\n\n
Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi
Cuma, Mayıs 29, 2026
  • Giriş Yap
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Anasayfa Edebiyat & Sanat Öykü Tefrikaları

10- Şükran Hanım

Şükran UÇKAÇ YARGI Yazar Şükran UÇKAÇ YARGI
29 Mayıs 2026
Öykü Tefrikaları, Şükran UÇKAÇ YARGI
0
Ana Kucağı
400
Paylaşma
5k
Görüntülenme
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

Bir Mart sabahı açmışım gözlerimi hayata. Daha önce doğup yaşamayan beş kardeşimden sonra sımsıkı sarılmışım hayata. Önceki kardeşlerim yaşamadığı için de adımı ‘Şükürler olsun’ Şükran koymuşlar. Kasabanın en güzel ve dirayetli kadını Şükran Hanım’a öykünüp.

Bir dönem estirmiş Şükran Hanım kasabamızda, vay vay diyorlardı Dündarların Şükran Hanım geliyor, vay vay Dündarların Şükran Hanım gidiyor, her yaptığı söylediği haber, her yaşadığı konuşma konusu güzeller güzeli Şükran Hanımın.

Küçüğüm daha ilkokula gidiyorum, o zamanın şartları kışın evlerde yıkanmayı oldukça güçleştirdiğinden, şehir hamamına gitmeyi zorunlu kılıyor ama ben hiç sevmiyorum zorla götürüyorlar hamama annem ve babaannem.

Buharda nefes alamadığım için hep dışarı soyunma bölümüne kaçıyorum, annem bulup zorla çeke çeke içeri sürüklüyor, sıcak su dökmeyeceğim söz diyerek, uzun saçlarımı sabunlarken ben yine kaçıyorum elinden sabunun kayganlığından yararlanıp.

Boş bir kurna buluyorum ve başlıyorum soğuk suları dökünmeye, annem öfkeden ve buhardan kıpkırmızı bir yüzle bana bakıyor ve:
-Yok diyor yok bir daha getirmem bu cadıyı hamama bahçede karların buzların içinde yıkayım da görsün gününü madem durmadan soğuk sular dökünüyor hasta olacak. Tabi zayıf ve cılızlığımdan da korkarak böyle söylüyor annelik içgüdüsüyle kadıncağız. Ben ha bire zırlıyorum:
-Eve gideeeek, diyerek, bir hamleyle yine kaçıyorum beni kaçıp kovalamaktan bıkmış, kafama hamamtasıyla vurmak üzere olan annemin elinden, hemen can kurtarıcım benim canım birleşmiş milletler barış gücüm babaannem giriyor araya.
-Vurma Zekiye, çocuğun tepesine elin kırılsın kaç çocuktan sonra yaşayan ilk torunum o benim kınalı kuzummm, diyerek araya giriyor beni kurtarıyor.

Ne güzeldir, çocuklukta şımarıp yaramazlık yapınca nine ve dedenin arkasına koşup sığınmak. Oradaki güveni başka hiç bir yerde bulamazsınız.

Annem, çok çalışkan titiz ve kuralcı biriydi, hiç gözümün yaşına bakmaz daha önceki çocuklarım küçükken öldü bitanecik kızım demez hiç şımartmazdı. Oysa mahallede hep bitekti adım ve kolay kolay kimse fiske vurmazdı.

Neyse biz hamamın içinde kaçıp kovalayıp yakalayıp dövüp cimcikleyip saç baş yıkamaya uğraşıp otuz altı kısım tekmili birden Türk filmi çevirirken:
– Aha, dediler Şükran Hanım geldi hamama. Herkes dikkat kesildi. Tellaklarda bir koşuşturma, bir telaş çocuk aklımla dedim ki:
-Kimse bu Şükran Hanım da adı da benim adımdan, dedim durakladım annemin de öfkesi ve beni zorla sıcak suyla haşlama hevesi geçti biraz.

