Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Tiryaki

VAHA-SAHRA
Marry GRÜNBART

27 Mayıs 2017 00:02

Yorum Yapılmamış

Sıradan bir iş günü.

Hastaneye vardığımda herkesle merhabalaşıp işe koyulacakken, şefin arkadan seslendiğini duyuyor ve durup bekliyorum.

-Merhaba, saat 13:00 de seninle yemek solunun önünde buluşalım olur mu?

-Merhaba, yine ne oldu, diyorum içinde merak barındıran gülümsemeyle.

Her zamanki sevimli gülümsemesiyle bana doğru yürüp yanıma gelip karşımda duruyor.

-Özel bakım odasında tercümana ihtiyaçları varmış. Seksen yaşlarında bir Türk kadın.

Genelde yaşlı hastaların yanında yakınları olurdu, yalnız bırakmazlardı. Tercümanlığını çocukları ya da torunları yapardı. Neden yalnız bırakıldığını merak ediyorum. Küçük bir şehirde yaşıyordum ve genelde Türkler birbirlerini tanıyordu, yaşlı kadın kimlerdendi acaba?

Saatinde buluşma noktasına gelip beklemeye başlıyorum. Schascha gecikince telefonla arayıp hatırlatmak istiyorum, çok unutkandır kendisi yoğun işin stresinden olsa gerek…

-Pause yerine git, sigaranı iç ben de geliyorum, deyince, mola yerinde bekliyorum ben de.

Biraz gecikmeyle geliyor, birlikte özel bölüme geçiyoruz. Doktor bizi bekliyor, selamlaştıktan sonra durumu izah ediyor.

-Bir haftadır burada, düşüp kalçasını kırmıştı geldiğinde. Ameliyatını yaptık, yemek yemeyi ve ilaçlarını almayı red ediyor. Ona bunun nedenini sorar mısınız?

Bembeyaz saçları, derin yüz çizgileriyle bize öfkeli bakan kadına dönüp, soruyorum.

-Merhaba, yemek yemiyor muşsunuz, ilaçlarınızı da almıyor muşsunuz?

Kadın oturduğu saldeyeden öfkeyle bana doğru doğrulup, bakışları çok sert odaklanıyor meraklı gözlerime. Bir eliyle doktoru göstererek yüksek sesle bir şeyler söylüyorsa da takma dişlerini çıkarmış olduğu için kelimeler ağzında yuvarlanıp uğultu şeklinde kulaklarıma değiyor. Bir ara gerçekten Türkçe mi konuşuyor diye tereddüte düşüyorum.

-Söylediklerinden bir şey anlamıyorum, diyorum dönüp tercüme bekleyen doktora.

Tekrar soruyorum, anlamak için pür dikkat kulak kesiliyorum söylediklerine.

-Beni burada zorla tutuyorlar, telefonumu, cüzdanımı her şeyimi aldılar. Ziyaretçilerimle görüşmeme izin vermiyorlar. Benim burada ne işim var hasta filan değilim, uyutmak için sürekli ilaç veriyorlar. Yaşlılar evine geri dönmek istiyorum.

-Düşüp kalça kemiğinizi kırmışsınız ve sizi ameliyat etmişler bunları hatırlamıyor musunuz?

Hatırlamaya çalışır gibi bir an düşünüp, kararsız bir bakış attıyor.

-Ameliyat mı olmuşum, hani nerde iz miz yok. Ben iyiyim, burada kalmak istemiyorum, burada beni zehirlemek istiyorlar.

Her cevaptan sonra tercümesini yapıyorum, doktor çaresiz halde gülümseyerek,

-Yemeğini yer, ilaçlarını alırsa bir kaç gün içinde taburcu ederiz. Bu durumda onu huzurevine yollayamayız. Oğlu ve torunları dün geldiler ziyaretine. Hem, ziyaret yasağı diye bir şey de yok.

Dönüp yaşlı kadına durumu kaç defa anlatsam da inandıramıyordum, nuh diyor peygamber demiyordu.

-Sigara içiyor musunuz, diye sorduğumda başını iki yana sallayıp,

-İki yıl oldu sigarayı bırakalı, sigara içmiyorum diye cevap veriyor sinirli ve kendinden emin bir şekilde.

