya ise sabahın ilk ışığı gibidir. Temiz, saf ve dingin.
Sanki dünyanın karmaşası içinde insanın ruhuna dokunan bir huzur parçası.
Sessiz ama derin bir Bilge’dir ikisi de…
Sema’nın göğü altında bu iki papatya büyür.
Biri güneşten aldığı sıcaklığı yayar, diğeri ışığın saflığını…
Ve birlikte bir denge kurarlar.
Çünkü hayat bazen bollukla, bazen huzurla anlam kazanır.
Bir başak nasıl toprağın bereketini anlatıyorsa, bu iki papatya da hayatın en güzel gerçeğini fısıldar:
Sevgi büyüdükçe çoğalır.
Bilgelik paylaşıldıkça derinleşir.
Sema gökyüzü gibi geniştir.
Ama o göğün altında iki papatya vardır ki, biri sarı ışık gibi gülümser, diğeri beyaz bir sabah gibi sakin durur.
Ve dünya bazen sadece bunun için güzeldir:
Bir gökyüzü, iki papatya ve içinde büyüyen mucizelerim…






