Ne yapsındı kadıncağız, hamama götürmüşken yıkamak istiyor bir güzel uzun saçlarımı. Derken sisler buharlar içinde şaşkın şaşkın bakınırken içeri bembeyez peştemâllere sarınmış uzun boylu endamlı güzel bir kadın girdi şöyle kurumluca bir baktı herkese evet hamamdaki herkesten güzeldi kadın emindi buna. Özel kabinlerden birine geçti, bütün bakışları da peşinden götürerek başladı yıkanmaya.

Ortamın ve dekorun da müsaitliğinden peri padişahının kızı gibi gözüküyordu gözüme kadın sanki. Gerçekten de kadın, güzel bir mermer heykel yontusu denli biçimli boylu poslu, endamlı göz alıcı bir dişi kuluydu Allah’ımın. Hamamın havası değişti sanki durmadan dışarı kaçan ben bile oturdum boş bir yer bulup hem soğuk su dökünüyorum hem Şükran Hanım’ı seyrediyorum, suyu, oymalı çiçekli bakır hamam tasıyla zarifçe dökünmesini, saçlarının suyla birlikte o güzel omuzlarına ve sırtına akmasını beğeniyle seyrederken bi de anneme çeviriyorum ki bakışlarımı, bana kızgın kızgın kafa sallıyor:
-Yıkatma sen kendini yıkatma eve gidersek ben sana sorarım, diyor bakışlarıyla.

Bakışlarımı hemen kaçırıyorum annemden ben yine ilahemi seyrediyorum. Ne yapsın anacığım da haklı kış günü evde o zaman hamamlıklarda taşıma ve ısıtma suyla yıkanmak güç, bir sürü hazırlık yapılmış hamama gidilmiş para da verilmiş ama ben yıkanmaya yanaşmıyorum. Ben de haklıyım annem çok titiz tuttu mu kafamı kırk kere kaynar sularla haşlayacak iki dizinin arasına sıkıştırıp, babaannem haklı bitek torunu ağlamasın istiyor. Şükran Hanım haklı çok güzel ve varlıklı, umumide yıkanmıyor hususiye geçmiş prensesler gibi yıkanıyor. Tellaklar haklı hanımın etrafında koşuşturup lifleyip keseleyip bahşiş kapacaklar. Benim dışımda herkes haklı anlayacağınız.

Bir ara babaannem geliyor yanıma:
– Gül kızım diyor her zamanki gibi yüzümü gözümü burnumu öperek biliyor musun senin adını ben taktım Şükran diye işte bu da Şükran Hanım sen de büyü böyle bir hanım ol emi, elleriyle başımı okşuyor, biraz da yıkan anneni çok üzme.
– Tamam, diyorum ama benim aklım ve gözüm Şükran Hanımda. Annemim son rövanş bir hamlesiyle bir daha yakalanıp uzun saçlarım defalarca sabunlanıp kaynar sularla başım bedenim haşlandıktan sonra evin yolunu tutuyoruz ama uzunca yıllar beni hamama kimseler kolay kolay götüremiyor daha sonraki yıllarda.

Bu adaşım Şükran Hanımı ilk görüşümdü…. Bin dokuz yüz atmışbeşli yıllar. Aradan yıllar geçiyor, onu size başka bir öyküde tanıştıracağım mahallemizin Faika Ninesinin büyüttüğü İbiş adında hayırsız haylaz işsiz güçsüz bir baltaya sap olmamış bir torunu vardı. Bir gün dediler ki:
-İbiş akıllanmış, işe girmiş, evlenmiş çok hanım ve akıllı bir de karısı var.

Bütün mahalle sevindi gerçekten de hanımı akıllı, çalışkan bir kızcağız, bu yüzden herkes en başta da annem, babaannem tüm komşular destek oldular, sahip çıktılar İbişin karısına, değil mi ki bir garip yuvası kurulmuş onlar da göz kulak olacaklar elbet.

