Yazar Portal | Turkiye'nin Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

II. Abdülhamit Politikası mı?

SİSİFOS'UN KADERİ
Hüseyin ŞENGÜL

14 Şubat 2020 00:02

Yorum Yapılmamış

Batı karşısında kendini üretme, yenileme dinamiklerinden yoksun Osmanlı’nın son 400 yılı aslında bir tükenişin tarihidir. Kapitalist toplum yapısını kuramamış, dolayısıyla Aydınlanma ve modernizmi yaşayamamış imparatorlukların sonu mutlak bir çöküştür. Tarih Osmanlı’nın, Çarlık Rusya’sının hatta Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun trajik sonunu gösterdi.
***
Bitik Osmanlı İmparatorluğu’nun 1918 yılına kadar yaşaması büyük ölçüde Batı kapitalizminin kendi arasındaki rekabetten kaynaklandı. Osmanlı, daima bu rekabete göre pozisyon aldı. 1850’lerden sonra kapitalist dünyanın yayılmacı politikaları daha bir hız kazandı. Özellikle Çarlık Rusya’sının Akdeniz’e inme girişimleri büyük savaşlara neden oldu.
***
II. Abdülhamit 1976 yılında padişah olduğunda, Osmanlı’nın iç ve dış sorunları alabildiğine artmıştı. Abdülhamit iç politikadaki sorunları Meclis-i Mebusan’ı kapatıp Anayasayı askıya alarak aşmaya çalıştı. Bunun için istibdat (Toplumun toptan bir baskı altında tutuluşu) yönetimi kurdu. Muhalefeti, zor ve rüşvet yoluyla susturdu! Evet, evet rüşvet Abdülhamit’in en büyük kozuydu. Zaten rüşvet, Osmanlı devlet yapısının en küçük memurundan padişahına kadar işleyen temel bir özelliğiydi. Ahmet Mumcu’nun “Osmanlı’da Rüşvet” kitabını okuyunca insanın tüyleri diken diken oluyor. Cumhuriyetin sıfırdan bir toplum kurduğunu iddia edenlerin kulağına küpe olsun!
***
II. Abdülhamit, 33 yıllık padişahlık dönemi boyunca dış politikada büyük devletler arasındaki rekabete göre pozisyon aldı. Elinin altında İngilizci, Rusçu, Fransızcı, Almancı paşalar bulunurdu. Duruma göre içlerinden birini sadrazam atardı vb.
***
Durumu idare etmek adına dış politikada sürdürülen bu durum, ilk bakışta Osmanlı’nın yararına görülebilir. Hatta bugünün Abdülhamit hayranları bu sarkaç politikasını büyük bir başarıymış gibi bize pazarlamaya çalışıyorlar.
***
Konumuz Abdülhamit dönemi tarihi olmadığı için, bugünkü dış politikanın Abdülhamit referanslı oluşu üzerinde duracağız.
***
Türkiye dış politikasının mottosu olan “Yurtta sulh, dünyada sulh” ilkesini pasifistlik olarak gören AKP, bu politik hattı elinin tersiyle itti. Kendine bir yeni Osmanlıcılık vehmiyle Ortadoğu’da ağabeylik rolü biçen Erdoğan iktidarı, bu rolü İhvan-ı Müslim üzerine bina etti. (Davutoğlu’nun “Stratejik Derinlik” kitabını okuduğunuzda bu cenahın politik düzeyini, daha doğrusu düzeysizliğini orada da görüyorsunuz).
***
Bu rolü oynayabilmesi için kendisine alan açmaya girişen AKP iktidarı, Suriye’yi gözüne kestirdi. Mısır, Libya, Tunus uzaktı. Irak’ta ise tutunacak bir kuru dal dahi yoktu.
***
Suriye’de Esad iktidarına karşı başlatılan boğma politikası başlarda iyi gidiyordu. Hem ABD ve AB, Erdoğan’ın yanındaydı. Bir süre sonra radikal İslamcıların Esad’dan beter olduklarını ve bunların iktidara gelmesinin kendileri için de pek hayırlı olmayacağını gören ABD ve AB, bu boğma planından çekildiler. Tabi işin bir ucunda da Rusya ve İran’ın, Esad lehine devreye girmesi vardı. Ancak Erdoğan devam etti.
***
Neden?
Erdoğan İdlib’de olanlar üzerine “Askerlerimize ve dost unsurlara yapılan her saldırı kaynağına bakılmaksızın ve ikaz yapılmadan misliyle cevaplandırılacak.” Dedi.
Sahi, İdlib’deki dost unsurlar kimler?
Bunda Müslüman Kardeşler anlayışının payı ne kadardır?