Kadının huzuzurluğu, söylediği gerçek dışı seyler, kendini kapana sıkışmış gibi his edip agresifleşmesi aklıma sigara tiryakisi olmaktan başka bir şey getirmiyordu. Kaldığı bölümde kesinlikle sigara içilmesine izin verilmemesi nedeniyle kendince direniyordu.

Dönüp doktoruna,

-Sanırım sigara içmek için böyle yapıyor.

Başını iki yana sallayıp,

-Buna kesinlikle izin veremeyiz, diyor.

Bir saate yakın yemek yemesi ve ilaçlarını alması için ikna etmeye çalıştıysam da ikna olmuyordu. Başıma ağrılar girmiş olsa dahi sabırla sakinleştirmeye çalışıyorum kendini çaresiz his eden yaşlı kadını. Doktoru umudu kesip bizi yarım saatliğine yalnız bırakıyor…

-İlaçlarınızı düzenli alıp, yemeğinizi yerseniz daha çabuk iyileşir bir kaç gün içinde bakım evine dönebilirsiniz deyince,

Sevinci yüzünde okunan kadın,

-Buradan çıkabilecek miyim?

-Evet, iyileştiğinizde çıkacaksınız.

-Sen de mi Türksün, neresinden?

– Evet, Ealzığlıyım. Dediğim de,

-Tamam işte ben de eski İstanbulluyum, kırk beş yıldır Avusturyada yaşıyorum.

Kadın duymak istediği gibi anlıyor ve hemşerilik ayağına yakınlık kurma peşine düşüyordu. Artık derdini anlıyordum.

Bir elini bana doğru uzatıp elimi sıkı sıkıya tutup yalvaran bakışlarıyla, işaret parmağıyla bir yaparak;

-Bir tane sigara verir misin? Dilenir gibi bakışlarla….

-Sigaram yok, diye yalan söyleyiveriyorum bir anda, üzülerek.

Artık eminim, sigara krizine yakalanan yaşlı kadın açlık grevine girmişti! Dişleri olmadığı için doktorlar konuşmasından anlamamış olmalıydı. Yani onca sene burada… Almanca biliyor olabileceğini düşünüyorum kendi kendime. Kırk beş yıl, az değil! Yabancı bir ülkede ömür tüketen kadına bakıp hayat ne kadar acımasız diyorum kendi kendime. Yapayalnız kalıyordu insan onca mücadeleden sonra bir hastane köşesinde. Evlatların her biri bir yerde yaşama telaşıyla unutuyorlardı en çok muhtacı olduğu anda annelerini ya da babalarını. Yapacak bir şeyim kalmıyor.

Kendisiyle bir sonuca varmayan konuşmamıızı noktalayıp, odadan dışarı çıkıyorum. Koridordan geçen başka bir doktora durumu anlatıp, diğer doktora iletmesini rica ederek ayrılıyorum oradan.

O gün anlıyorum ki her tiryakinin başına gelecek trajik komedidir bu hikaye. Sanki, seksen yaşımdaki halimi görüyorum…

Yüzümde acı gülümseme bir sigara içip işe koyuluyorum…

Geç kalmadan bırakmalı şu zıkkımı diye söyleniyorum gün boyu.

Okunma Sayısı: 199
Kategori: Marry GRÜNBART

Yazarın Diğer Yazıları

Arafı İkâmet Seçen Kadınlar (III)

Anadolu Kadınları Zaman kavramını yitirmiştim. Güzel olan tek şey hafızamda zerre kadar yer işgal etmiyordu....

Arafı İkamet Seçen Kadınlar (II)

Anadolu Kadı(n)ları -II- Bukle bukle altın sarısı saçları, zümrüt yeşili gözleriyle dünyamı aydınlatan canım kızımda...

Arafı İkamet Seçen Kadınlar (I)

Anadolu Kadı(n)ları -1- Sahi evlat olmak neydi?Öğrencilik hayatımda okulun en en başarılı öğrencileri arasında hatta...

Seranat VII

Yüzümü gül bahçesine çeviren bu gülüş sensin. Yağmur yağmur gözlerim, kirpiklerimin esaretinde tutamadığım damla damla...

Serenat VI

Kalbimin kalbi, nasıl kesişti senle yollarımız nasıl kenetlendik biz bize böyle. Fark etmeden onca yolu...