Adı “maskot” olan çanta radyoyu aldığımda, caddede yürümüyor adeta uçuyordum. Kırmızı renkli, ortası ve açış düğmeleri beyazdı. İki günden beridir, her atışı bir sevgi gülü olan kalbe sahiptim. Güçlü ruhumla, hayallerimin gerçekleşmesi için maskotumla uçuyordum. Uçuyordum, müzik eşliğinde, dağlara…
Önümde güzel ve renkli günler beni bekliyordu.
Maskot ile gelen mutluluğumu sevenlerime de yaşatacaktım. Son haftamız kalmıştı, sınavlara ve sınıf geçmeye. Sonra ver elini maskotumla köyüme.
Güne maskotla uyanıyorum, dünya avucumun içinde, dinliyorum, tüm sanatçıları.
Radyo programlarını iyice belledim. Kahvaltıda şenlik, Söz müzik ve arkası yarın programları.
İlgimi çeken yöre sanatçıları ve Türk sanat müziği.
Özellikle konserlerine gittiğimiz yöresel sanat, şarkıcı ve türkücülerin saatlerini kaçırmıyoruz.
Radyoyu meyve dalına asıyor ve dinlerken, işimizi de yürütüyoruz. Radyo çok neşeli ve nazik eğlencemiz oldu.
Maskotumuz bizim için yenilik ve dinlemek de çalışmamıza engel değildi.
Babam, yazık susturun şunu iki soluk alsın yorulmuştur, dedi ama susmamasını istiyordu. Kapattığımızda ortalık sessizliğe dönmüştü. Kuş ve derenin su sesini duyar olduk. Bizim de sesli konuştuğumuz anlaşılıyordu.
Sessizlikten rahatsız oluyor ve elimiz maskotun beyaz ses noktasına gidiyordu. Açılışın ilk programı Türk sanat müziği olarak anons edildi. Aramızda birinci, ikinci ve üçüncü gibi sıraya girdik ve şarkıları paylaştık. Şarkıların bize göre güzelliği şansımız sayılıyorduk. En şanslımız hediyesini alıyordu. Hediye daldaki armuttu.
İkinci yarışımız daha iddialı olan ve şarkıcıyı bilene verilecek ödüldü. Şarkıyı söyleyenin adı nedir? Atıp tutmak önemli fakat sonuçta kim doğru söylüyordu, ortaya çıkacaktı. Şarkıları dinlemez gibi duran kardeşim, her defasında biliyordu. Nasıl olur diye kızdığımız da benimkisi “kulak,” sizin gibi “kepçe” taşımıyorum, diyordu.
Türkücüleri daha iyi tanır ve adlarını bilirdik. Türkü için bahis tutmazdık. Yalnız uzun hava türkülerini taklit eden kardeşime çok gülerdik. Aynı kelimeyi uzatıp giderdi. Türküyü tek kelimeye indirgerdi.
Sanat müziği programına istekte bulunurduk. İsteğimizin her hafta biri söylenirdi. Kimin isteği söyleniyorsa o tempo tutardı. Bir gün, sanat müziği programın sonunda, komşu amca da bizimleydi ve radyo, “solistlerden” seçmeler dedi. Amca, bakalım bizim uşakta söyleyecek mi? Dedi. Amca solist kelimesini polis anlamış, çok güldük. Bundan sonra bu programa polislerden seçmeler, derdik.
Maskotu dinlemek bir ayrıcalıktı. Özellikle kardeşimin buluşundan sonra. Kardeşim, radyoyu bezle kapattı ve altına teybini koydu. Teybi açıyor ve şarkı dinliyoruz. Bir iki saat şarkı. Keyfimiz yerinde, çalışırken canımız sıkılmıyordu. Arada türkü ve mahalli türküler çalıp çağırıyordu. Mahalleden arkadaş geliyor, bu şarkılar hangi kanaldan çıkıyor diye soruyordu. Kardeşimin aklında kanal mı yok. Kısa ikiden diyordu.
Arkadaş geliyor ve bana radyoyu kırdıracaksınız bulamıyorum, diyordu. Kardeşim de laf mı yok. Radyonun markası maskot mu? Diyordu.
Radyo muhabiri köye gelmiş ve röportaj yapıyormuş. Kardeşim de yol kenarında çalışıyormuş. Öğretmensiniz ve kazma sallıyorsunuz, demiş. Sizin istediğiniz bir şarkıyı söyleyin hemen çalalım, demiş. Kardeşim durmuş aklına bir şey gelmemiş ve muhabirin gözüne bakmış, “baktın gözüme indin kalbime,” demiş. Kardeşime çok gülmüştük. Çünkü muhabir, “güzel bir bayandı.”
Sırtında çuvalıyla değirmenden gelen amcaya, haberler geldi. Haber dinlerken dinlenirsin, dedik. Bize doğru baktı, selam verdi ve “hep o söylüyor, ben ona bir şey diyemiyorum, niçin dinleyeyim onu,” dedi.
Hasan TANRIVERDİ