ABD Türkiye’ye Müşteri Gözüyle Bakıyor
Türkiye Rusya’nın uçağını düşürdü. Rusya ciddi ekonomik tedbirler koydu. Erdoğan “Eyyy Amerika, eyyy Avrupa” diyerek tavır koyduğu bu ülkelerden Rusya tehdidini baskılamak için, Türkiye’nin NATO üyesi olduğunu ve NATO’nun devreye girmesini talep etti. Batı tınmadı bile!
***
Erdoğan Batı’nın pek tahmin etmediği bir girişimde bulundu. Putin ile görüştü ve uçak meselesini S400 füzesi alarak tatlıya bağladı. Bu iş bize 2 milyar 500 milyon dolara patladı. Füzeler orda duruyor!
***
Batı ile Erdoğan’ın arası açıldı ama batı Erdoğan’ı silmedi. Çünkü batı kapitalizmi Türkiye’ye bir müşteri gözüyle bakıyor.
ABD Suriye’de kendine YPG güçleri aracılığıyla bir alan yarattı. Türkiye ise YPG’yi terörist görüyor.
***
Rusya ile 5 yıldır iyi giden ilişkiler bugün İdlib noktasında tıkandı. Erdoğan İdlip bölgesinde kalıcı bir koçbaşı vazifesi görecek yapının devamından yana. Suriye ise, orası benim toprağım ve bölgedeki teröristleri temizlemek zorundayım diyor. Suriye’nin toprak bütünlüğünü içeren Astana ve Soçi anlaşmalarına imza atan Erdoğan, BM’nin tanıdığı Esad yönetimine İdlib’den çekil diyor! İdlib kimin toprağı?
Rusya, Türkiye’nin Soçi mutabakatını yerine getirmediğini söylüyor. İdlib’deki gözlem noktalarına yapılan saldırı sonucu 11 askerimiz öldürüldü. Türkiye Esad’ın yıkılmasını tekrar gündeme taşıdı.
***
Erdoğan’ın Ukrayna ziyareti, Kırım konuşması işin tuzu biberi.
ABD’ye gün doğdu!
İki gün önce haberlerde ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in, Suriye’nin İdlib bölgesindeki durumu görüşmek için Türkiye’yi ziyaret edeceği belirtildi.
Dün ABD Dışişleri Bakanı Pompeo: “NATO müttefikimiz Türkiye’nin yanındayız. Esad rejimi ve Rusya’nın devam eden saldırıları durmalıdır.” dedi.
***
ABD’nin kısa bir süre önce Erdoğan’a Halk Bankası davası ve aile malvarlığının araştırılması tehdidi ile dış politikadaki bütün bu olanları birlikte anlamaya çalışırsak karşımıza nasıl bir sonuç çıkar?
Örneğin aklıma şöyle bir soru geliyor: Erdoğan’ı İdlip konusundaki tavrına sevk eden, onu destekleyen ABD olmasın! Ya da Erdoğan İdlip konusundaki tavrına ABD’den bir destek sağlamış olabilir mi?
***
ABD bu vesileyle Erdoğan’ın Rusya’dan uzaklaşmasını sağlamakla birlikte acaba Türkiye’den başka ne tür talepleri olabilir?
Erdoğan’ın son 10 yıllık dış politikası iki büyük güç arasında bir salınım politikasıdır.
ABD olmadı, Rusya!
Rusya olmadı, ABD!
Gerçi ABD içimizden çıkmadı ki, bakmayın siz Erdoğan’ın “eyyyy Amerika” demelerine. ABD Türkiye gibi bir müşteriyi kaybetmek istemez! Erdoğan kapitalist batının bu pragmatik tavrını kendi gücüymüş gibi görüyor. İşte bu büyük bir tarihi yanılgıdır!
***
Bu güçler çıkarlarını dikte ettirebiliyorlar da bizim ülke olarak çıkarımız nedir? Bu çıkarın somut bir karşılığı var mı?
Bu sürede “Eyyyyyy İsrail” ne yapıyor?
Örneğin İsrail de Esad’ın yıkılmasını istiyor, neden?
Erdoğan’ın bu tehlikeli dış politikası (ki, bu dış politikanın büyük kısmını iç politika üzerine kurarak seçmen kitlesini mobilize etmeye çalışıyor) öyle bir sıkıştı ki, ABD’ye teslim bayrağı çekildi.
Peki, ne pahasına?

Okunma Sayısı: 38

Yazarın Diğer Yazıları

Bir Koltukta İki Karpuz Taşınmaz

Atasözleri ve deyimler yüzlerce yılın tecrübelerinden çıkarılmış veciz sözlerdir. Her biri bir gerçeği veya gerçeğin...

Hayırdır! Ne Darbesi?

Ortalığı darbe söylentileri sarmaya başladı. Sabah gazetesinden Melih Altınok “Hala diri olan askeri vesayet koalisyonu,...

Kültür Tarihinin Üç Temel Aşaması

İnsanın kültürel tarihinin başlangıcını vücut dili dediğimiz el-kol hareketleri, mimikler ve kelime olmayan ama anlam...

Suriye, İhvan, AKP iktidarı

Tarih konusu her zaman önemli ama bugünlerde tarih üzerine düşünmek çok daha önemli. Türkiye dış...

Kültür Tarihinin Üç Temel Aşaması

Yazılı kültürün belli bir estetik, akılcılık ve disiplin gerektirmesi, konuşmalara bir seviye katarken, görsel kültürün...

Yorum Yazın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

Yukarı