OTOMOBİLİN FRENİ
Otomobil, arenaya bırakılmış boğa gibi saldırdı. Aşağıdan gelen dolmuş, durumu fark edip kaçmak istediyse de zaman bulamadı ve otomobilin çarpmasıyla ezildi.
Dolmuşu kullanan genç, askerden yeni gelmişti. Uzun süre komada kaldı. Genç sporcu, sakin, hoşgörülü, çalışkan ve özveriliydi.
Hastane odasında, annesi yanındaydı. Anne, çocuğumla gözleriyle bağ kuruyorum, diyordu. Durumunu annesinin anlattığı kadarıyla biliyorduk. Yanına ziyaretçinin girmesi yasaktı. Çünkü uzun süre komada kaldı.
Anne, gözleri iyi olduğunu söylüyor, fakat halini ifade edemiyordu. Acısı öyle büyük ki bağırması hastaneyi ayağa kaldırıyordu. Anne anlatırken sürekli gözleri yaşlıydı. Bedeni solgundu, ellerini kullanamıyor ve ayaklarından haberi yoktu.
Oda beyaz örtülerle kaplıydı. Doktoru, hemşiresi ve bakıcısı beyaz önlüklüydü. Oda tıbbi aletlerle doluydu. Soluk almak için, kalp, kan dolaşımı ve sindirim cihazları arasında bir çocuk. O günler içerisinde atletik vücutlu Ferdi gitmiş çocuk kadar kalmıştı.
Gözleri, kurtarın diyordu, kurtarın bir an önce ne olur, acım sonsuz.
Ne güzel söylemişler, “gözler yalan söylemez,” diye.
Hemşireler geliyor, gerekli müdahaleyi yapıyor. Sargıları değiştiriyor ve temizleyip gidiyordu.
Heyet halinde doktorlar geliyordu.
Annesinin gözleri yaşlı olsa da “dolmuş bir iki,” diyordum.
Anne, doktorlardan medet umuyor ve “çocuğum yaşayacak mı?” Diye soruyordu.
Annenin sanki ağzından alev çıkıyordu. Gözüne bakamıyorum, iyi olduğunu hissetmek istiyorum. Doktor bey, derdimi anlıyor musunuz?
Anne, gözlerinden, başımdaki sargıyı sökün atın, ağırlık yapıyor. Gözleri sancı sırasında kapanıyor ve sise boğuluyor. Kolunu ve bacaklarından haberi olmuyor. Doktorlara öyle ağrının verdiği acıyla, bağırdı ki doktorlar, hemen aletlere gerekli ilaçları koydular ve onu rahatlattılar. Sargılarını yenilediler.
Annesine, acılarım büyük, bağıramıyorum. Kendimden habersizim. Dudaklarım oynamıyor. Anne gözlerim gülüyor mu? Kaç gündür yatıyorum. Sabaha kadar zor yatardım. Sabah denizi izlemek iyi geliyordu. Çıkar beni denizin dalgalarını gözleyeyim. Büyük doktor, sargımı yapsın, iyi geliyor.
Anne ağladığını göstermeden, gözlerini siliyordu. Anne büyük doktor niçin ağladı, ne olur öğrenir misin? Doktoru su yanına götüreceğim. Anne ağlama çok üzülüyorum, içim bir hoş oluyor.
Başımın sargısını alsınlar, başım zonkluyor. Sepet gibi oldu. Gözlerimi ağrıdan açamıyorum. Ayak parmaklarım duruyor mu? Fark edemiyorum. Anne, çimene kadar yürüyebilsem hiç değilse bahçeyi ve çiçeklerimi gözlerdim.
Aletler çaresizliğimin göstergesi olsa gerek. Aletler sayesinde mi? iyileşeceğim. Kulakların da arada duymuyor. İçinde sanki böcekler dolaşıyor. İçimden garip gürültüler geliyor. Yemek istiyorum. Bir şeyler veriyor musunuz? Anne hamsi tava yapar mısın?
Başın fena ağrıyor. Uyusam geçer herhalde. Bazen oda kararıyor. Niçin anne. Beni eve götür. Arkadaşlarımı görmek istiyorum. İçin karıncalanıyor, acıktım mı?
Anne, oğlum bu kadar aleti nereden bulacağız da seni iyileştireceğiz.
Anne, vücudumu hissetmiyorum, habersiz gibiyim. Kulaklarım duymuyor ve gözlerim de sisli görüyor. Moralim bozuluyor. Senin gözlerin niçin yaşlı. Yaşlı görmek istemiyorum. Büyük doktor, “seninle gezmeye gideceğiz. Sevindim, memnun oldum. Onu her zaman ziyaret edeceğim.”
Anne, odama güneş giriyor mu? İlk okulda öğretmenim, “güneş girmeyen yere doktor girer,” demişti.
Anne, küçük doktor sargımı çıkarırken, acıdı. Diyor ki, “doktor hastasına acırsa, görevini yapamaz.” Onun için başımı sarmasınlar.
Anne, babam da yanımda olsaydı. Anne oğlunu teskin eder. Anne, acaba benim çektiğimi hissediyor mu? Allah rahmet eylesin, babamı unutamıyorum.
İyileşeceğim, yine neşemize kavuşacağız. Yuvamız her zamanki gibi herkese sıcak olacak. Yuva deyince, ağabeyim kontumuza yuva yapmış mı? Anne götür beni evimizi çok özledim. Buradan çok sıkıldım.
Büyük doktor ne zaman gelecek. Bu ara beni bıraktı galiba. Anne oğlun yarım saat önce buradaydı. Seninle dolmuşa binip maça gidecekmiş. Çok sevindim anne. Fakat farkında olmadım, uyudum mu? Hiç uyuyamıyorum.
Anne aletlerden ne zaman kurtulacağım. Gemiyle denizde geziye çıkalım mı? Seni deniz aşırı ülkelere götüreceğim. Gemici olacağım, komşu ağabeyi gibi.
Anne, çiçeklerim açtı mı? Güllerimi budasınlar. Hanım eline dokunmasınlar.
Sokaktan korna sesi geldi. Pencereyi kapatın, ses duymak istemiyorum.
Anne, aletleri söküp atın, koltuk değneğiyle yürürüm.
Anne, seni çok seviyorum.
Hasan TANRIVERDİ














