SEYİT BATTAL GAZİ…
Seyyit Battal Gâzi miladi 674-680 yılları arasında Malatya’nın Aspozan bağlarında bulunan küçük bir evde dünyaya gelmiştir, asıl adı Esseyit Cafer’dir. Peygamber sülalesinden ve 9. göbekte hazreti Ali’nin torunudur, Seyyit Arapça da ’’efendi’’ anlamına gelir. Battal çocukluğunda iri yapılı vücuduna istinaden takılmıştır. Antakya’’ya geldiğinde Seyyit Battal kendisini ’’Allah’ın kulu’’ anlamına gelen Abdullah ismi ile tanıtmıştır, tevrat-zebur-incil gibi kitapları incelemiş ve bu dinler üzerinde derin bilgi sahibi olmuştur. Zamanında müslümanlığı yaymak için faaliyet gösteren Seyyit Battal gazi üstün meziyetleri olan bir cengaverdi. Rivayete göre 23 atı vardı. Bunlardan en çok aşkar isimli atını kullanırdı, kendisine hediye edilen bir çok atı fakir müslüman cengaverlere hediye ederdi.
Seyyit Battal gazi İstanbul’u almak için defalarca Kostantinapolis’e girmiş çıkmıştır. Bir defasında Kız Kulesi’nde hapis bulunan prenses Elenora ile göz göze gelmiş, tereddüt etmeden geriye dönmüş, temiz rumcası ile Elenora ile konuşmuştur. Gözlerini Seyyit Battal Gâzi’nin gözlerinden ayırmayan Elenora bu arada müslümanlığı da kabul etmiş, Seyyit Battal Gâzi bir defa ki gelişinde Elenora’yı kaçırmıştır. Elenora Bizans İmparatoru 11. Justiaianos Rhinotmethos’un kızıdır, babası 2 kez tahta çıkmış. 2.çıkışında devleti soyup halkı aç bıraktığı gerekçesi ile halk tarafından öldürülmüş. Kızı Elenora’da kız kulesine kapatılmıştır.
Seyyit Battal Gazi müslümanlığı yaymak için çok dolaşmış, bu arada her fırsatta tek veya toplu olarak cenk etmekten kaçınmamıştır. Abbasiler zamanında Harun Reşit’in saltanat sürdüğü bir zamanda cengaver, cesur, kuvvetli, iri yapılı, buğday tenli, güzel yüzlü, sihirli gözleri olan bir zattı. Seyit Battal gazi hangi milletin içine girecekse o milletin örf ve adetlerine uyar, elbiselerini ve dini inançlarını onlara benzetirdi. Onları içten yıkmaya çalışırdı, bu nedenle Seyyit Battal Gazi’nin ünü her tarafa yayılmıştı. Rumlar onun dehşetinden korkar, hiç bir toplum onunla din üzerinde fikir münakaşası edemezdi. Zira hem bir çok konuda derin bilgiye sahip, hemde kuvvetli ve cesurdu. Harun Reşit onu makamına davet edipte başından geçen ilginç bir konuyu anlatmasını isteyince Seyyit Battal gazi şöyle anlatmıştır.
’’Bir gün Rum memleketinde ovada gezerken, arkamdan atın ayağını yere vuran bir ses geldi, baktım ki pür silah bir kimse. Selam verip sordu (diyarı rumda gezen bir battal vardır, hiç onu gördün mü?) buyurun huzurunuzdadır dedim, hemen atından indi, benimle görüştü. Sonra seninle arkadaş olarak hizmetinde bulunayım dedi. Bu sözlerin akabinde otururken pür silahlı dört atlı kafir belirdi, doğru bize geldiler. Bu yeni arkadaşım (ya Battal, bunlara karşı ben durayım..) deyince ben de hayrola dedim. Hemen atına binerek o kafirlerle cenk etmeye başladı. Bir müddet muharebeden sonra bu arkadaşımı şehit ettiler. Bu arkadaşımın şehit edilmesi üzerine cesaretleri artan kafirler benim üzerime hücum ettiler, meğer içlerinde en güvendikleri meşhur bir kafir varmış. Beni arayıp gezermiş, ben söyledim. Erlik değildir ki, siz atlı ben yaya olayım. Hemen arkadaşımın atına binip ’’buyurun cenk edelim..’’ makul doğru söylüyor dediler, yine ben erlik odur ki birer birer geliniz dedim, razı oldular, birer birer üçünü öldürdüm. En meşhur, en güvendikleri kafir kaldı. Onunla o kadar cenk ettik ki birbirimize hiç zafer bulamadık, hatta ayrılıp dinlenirdik. Namaz vakti olunca namazımı kılardım, o gece birbirimizden çekinir durumda olduğumuz halde yattık. Sabah olunca yine tutuştuk, hak teala rast getirdi, kafiri bastırdım, göğsü üzerine oturdum. Dedi ki ’’bu kerre affeyle, bir daha tutuşalım..’’Bende kafire aman verdim, bir daha tutuştuk. Ayağım kaydı, bu defa ben düştüm. O kafir benim üstüme çıktı, ’’sende beni bırak, bir daha tutuşalım..’’ dedim. O da bıraktı, bir kere daha tutuştuk. Allah’ın hikmeti hata ile yine ben düştüm, üstüme çıkıp dedi ki ’’bildim ki Battal sensin, ben seni çok aradım. elbette seni öldürürüm, diyerek hançerini çıkardı, beni boğazlıyacağı sırada gördüm ki şehit düşen arkadaşım yerinden sıçradı. kafirin ensesine bir kılıç bastırması üzerine bu melunun başı tekerlendi, bundan sonra aynı yoldaşım ’’vela tahsebenneleziyne kutiluv fiysebiylillahi emvaten..’’ ayeti celilesini okuyup yine yerine düştü. Bu ayeti kelimenin manası şudur ’’Allâh yolunda öldürülenleri siz ölü saymayınız..’’
