PAPATYANIN YENİ MODELİ ÇIKMADI
Evrenin yaklaşık 13 milyar 800 milyon yaşında olduğu kabul ediliyor. Bazen bu sayının büyüklüğünü düşünüyorum, sonra da insanı.
İnsanoğlu bir şey yapıyor, dönüp bakıyor ve “Daha iyisi olabilir,” diyor. Yeniden yapıyor, onu da yeterli bulmuyor, bir yenisini çıkarıyor.
Telefonların yeni modeli çıkıyor. Bir önceki hâlâ çalışıyor olsa bile yenisi geldiğinde “eski” oluyor. Arabalar, bilgisayarlar, televizyonlar da öyle.
Bunda kötü bir şey yok. İnsanın merakı, araştırma isteği ve üretme gücü sayesinde bilim ilerliyor, teknoloji gelişiyor, hayatımız kolaylaşıyor.
Ama doğaya bakınca aklıma başka bir soru geliyor:
Papatyanın yeni modeli nerede?
Kimse papatyayı daha güzel yapmak için yeni bir tasarım hazırlamıyor.
“Bu yıl yapraklarını biraz değiştirelim, rengini yenileyelim,” demiyor.
Elmanın elbette pek çok çeşidi var. İnsanlar yüzyıllardır farklı elma çeşitleri yetiştiriyor. Ama elmayı eline aldığında hâlâ o tanıdık kokuyu, tadı ve dokuyu buluyorsun. Yüzlerce yıl önce bir çocuğun elindeki elma ile bugün bir çocuğun elindeki elma birbirine yabancı değil.
Gelinciğe bakıyorum. Buğday tarlalarının kenarında, rüzgârda sallanan o kırmızı gelincik, binlerce yıldır gelincik. Doğanın içinde kendine ayrılmış bir yeri varmış gibi duruyor.
Su yine su. Gökyüzü yine gökyüzü. Serçe, “Ben artık başka bir şey olmak istiyorum,” demiyor. Koyun, koyun olmaktan sıkılmıyor.
Elbette doğa değişiyor.
Türler zaman içinde değişiyor, çeşitleniyor; canlılar çevrelerine uyum sağlıyor. Doğada değişim de var, dönüşüm de. Ama bütün bu değişimin içinde, bizim ürettiğimiz eşyalarda alıştığımız o “Eskisi yetmedi, yenisini çıkaralım” telaşı yok.
Yaradan’ın kurduğu bu düzene baktığımda beni hayran bırakan şey yalnızca büyüklüğü değil; değişimin içinde gördüğümüz o büyük süreklilik. Ne kadar ilginç, değil mi?
İnsan ise yaptığı şeylerle yetinmediği gibi, bazen kendisine de aynı gözle bakıyor. Kendimizi beğenmiyoruz. Daha genç, daha güzel, daha başarılı, daha çok kazanan olmak istiyoruz. Daha iyisini istiyoruz. Daha yenisini istiyoruz. Bazen de olduğumuz hâli, sanki eskimiş bir modelmiş gibi görüyoruz.
Oysa öğrenmek, gelişmek, hatalarımızı düzeltmek elbette güzel. İnsan yerinde saymak zorunda değil. Ama şunu unutmamak gerek: Her değişim daha değerli olmak demek değildir. Yeni olmakla iyi olmak aynı şey değildir. Yaş almak bir insanın değerinden bir şey eksiltmez. Kusursuz olmayan bir hayat da değersiz değildir.
Papatyanın yeni modelini aramıyoruz. Elmanın daha gelişmiş bir sürümünü beklemiyoruz. Bir serçeye baktığımızda onun başka bir şey olmasını istemiyoruz. Onları oldukları hâlleriyle tanıyoruz.
Belki insan da zaman zaman kendisine aynı gözle bakabilmeli. Eksiklerini görsün.
Hatalarını düzeltsin. Gelişsin. Ama bütün bunları yaparken kendisini bir “eski model” gibi görmesin. Çünkü değerli olmak için sürekli yeni bir modele dönüşmek zorunda değiliz.
Papatya papatyadır.
Elma elmadır.
İnsan da insandır.
Ve belki asıl soru şudur: Ben, bütün bu yenilik telaşının içinde kendimi ne zaman fark edeceğim?















