TIP ÖĞRENCİSİ
Gözler iri, burun kanca ve omuzu dikti. Kimi görse, ver elini asker ocağı, diyordu. Ona göre, asker ocağı olgunlaşma sahasıydı. Her Türk genci vatan görevini yapacak, diyordu.
Makine mühendisliğinden mezun olmuştu. Okurken de motor tamir atölyesinde çalışmış ve babasına yük olmamıştı. Yalnız askere gittiğinde kardeşi okuyordu. Onun okuması gerekiyordu. Ferit lise ikinin birincisiydi.
Hakan annesine, Ferit doktor olacak, senin elini soğuk sudan, sıcak suya değdirmeyeceğiz, diyordu. Askerliği de az kalmıştı. Çalışacak ve Ferit’i doktor yapacaktı.
Babanın neşesi, içinin bir “cız” etmesiyle sönebilirdi. Her gün yolun başında oturur ve oğlunu sayıklardı. Ferit yakında gelecek olan, ağabeyine güveniyor ve onunla tekrarlarımı yapacağım, diyordu. Aile, Hakana bel bağlamış dört gözle bekliyordu. Baba hayırlısıyla da baş göz ederiz, diyordu.
Hakan onları habersiz bırakmıyordu. Hemen her gün mektup gönderiyor ve beraberliğimize az kaldı, diyordu.
Sevgi dolu sözler, babanın içinin “cız” etmesine engel olamamış ve tamir ettiği kamyonla yolda kaymış ve takla atmıştı. Kazada Hakan ve yanındaki arkadaşı da şehit olmuştu.
Aile yıkılmıştı. Onları kimse teskin edememişti.
Ana ve baba konuşamıyor, Ferit ise kaybolmuştu. Arkadaşı onu bırakmamış ve evine almıştı.
Gecenin bir zamanında, birlikte ağıtlar başlıyordu. İçerisi yanmış kabağa dönmüşlerdi.
Ferit laf atana gözlerini kaldırıp bakıyordu. Çalışkan öğrenci gitmiş ve uyuşuk bir kişilik gelmişti. Fakat arkadaşı sahip çıkıyordu. Ferit’in durumuna sınıf da etkilemiş ve ona herkes üzülüyor yalnız bir şey yapamıyorlardı.
Öğretmenleri, arkadaşları ve babası anlaştılar. Ferit için söylenecek sözleri tekrar edecek kadar belirlediler. Önce öğretmenler konuştu. Sonra arkadaşı ve sıra babaya geldi. Baba, oğlum seni tıp fakültesinde okutacağım. Neyim varsa satacağım. Okula yakın bir daire alacağım ve beraber gideceğiz. Sen doktor olursun, birlikte ayağa kalkarız, diyordu.
Ferit kabul ediyor ve ağabeyim de yattığı yerden rahat eder, diyor.
Ferit’i öğretmenleri de çalıştırıyorlar.
Ferit çapa tıp fakültesinde öğrencidir. Birinci sınıfı çok iyi puanlarla geçiyor. Birinci sınıf kitaplarını satmak için okulun karşısındaki kitapçıya geliyor.
Yeğenime birinci sınıf kitaplarını almak için kitapçının açılmasını bekliyorum. Elinde kitaplarla yaklaşan genç, açık değil mi? Diye sordu. Biraz sonra açılacak. Kitapları satıyor musun? Dedim.
Genç “evet” dedi. Elinde dört tane kitap vardı. Kaça veriyorsun. Genç kitapçı elli lira, demişti. Kitapları bana satar mısın? İki yüz elli lira vereyim, dedim. Çünkü cebimde, o zamanın parasına göre iki yüz elli lira vardı.
Hayırlı olsun, başarılar diliyorum, dedim. Yeğenim de bu yıl kazandı da dedim. Bunun üzerine Ferit bana hayatındaki çok önemli bu olayı anlattı.
Olay aklımdan çıkmadı ve üzgün halimle yazmaya çalıştım.
Hasan TANRIVERDİ















