Bir zamanlar bir buçuk metre karın örttüğü, yolların sessizliğe gömüldüğü bir köyde aynı sobanın etrafında ısındık biz. Küçücük bir okul… Tek sınıf, tek öğretmen, ama koskoca hayaller…
O köyde öğretmenlik yalnızca ders anlatmak değildi. Bazen karı yara yara okula ulaşmaktı. Bazen sobayı yakıp sınıfı ısıtmaktı. Bazen de çocukların üşüyen ellerini umutla ısıtmaktı.
Ama asıl mesele emekti.
Çünkü o köyde ne zekâ konuşurdu ne kolaylık. Orada sadece emek vardı. Karın içinden yürüyüp gelen çocukların emeği… Üşüyen ellerine rağmen kalem tutan çocukların emeği… Hayata tutunmak isteyen gözlerin emeği…
Sen de o emeğin içinden büyüyen çocuklardan biriydin.
Sabahın erken saatlerinde karın üzerinde beliren ayak izleri olurdu. O izlerin sonunda siz vardınız. Bazen montunuz inceydi, bazen elleriniz buz kesmişti ama gözlerinizde hiç sönmeyen bir şey vardı.
Azim.
Ben öğretmendim ama aslında o günlerde sizden de çok şey öğrendim. Öğrendim ki insanı büyüten şey zekâ değil, emektir. İnsan karın içinden yürüyebiliyorsa, zorlukların üstüne gidebiliyorsa, işte o zaman gerçek anlamda büyür.
Yıllar geçti…
Bir gün adını duydum. Ama bu kez bir defterde değil… Bir haberin içinde.
“Şehit oldu…”
O an kalbim duracak gibi oldu. Çünkü bir öğretmen için öğrencisinin adını böyle duymak hem tarifsiz bir gurur hem de yüreğin en derin yerinde bir sızıdır.
Bir zamanlar karın içinden okula gelen o çocuk… Meğer bir gün vatanı için canını veren bir yiğit olacakmış.
Şimdi geriye dönüp bakınca her şey daha anlamlı görünüyor.
O karlar, o zorluklar, o yoksul köy yolu… Hepsi seni büyütmüş. Hepsi seni o büyük yüreğe hazırlamış.
Çünkü şehitlik tesadüf değildir.
Şehitlik, emekle büyüyen karakterlerin ulaştığı en yüce mertebedir.
Sen o köyde yalnızca ders öğrenmedin. Sabretmeyi öğrendin. Vazgeçmemeyi öğrendin. Yürümeyi öğrendin… Hem de karın içinde yürümeyi.
Sonra bir gün vatan için yürüdün.
Ve o yürüyüş seni şehadete götürdü.
Şimdi düşünüyorum da…
O küçük köy okulunda aslında sadece çocuklar yetişmiyordu. Bu vatanın geleceği yetişiyordu. Sessiz, gösterişsiz ama dimdik duran evlatlar yetişiyordu.
Sen o evlatlardan biri oldun.
Bir öğretmen için öğrencisinin iyi bir insan olduğunu görmek büyük mutluluktur. Ama bir öğrencinin vatan için canını feda ettiğini öğrenmek… İşte o duygu hem gururun zirvesidir hem de kalbin en ağır yüküdür.
Bilmeni isterim ki evladım,
O günlerde verdiğin emek boşa gitmedi. Karın içinden yürüyen o çocuk bugün bu vatanın onuruna dönüşmüş durumda.
Artık sen sadece bir öğrencim değilsin.
Sen bu toprağın gururu, bu milletin duası, bu vatanın gökyüzünde parlayan bir yıldızısın.
Ne zaman kar yağsa o köy gözümün önüne geliyor.
Ve karın üstünde okula doğru yürüyen küçük ayak izleri…
İçlerinden biri senmişsin meğer.
O izler bir gün şehadete giden yol olacakmış.
Ruhun şad olsun şehidim.
Bir zamanlar öğretmenin olan biri olarak sana bakınca yalnızca hüzün duymuyorum.
Başımı göğe kaldıran büyük bir gurur duyuyorum.
Çünkü emekle büyüyen bir çocuğun, vatan için şehit olan bir yiğide dönüşmesine tanıklık etmek…
Bir öğretmenin yaşayabileceği en ağır ama en onurlu duygudur.
Seni unutmayacağım.
Öğretmenin.






