Güzel pratik dikiş dikerdi annem o zaman hazır giyim yok, kolunun altına çiçekli güllü mevsimine göre Sümerbank’ın basma veya pazenini alan soluğu bizim evde alırdı, anacığım yarım saate kalmaz kocaman ağır pik demirden makasıyla kumaşı şöyle bir sabun kırtığıtla çizer, keser biçer, Sığma marka ayaklı dikiş makinesiyle dikiverirdi. Karşılığı mı çoğu zaman dua olurdu, bazen de:
– Ben de size yufka ekmek yaparken yardım ediveririm, olurdu, ederlerdi de, her iş yardımlaşarak yapılırdı o zamanlar, işte İbişin karısı da bir şeyler diktirmek için gelir giderdi bize.

Ben de o vakitler ortaokula gidiyorum, İbişlerin evi de yol kenarında, o zaman kasaba da birkaç tane olan iki katlı bir evin yol seviyesinden aşağı katı, yoldan bakınca içi görünen bir ev, okuldan dönüyorum tam İbiş Abilerin evinin hizasındayım evden bir bağırış bir çağırış, kavga kıyamet kopuyor herkes toplanmış:
-İbiş karısını altınlarını zorla alıp satmış, şimdi de yüzüğünü vermediği için karısını dövüyor, dediler. Derken karşıdan uzun boylu oldukça şık giyinmiş, güzel bir kadın geldi, etraftakilere ne olduğunu sordu, anlattılar dinledi merdivenlerden indi eve girdi ince ve yüksek topuklu pabucunu çıkardı, İbişi eşek sudan gelene kadar dövdü. Evet oydu Şükran Hanım:
-Ulan eşek herif diyordu, açtın küt, işsizdin küt, çulsuzdun, ipsizdin küt, her kelimede bir pabuç darbesi İbişe. Neresine gelirse kafasına, gözüne sırtına küt, bu kadın seni adam etti, yurt yuva sahibi etti, çocuk doğurdu sana yetmedi mi şerefsizzzzz, utanmazzz diye bağırıyordu ve vuruyordu.

Daha önce ayırmaya gelenlere sövüp sayan savurup savurup atan İbişten ses çıkmıyordu, bir kenara çekildi boynunu büktü bekliyor, zavallı karısı da sızlanarak içli içli ağlıyordu:
-Eğer, dedi kadına bir daha seni döverse hemen bana gel, verme yüzüğü de bozdurup kumar oynayacak bu it dedi. Ve geldiği gibi bütün bakışları da beraberinde götürüp gitti. Yıllar evvel sisler buharlar arasında gördüğüm Afrodit denli güzel kahramanım şimdi de güçsüzü koruyan dişi bir Robin Huttu .

İşte bunlar o yıllarda okuduğum kitaplardan ötürü yaptığım benzetmeler. Ya da yerli olsun diyorsanız hamamdaki Sultanım, kavgayı ayırıp İbişe ayar veren de erkek Fatmam.

Şükran Hanımın, böylesine güzel ve alımlı bir kadının herkes durup zavallı kadının dövülüşünü seyrederken gidip onu kurtarması, benim gözümde o zamanki gençlik aklımla daha da yüceltmişti kahramanımı, yetmişli yıllardan bahsediyorum, on yıl geçmiş aradan onu hamamda ilk görüşümün üstünden.

Bu o yıllar için çok basit ve herkesin yaptığı yapabileceği bir iş değildi o küçük kasabada hem İbiş de az deli ve belalı biri değildi. Şükran Hanım’dan başka kim gitse ayırmaya, saldırırdı sana ne diye. Tabi alışmış kudurmuştan beterdi İbişin yediği dayak bir kaç gün etkili olabildi. İçki, kumar, aldatılmaya ve dayağa hiç bir kadın dayanamaz, İbişin karısı da bi gün iki çocuğunu aldığı gibi gitti babasının evine. İbiş yine eski tas eski hamamdı. Baş belasıydı ailesinin ve kasabanın.

Bu sefer aradan yirmi beş yıl geçmişti yine karşılaştım kahramanımla bu son oldu ama. Nasıl mı? Belediye otobüsüne bindi bir gün. Doksan beşli yıllar ben de o zaman Haydar Öztaş Anadolu Lisesinde öğretmenim. Bilenler bilir bu okul Sungurlu Çorum yolu üzerinde ve şehrin dışında. Ayrıca Yeni Sanayi ve Yeni hastane de o yol üstünde.

