Küçükken hep bir an evvel büyümek istemişimdir. Bir an önce büyüyüp hayallerime koşmak ve yapmak istediklerimi yapmak için hızlı hızlı yol almak. Ben büyümenin bundan ibaret olduğunu sanıyorken hayatın bana büyümenin ne olduğunu tokat vura vura öğreteceğinden habersizdim.
Evcilik oynarken arkadaşlarımla, küçük eşyaların üzerine büyük hayalleri sığdırmıştık. Biz de başkaları gibi hayaller kuruyorduk. Bir hayalimiz vardı. Hayallerimiz vardı.
İnsanın hayali olmaz mıydı hiç? Hayalleri olmayan insan olur muydu?
“Büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna bile yıllar, aylar hatta günlerde bile değişiklik yaparak söylerdik yapacağımız işleri…
Ağzımıza doldururduk mesleğimize ait bir iki kelimeyi mesleğimizin kelimelere sığdırılamayacak kadar anlamlı olduğunu bilmeden.
Çok büyük değildi hayallerimiz. Tıpkı kendimiz gibiydi. Evin kazan dibisi gibiydi hayallerimiz de… Minik minik göz kırpardı mimiklerimizden. Gülümsetiverirdi avuç içi kadar suratımızı…
Onu görünce hep hızlı çarpardı minik yüreğim. Korkudan, heyecandan, mutluluktan, bilinmemezlikten… Ama olsun ben bu heyecanı da seviyordum. En azından kalbimin varlığını attığını hissediyordum.
Büyüdü…
Çünkü yaş almıştı.
Çünkü boyum uzamıştı.
Çünkü mutfak tezgahının üst rafına yetişebiliyordum.
Çünkü abla desteği olmadan şeftali ağacına çıkıp, pembe beyaz çiçekleri koklayabiliyordum.
Çünkü sorunlarımı mızmızlanmadan kendim çözebiliyordum.
Çünkü artık meslek sahibi olmuştum.
Çünkü çocuklarıma yol gösterebiliyordum.
Zannederken…
İşte o an…
Zannetiklerimle kalakaldım.
Beynimde zannettiklerim silindi.
Kalbim atmıyordu artık.
Masallardaki kırmızı elma ile kötülük yapan cadı yerinden söktü aldı sanki.
Beni seçmişti, sıra bende miydi?
Sırayla mıydı?
Hiçbirşey hissetmiyorum.
Ne duygularım var?
Ne de durumları analiz edebiliyorum.
Kalakaldım minik yüreklere büyük umutlarla dokunmaya çalışan yüreğimle.
Ne yapacağımı bilmeden tepkisizim.
Hani ben ne yapacağımı bilirdim?
Hani düşünmeyi öğrenmiştim?
Hani ağlayabiliyordum?
Hani yürüyebiliyordum?
Hani büyümüştüm?
Sol yanıma yumruk gibi bir taş fırlatılmış gibi ezildiğinin hissetmenin ağırlığı vardı.
Babam bana son dersini vermişti…
Küçük kızın o gün büyüdü babam.
Küçük kızın o gün canının acıdığını hissetti babam.
Küçük kızın o gün canının varlığını fark etti babam.
Küçük kızın büyüdüğünü zannederken,
O gün büyüdüğünü gördü babam.
Keşke son bir kez yüzünü görebilseydim babam.
Keşke son kez ellerine dokunabilseydim babam.
Keşke son bir kez “kızım” dediğini duyabilseydim babam.
Keşke son kez yüreğimi çarptırabilseydin babam.
Evet babam…
Kızın büyüdü.
Büyüdüğünü zannederken .
Büyümenin bedeli bu kadar ağır olmamalı.
Büyümek bu kadar acı vermemeli.
Büyüdüm babam keşke büyümeseydim diyerek.
Rahat uyu babam…
Senin öğrettiklerin daima benimle birlikte büyüyerek çoğalacak.
Seni çoooook seviyorum babam.
Özlemle.























