SON KASABA
Kara tren, son kasabaya şarkılı ve türkülü gidiyordu. Yolcular genelde, kasabaya, yakın köy ve mahallerdendiler. Bu defa trende iki memur yabancıydı. Biri nüfusa iki yıl önce, diğeri ise bu yıl öğretmen olarak atanmıştı.
Vilayetten gelenler çoğunluktaydı. Bir iki kişi de tatil için gurbetten gelmişlerdi. Nüfus memuru, treni yolcuların bağırıp çağırması götürüyor, derken öğretmen de gülüyordu. Bu kadar sesli konuşma olamazdı. Hiç mi yorgun değillerdi. Karşıdan karşıya birbirlerine bağırırlardı. Hey gurbetçi, anlat bakalım. Bizi kıskanıyor musunuz?
Nüfus memuru öğretmene, bunların konuşmasına katılmayalım, tanıdıklar arasında düşmanlık gizli kalır. İftira yaygındır ve yabancı bu durumdan her zaman zararlı çıkar. Dikkatli olalım, yorumlarına karışmayalım. Kendilerini temize çıkartmak için hileye baş vururlar. Böyle insanların sermayesi, genelde yalandır. Gözünün içine bakarak, kurmaca uydururlar. Yabancısın ya seni laflarla alt ederler. Kendi uydurduklarına inanırlar.
Korkunç hikâye anlatırlar fakat olayı hepsi bilir. Geçen seferki tren yolculuğunda olayı, daha farklı anlatmışlardı. Nüfus memuru olayın farklı anlatıldığını, kahvedeki konuşmalardan anlıyorum. Olayın kahramanı çok geçmeden yakalanıyor. Fakat komşu kasabaya yaklaşıldığında kaçıyor. Onun için bu kasabada insanlara rahat ve huzurlu bir ortam oluşmuyor.
Muhtar, trende “son facia” diyerek bir olayı anlatmaya başladı. Sesini yükseltse de söylediği anlaşılmıyordu. Kelimeler ağzının içinden dışarı çıkamıyordu. Aza Muhtara, olayı anlatırım, dedi. Yolcular azayı soluksuz dinledi.
Tren rampada, sanki geri kaçıyordu. Yolcular bağırmaya başladı. “Trene ne oluyor,” diyorlardı. Fakat trenin ne olduğu anlaşılmıyordu. Birisi pencereden gördüğüne göre, trenin vagonlarının bağı kopmuş geri gidiyor, dedi. Bu durumda tren nasıl durabilirdi. Geri yönlü vagonlar hızlanmış ve trenden atlamaya göz kesemiyorlardı. Tren rampaya geldi, yavaşladı, öne kaydı ve durdu.
Yolcular aşağıya indiler. Nüfus memuru, öğretmene sakın trenden ayrılma, bu olayın hikâyesi sır kokuyor, dedi. Sır bize kolay bulaşır, aşağıya inme, dedi.
Lokomotifi getirip vagonu bağladılar ve tren yürümeye başladı. Yabancı olan iki memur aralarında küçük sesli konuşuyorlardı. Yalnız şüphe doğurmasın diye, arada seslerini yükseltiyorlardı. Yolcuların tartışması, olanca sesleriyle, devam ediyordu. Tartışma anlamsızdı. Çünkü kasabaya yaklaşılmıştı, ama hava kararmıştı.
Kasabanın ışıkları görüldü. Yolcular şarkı ve türkü söylüyorlardı. Tren durdu ve eşyalarıyla yolcular inmeye başladılar. İki memur yapışık ikizler gibi, valizleriyle indiler. Azanın oğlu yolculara babasını soruyordu. Kaptan, tren bozulduktan sonra bindi mi? Diye muhtara sordu. Muhtar ağzında bir şeyler geveledi, ama yine anlaşılmadı.
Bir gün sonra kahvede, azanın tren bozulduktan sonra indiğini ve son olarak da binmediğini, söylediler. Muhtarın yanındaydı, onun bilmesi gerekir, dediler.
Aza kayıptı. Nüfus memuru, öğretmene dediğim çıktı. Sakın yorum yapmayasın, dedi.
Aradan bir ay geçti. Memur ve öğretmen karakola çağrıldı. Memur, savcıya: Bir şey görmedik ve de bilmiyoruz. Çünkü biz trenden inmedik, dediler. Muhtar ve azanın birlikte indiğini vagonlara doğru yürüdüklerini görmüşler. Fakat muhtar trene gelmiş aza gelmemişti. Daha sonra azanın cansız bedeni bulundu. Bıçak darbesiyle öldürülmüştü.
Sonuçta muhtar, azanın tarafıyla küçükte olsa husumeti, varmış. Yıllar önceki, husumete karşılık azayı bıçaklamıştı. Bugüne kadar kimse tanıklık yapmadığı için, suçlu ortaya çıkarılamamıştı. Muhtar ise belki de hapisten çıkamayacaktı.
Tren geceye kaldığında, bir kişi kayboluyordu. Tren, Kasabaya gündüz girecekti.
Hasan TANRIVERDİ
