Yani anlayacağınız sabahları otobüste biz Anadolulisesi öğretmen ve öğrencileri, sanayi sitesinin argolu ve küfürlü konuşan çırakları, bir de özel aracı olmadığı için hastaneye otobüsle gidenler oluyor.

Otobüs bir durakta durdu ve yaşlıca bir kadın biraz güçlükle bindi otobüse, baktım ki o benim kahramanım Şükran Hanım, girdiği yerde bütün bakışların ona yöneldiği Şükran Hanım, varlığı şimdi kimsenin umrunda değil. Vay be dedim hayat sen nesin nasıl bir şeysin. Ben hemen kalktım yer verdim:
-Buyrun, oturmaz mısınız efendim? Dedim, geldi oturdu yüzüme dikkatlice baktı, derin derin, un gibi bembeyaz kaşı ve kirpiği, şişe dibi gibi kalın mercekli gözlüğüyle tanımak istercesine:
-Sen, dedi buralardan değilsin her halde dışardan mı geldin?
-Yok, dedim, ben de buralıyım, okudum öğretmen oldum, geldim şimdi burada öğretmenim.
-Adın ne? Dedi.
-Şükran dedim, adaşız benim adımı babaannem takmış sizi çok beğendiği için.
– Kalın camlı gözlüklerinin gerisinden gözlerini kırpıştırarak, dikkatlice yüzüme baktı baktı, eliyle elime dokundu:
-Şükranların pek bahtı olmaz bahtın nasıl? Dedi.
– Eh dedim idare eder, iyi desem olmaz kötü desem hiç olmaz, iki üç evlilik geçmişti başından ve hiçbirinden de yüzü gülmemişti, duyduğum kadarıyla gülümsedi.
– Anladım, dedi yorgun omuzlarının üstündeki başını güçlükle idare ederek.

Biraz sonra da hastaneye yetiştik yine güçlükle indi otobüsten, yorgun dizlerini sürükleyerek hastaneye yöneldi, inip yardım etsem okula geç kalırım, düşünüp baka kaldım ardından bir müddet. Bir sisler arasındaki peri padişahının kızı kadar güzel beyaz kadın silüeti, bir kavgayı ayıran, dayağı hak etmiş genç bir erkeği çeke çevire pabucuyla dövebilen orta yaşlı ve şık çok güzel kadın, bir de umutsuzca ve boş boş bakan yaşlı ve hasta kadın dans edip durdu beynimde bütün gün.

Dedim ki bu dünya kimseye kalmaz, ne gençlik ne güzellik ne de sağlık kalıcıdır, gelimli gidimli bir ucu mutlak ölümlü şu dünyada. Bir kaç yıl sonra öğrendim yokluk ve gariplik içinde rahmeti rahmana kavuşmuş benim adaşım ve kahramanım.

Adının hakkını verebiliyor muyum bilmem ama ben de çoğu tartışmada ve kavgada taraf olmadığım, adil davranmaya çalıştığım ve konuştuğum için ara bulucu ve barıştırıcı olarak çağrılıyorum.

Çözüyoruz çözebildiğimizce dert ve çileleri. Seviyor ve güveniyor insanlar bana sağ olsun. İki tarafın da kırılıp incinmesini istemiyorum ve böyle durumlarda hepsi de şimdi rahmetli olan babaannemi, anacığımı, Şükran Hanımı anıyorum ve Allah rahmet eylesin tüm bu dünyadan göçenlerimize diyorum Siz de der misiniz?

17.02. 2015 NÜRNBERG
ŞÜKRAN UÇKAÇ YARGI

Paylaş
Etiketler: bahşişcamlı gözlüklerpratik dikişşükran hanımtellaklar
Önceki Yazı

Benim İradem

Sonraki Yazı

“Anaaa!..?..

