Yazar Portal | Turkiye'nin Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Yazar Adaylarına Öğütler


14 Şubat 2020 00:02

Yorum Yapılmamış

Bir konu ile başlayan süreç bazen beyinde bir kaç yıl gezer. Kurgularla yeşerir. Olgunlaşır. Sonra senaryolaşır bölüm bölüm… Ve beyaz bir kâğıdın yüceliği ile karşı karşıya kalınır. Bu sayfa çok zordur. Okuru diğer sayfalara taşımak için nasıl başlasam bu aşk hikâyesine dercesine belki uzunca bir süre düşünürsünüz. Eliniz ya kaleme ya da bilgisayarın bir tuşuna  dokunur… Bir daha bir daha… Derken, bir kaptırırsınız ki hikâyeye, bir anda kahramanlarla el ele kol kola yol alırsınız hızla. Kahraman meyhaneye uğrar, açarsınız damardan bir arabesk veya iki aşığı konuşturursunuz iki kahvenin tadında. O an bütün duygular yüreğinizden fışkırır. Sanki siz yaşıyorsunuzdur o aşkı.  Gündüz yazarken, loş bir ortam istersiniz, hemen perdeleri çekersiniz. Bazen kahramanı öldüreyim mi, yoksa yaşatayım mı, diye yakınlarınıza danışırsınız. Yani, ortam istersiniz; kimi zaman yalnız kimi zaman bir kuytu köşede… Bir başlayınca kelimeler hızla giden bir araç gibi yol alırken zamanın nasıl geçtiğinin farkına bile varmazsınız. Yanlışlar ister istemez satır aralarına saklanır. Ve ertesi gün… Bir sonraki gün… Heyecan hiç bitmez. Yemek yerken, çarşıda, araçta, yatakta her yerde beyninize kurguladıklarınızı yazarsınız. Roman bittiğinde bir anda neye uğradığınızı şaşırırsınız. Üzülürsünüz ‘hikâyem bitti,’ diye. İşte asıl süreç bundan sonra başlar. Yazdıklarınızı defalarca okursunuz. Artık eseriniz ezberinize mıh gibi çakılmıştır.
Baştan, tekrar baştan… Bir tek bile hatanın olmamasını istemezsiniz.  Sözcükleri kısaltırsınız, -de -da, -ki, bağlaçlar vs. derken imlaları da düzeltirsiniz. Artık her şey tamam dersiniz. ‘Son bir kez daha okuyum dersiniz,’ yine birçok değişiklikler çıkar. Tanıdık sıkı bir okurun fikirleri sizin için önemlidir. Güvenip ona verirsiniz. Bir süre sonra gelen yanıtla, yine düzeltmeler yapılır. Durumunuz iyi ise profesyonel bir editör bulursunuz veya tavsiye üzerine verirsiniz. Kelimeler ordan oraya tekrar düzeltmelerin yolculuğu başlar. Eh ortaya bir şey gelmiştir konu ilginç ise.

Şimdi sıkı durun! En önemlisi yayınevi sürecidir! Alt düzey bir yayınevi eseri okumadan size ‘paralı basarım.’ diyebilir. Orta şekerli bir yayınevi ise on veya onbeş kitap teslim etmeyi teklif ederek nasıl olsa ‘ilk kitabı, bastırmak zorundadır.’ Diyerek emeğinizi çalma peşindedir Veya bir başkası,   dosyayı beğenirse, elli altmış kitap veren de çıkabilir. Sözleşmeye yazılan yüzde 7 lik kısmı da satışlar başladıktan bir süre sonra kitabınızı telif tutarı karşılığı vererek, ödeşmek isteyeceklerdir.

Elimizde kitabınız yoksa  fuarlara katılmak için maliyetini ödemek şartı ile yayınevi size kitabınızı satar.  Bir anda  yayınevinin satış elemanı oluverirsiniz.

Durun daha her şey bitmedi!.. İlk kitapta ciddi yayınevlerinden bir şey beklemeyin. Her yazan, en iyisini yazdığını düşünür ve kitabının yayınevlerince hemen kabul edileceğini zanneder. Ama işin aslı öyle değildir. İyi yayınevlerinin özel para kazandıran yazarlarının önüne geçme şansınız hiç ama hiç yoktur, desem yeridir. Onlarla anlaşmak öyle kolay değildir. İstediğiniz kadar iyi bir eser yazın hiç fark etmez. Piyasada pişmeniz ve isim yapmanız şartını ararlar. Yanıtlarında, “Dosyanız incelenmiş olup yayın politikamıza uygun değildir. Başarılar…” şeklinde kalıplaşmış yanıtlarını birçok iyi yani,  süper lig yayınevlerinden alırsınız. Bunlara sakın moraliniz bozulup yazmamazlık yapmayın. Çünkü birçok ünlü yazar da bu yollardan geçmiştir. Şunu da belirteyim ki, televizyonlara çıkıp tartışma veya halkın ilgisini çeken programlarda boy gösterirseniz, iyi yayınevlerince kabul edilme şansınız çok yüksektir. Çünkü bedava reklamı siz gerçekleştirmişsinizdir. İyi sanatçı olmanız da hiç önemli değildir. Kitleyi harekete geçirip meşhur mu oldunuz, yaz bir iki şey, kitabınız reklamla raflarda çok satanlar arasına giriversin! Bir empati yapın; yayınevi sahibisiniz, önünüze bir Uğur Dündar veya Ahmet Ümit gibi isimlerin, diğer tarafta atıyorum, Mehmet Umut’un dosyaları geliyor. Onun dosyasının da süper olduğunu düşünün, hangisinin basılma şansı yüksektir? Tabi ki meşhur olanların.   Yani ‘çok fırın ekmek yemek’ misali, oldukça senelerinizi alacaktır bu edebiyat yolculuğunuzdaki dikenli süreç.