Seyyit Battal Gâzi, gazi hayatının küçük bir hatırası olarak şehit olduğu sene içinde hacca gitmiştir, ölmeden önce cenazesinin müslümanlarca müslümanlığın icaplarına göre defnedilmesini istemiştir. En son bulunduğu Emevi hükümdarı Hişam zamanında Emevi orduları ile Bizans imparatoru 111. Leon kumandasındaki Bizans orduları ile Seyitgazi kasabası’nın batı güneyindeki Türkmen dağları’nın eteklerinde savaşmıştır, bu savaşa kumandan olarak iştirak eden Hacı Seyyit Battal Gazi savaşa girmeden önce ’’Kostantinapolis’i fethedemediysem, bunu da hak edemiyecek miyim?’’ diye düşünmüş ve muazzam Bizans ordusuna karşı çok az bir kuvvetle çarpışmaya başlamıştır. Bu savaşta sonuna kadar sebat etmiş, ne var ki yanında ki sadık arkadaşlarını teker teker şehit vermiştir. En sonunda kendiside ağır yaralar alarak bu günkü gömülü olduğu mağaraya sığınmış, sığındığı mağarada şehit düşen arkadaşlarının boylu boyunca uzandıklarını göre göre ve hakkı zikrede zikrede, ölüm acısını tattığı bir sırada bir damla su verecek yardımcısı olmadığı halde kıbleye müteveccih olarak ruhunu Cenab-ı Hakka teslim etmiştir.
Zamanla bu mağaranın ağzı yağmurların sürüklediği topraklarla örtülmüştür, miladi 1202 yılında buralarda koyun güden çoban Baba isimli zat çok yeşillik olmasına rağmen koyunların buraya yaklaşmadıklarını ve burada otlamadıklarına dikkat eder. Buralarda ululardan birisinin olduğuna dair içine bir his düşer, bir gün rüyasında ’’gözün ile gördüğün bir hayal mahsülü olmayıp, Sultan’ın ta kendisidir.’’ diye bir ses duyar ve uyanır. O günden sonra hep o taraflara gider, bir defasında mağaraya girer. İçinde bir şeylerin göründüğünü fark eder, Hacı Seyyit Battal Gâzi’nin insanlık nasiyesinden çıkmış, mübarek cesedi ile karşılaşır, gözlerine inanamaz. Allâh’a dua eder, Kutluca çoban baba bu olayı zamanın Selçuk hakanı Gıyaseddin Keyhüsrev’e bildirir, Keyhüsrev paşalarını ve zamanın din alimlerini toplayarak hakikaten Hacı Seyyit Battal Gazi’nin cesedi bulunmayacak olursa Kutluca çoban baba’yı idam ettireceğini belirterek araştırma yapılmasını ister. Konya’’dan hareketle hep beraber Seyitgazi’ye gelinir, mağaranın önündeki toprak yığını alınır. İçeriye girildiğinde Seyyit Battal Gazi’nin üzerinde bulunması gereken kur’anı kerim’i, savaşlarda kullandığı kılıcı, sancağı, teberisi ve demir hindi ağacından yapılmış tesbihi bulunur. Hükümdarı haberdar etmek için derhal bir haberci gönderilir, rivayete göre Keyhüsrev haberciye 700 dirhem. bir başka rivayete göre 7000 dirhem altın ihsanda bulunur..
Haberin duyulmasından sonra Gıyaseddin keyhüsrev’in ailesi ve şehzade 11. Alaaddin Keykubat’ın annesi Ümmühan hatun hemen burada yapılması gereken türbe ve diğer eserlerin, kendi namı hesabına yapılmasını ve hiç bir fedakârlıktan kaçınılmamasını kocasından rica eder. Bu isteği kabul olunur. Derhal yapılacak olan tesislerin temeli atılır, bu arada Ümmühan Sultan 3 gün 3 gece bir rüya görür. rüyasında ’’başımın altından akan suyu akıtmadan kabrimi mi yapıyorsun ?’’ diye bir ses işitir, yüksek ruhlu kadın konuyu kocasına ve din alimlerine anlatır. İnşaat durdurularak suyun araştırılmasına başlanır, çok geçmeden bu su bulunur. Bunun üzerine yanına bir hamam yapılması, suyun yarısının içme suyu olarak kullanılmasına karar verilir.
Bu gün Eskişehir’e bağlı bir ilçe olan Seyyitgazi ilçesi adını, meşhur cengaver Hacı Seyyit Battal Gazi’den almıştır. Bu ilçeye her yıl yüzlerce turist Seyyit Battal Gâzi türbesini, camisini, hamam ve çeşmesini ziyaret ederek dua eder. Seyitgazi, Eskişehir’’e 44 km. uzaklıktadır.
Kerim ÖZBEKLER
Araştırmacı Gazeteci-Yazar-Şair