Şükran UÇKAÇ YARGI

Şükran UÇKAÇ YARGI

İlişkili Yazılar

Biz Neyi Kaybettik?
Edebiyat

Benim İradem

29 Mayıs 2026
5k
Gençlik
Hasan TANRIVERDİ

Günün Birinde

29 Mayıs 2026
5k
Gençlik
Hasan TANRIVERDİ

Mösyö Toraman

28 Mayıs 2026
5k
Erik Ağacı
Doğa-Çevre

Erik Ağacı

27 Mayıs 2026
5k
Sonraki Yazı
“Anaaa!..?..

"Anaaa!..?..

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Köşe Yazarları

Türkiye Deprem Haritası

 

Ayın Sözü

Lütfen Duyarlı Olalım!

de, da vb. bağlaçlar ayrı yazılır.

Cümle bitişinde noktalama yapılır. Boşluk bırakılır, yeni cümleye büyük harfle başlanır.

Dilimiz kadar, edebiyatımıza da özen gösterelim.

Arşiv

Sosyal Medya’da Biz

  • Facebook
  • İnstagram
  • Twitter

Entelektüel Künyemiz!

Online Bilgi İletişim, Sanat ve Medya Hizmetleri, (ICAM | Information, Communication, Art and Media Network) Bilgiağı Yayın Grubu bileşeni YAZAR PORTAL, her gün yenilenen güncel yayınıyla birbirinden değerli köşe yazarlarının özgün makalelerini Türk ve dünya kültür mirasına sunmaktan gurur duyar.

Yazar Portal, günlük, çevrimiçi (interaktif) Köşe Yazarı Gazetesi, basın meslek ilkelerini ve genel yayın etik ilkelerini kabul eder.

Yayın Kurulu

Kent Akademisi Dergisi

Kent Akademisi | Kent Kültürü ve Yönetimi Dergisi
Urban Academy | Journal of Urban Culture and Management

Ayın Kitabı

Yazarımız, Sedayi ALTUN’dan,

“Bir Eğitim Yolcusu” adlı güzel bir eser. Yazarımızın eseri, yine bir yazarımız ve Karadeniz Şairler ve Yazarlar Derneği yönetim kurulu üyemizin sahibi olduğu Ateş Yayınlarından çıkmıştır. Kendilerini kutluyoruz.

Gazetemiz TİGAD Üyesidir

YAZAR PORTAL

JENAS

Journal of Environmental and Natural Search

Yayın Referans Lisansı

Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivatives 4.0 International License.

Bilim & Teknoloji

Eğitim & Kültür

Genel Eğitim

Kişisel Gelişim

Çocuk Gelişimi

Anı & Günce

Spor

Kitap İncelemesi

Film & Sinema Eleştirisi

Gezi Yazısı

Öykü Tefrikaları

Roman Tefrikaları

Röportaj

Medya

Edebiyat & Sanat

Sağlık & Beslenme

Ekonomi & Finans

Siyaset & Politika

Genç Kalemler

Magazin

Şiir

Künye

Köşe Yazarları

Yazar Müracatı

Yazar Girişi

Yazar Olma Dilekçesi

Yayın İlkeleri

Yayın Grubumuz

Misyon

Logo

Reklam Tarifesi

Gizlilik Politikası

İletişim

E-Posta

Üye Ol

BİLGİ, İLETİŞİM, SANAT ve MEDYA HİZMETLERİ YAYIN GRUBU

 INFORMATION, COMMUNICATION, ART and MEDIA PUBLISHING GROUP

© ICAM Publishing

Gazetemiz www.yazarportal.com, (Yazarportal) basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir.
Yazıların tüm hukuksal hakları yazarlarına aittir. Yazarlarımızın izni olmaksızın, yazılar, hiç bir yerde kaynak gösterilmeksizin kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz.

Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta

© 2008 - 2021 Yazar Portal | Türkiye Interaktif Köşe Yazarı Gazetesi

Yeniden Hoşgeldin

Aşağıdan hesabınıza giriş yapın

Şifrenimi unuttun?

Parolanızı alın

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Giriş yap