Fuarlarda gezerken stant gerisine serpişmiş yazan veya yazarlara bakarak imrenirsiniz. “Bir gün ben de buralarda imza atıp okurlarımla fotoğraf çektireceğim.” dersiniz. Bir imza salonuna girip uzun kuyruktaki gençlerin bağrışmaları arasında yazara olan ilgisine şaşırır, ‘acaba kimdir?’ diye kalabalığı yarıp isimliğine bakarsınız. Şimdiye kadar ismini cismini duymadığınız birisidir. İmza kuyruğunda bulunanların, ‘Virginia Woolf’ , Stafan Zwieg, Tolstoy, Balzac ve Yaşar Kemal gibi daha birçok yazarın kitaplarını okuyup okumadığını sorgularsınız! Yazarın kitabını “Acaba neler yazmıştır? Edebi yönü var mıdır? “diye merak edersiniz. Sonra da “Aman uçucu edebiyattan başka bir şey değildir. “diye,  vazgeçersiniz.

Yayınevlerinde editör veya yönetmen vs. olursanız, hatta sahibi,  bir de kitap yazmaya merakınız varsa, oh, keyif sizde. Şansınız yüzde yüzdür. Tarihte öyle meşhurlar var ki, yukarıda anlattıklarımın tezgâhından mutlak geçmişlerdir. Hatta küsüp on yıl yazmayan mı dersiniz, gönderdiği eserini önce kabul etmeyip, yayınevinin taşınması sonrası bir köşede yıllar sonra bulunan dosyanın yazara basma teklif edilmesi mi dersiniz (ki yazar bu arada meşhur olmuştur.) neler neler… Bir de, beş altı kitabı orta sınıf yayınevlerinden çıkartıp sonra bir eseriyle iyi yayınevi yakalayıp meşhur olduktan sonra artık ne yazarsa yazsın okura dayatılan kitaplar da yok değildir kirli edebiyat dünyasında…

Ve edebiyatta çok satanlar, editör bağlantıları, ünlü erkek yazarların kadınlara olan sempatileri de edebiyatın gizli bahçesi veya magazini olsa gerek. Ancak iyi bir yazar (meşhur demiyorum) gün gelir hak ettiği değeri bir gün yaşıyorsa görebilir. Yaşamıyorsa, anılabilir veya yazdıkları maalesef tozlu bir yerde kalarak unutulabilir de…

Vazgeçmeyin… Yazın… Hem de korkmadan ve cesurca… Para kazanacağım ve meşhur olacağım hırsı ile değil, hiç bir yazarı taklit etmeden ve yazılarını alıntı yapmadan, edebiyat dünyasına iyi eserler vererek her daim kalıcı ve okurlarca anılan bir yazar olabilmek için yazın.

İyi yazınlar ve bol şanslar…

Okunma Sayısı: 35

Yazarın Diğer Yazıları

Atatürk’ün Vasiyeti ve İş Bankası

Şu günlerde Atatürk’ün İş Bankasındaki hisseleri ile vasiyeti üçüncü kez gündemde. Aslında AKP, CHP ile...

Felaketler Yılı 2020

İki bin yirmi yılına saniyeler kala birçoğumuz yeni yıldan umutluyduk. Üzerimize kabus gibi çöken yılları...

Öykünün Ezbercisi Cevdet İRKETİ

Bazıları ezberledikleri şiirleri davudi bir sesle yüreğimize dokundurarak seslendirirler. Ya beş altı sayfalık bir öyküyü...

3020 Yılılnda Türkiye’yi Yönetene Mektup

Size nasıl hitap etmeliyim, onu bilmiyorum ama Atatürk’ün “Cumhuriyet ilelebet payidar olacaktır.” Söyleminden yola çıkarak...

Kuvöz Operasyonu (Yeni Roman Çalışmam)

Değerli Kitap Sever Dostlarım, Sizlere son yazdığım roman çalışmamın tanıtımını yapmak istiyorum. “İki askeri operasyon...

Yorum Yazın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

Yukarı