Sabahın köründe sesler bir türlü kesilmedi. Gezi için, hazırlık yapıyorlardı. Ben de sınavdan iyi not alırsam, neşem yerine gelecek, dedi. Günü birlik, Uzun Göl’e gidiyorlardı.
Ahmet sınavına çalışacaktı. “Sınav yılı,” dedi. Sonra kendi kendine gülerek, sınav yılı diye tekrar etti. Ahmet, sınavın ölçme değerlendirme açısından eksikleri olduğuna inanıyordu.
Bir buçuk saatlik uzaklıktaki, fen lisesine kazanacağıma, evime yakın, Anadolu lisesine girerim. Çünkü günde üç saat yol için zaman harcayacağıma, üç saat fazladan çalışsam, istediğim üniversiteye dereceyle kazanırım, dedi.
Bugün yüz kilometrelik yolu çekmeyeceğim. Harcadığım zaman içerisinde dersime çalışır ve soruları çözerim. Sınavın zorluğunu ortadan kaldırırım. Okuduklarımı testlerle pratik haline getiririm.
Gezicileri pencereden el sallayarak uğurladılar. Ama hava da bir tuhaf, dedi.
Ahmet, konuda anlamadığı kavram bırakmadı ve soruları çözdü. Yalnız iki tanesinin çözümünü bıraktı. Öğretmene sorarım, dedi.
Okuduğu romanı eline aldı. Roman; saltanattan kaçan subayın hikâyesini anlatıyordu. Subay Anadolu’ya derviş kıyafetiyle geçiyor. Geçtiği yerlerde kıyafetini gören hürmet ediyordu. Subay Rumeli’ye gönderilmişti. Halbuki yeni gelmişti. Derdini dinleyen, olmadı ve yeniden geldiği dağlara gönderilince, bırakıp kaçmıştı.
Yollar, subayı iki dağ arasında, derin bir vadide ve köhne bir kasabaya götürdü. Kasabada derviş kılıklı subaya oldukça hürmet edildi. Manevi sultan olarak görüldü. Derviş olarak yaptıklarını anlatan romanı Ahmet, elinden bırakamıyordu. Bildiği kadarıyla, dervişin uydurduğu davranışların gerçeğini babasıyla konuştuklarında, şaşıyordu.
Bu davranışlar, insanları sosyal yönden de yanlışa meylediyordu. Romanı bıraktı ve ödevini tekrar kontrol etti. Açıklayamadığı soruya da kendine göre bir mantık buldu.
Ahmet, havadan yararlanmak için, çiçeklerinin yanına vardı. Saksıları düzenledi, bahçeye girmedi. Çünkü sağanak toprağı çamur haline getirmişti. Derenin bulanık akması, dağların çok yağış aldığını gösteriyordu. Yollardaki tahliye borularını temizledi. Bir ses üzerine kapıya yöneldi. Elinde kitabıyla arkadaşını gördü. Ahmet’e soru için gelmişti. Ahmet’e çözemediği soruları sordu.
Hakan da Bolu beyinin yaptıklarını okuyormuş. Ahmet’in hoşuna gitti. Senden sonra ben de okurum, dedi.
Biraz sonra geziye giden, arabanın sesini duydular. Öğrenciler yorgundular. Yağmur onların peşini bırakmamış. Selden korkmuşlar ve geri dönmüşler.
Ahmet’in babası yaz gelmeden dağa güvenilmez, dedi.
Hasan TANRIVERDİ






















