RIHTIMDAKİ ŞÖYLEŞİ
Rıhtımda söyleşi için, toplanan guruplar, ayrı telden çalıyordu.
Kimi şarkı söylüyor, kimi durduk yerden, dalgaları gözetliyor ve “rıhtımda boynu bükük, bana mendil salladı,” diyordu.
Söyleşi yapan genç kız, güler yüzlü sorularına cevap arıyordu. “Madem küskün dargındın, niçin geldin ağladın,” şarkısını muhatabına soruyordu.
Şarkılarla söyleşiye katılmak istedim. Heyecanlıydım, şarkılarla kendimi başka alemde hissediyordum. Katılanlar, şarkıya ait bir mısra da söylüyordu.
Söyleşiden ses duyulmaz olmuştu. Çünkü herkes şarkılara kendini kaptırmış, “neden geldin ağladın,” diyordu. Rıhtım, değişik seslere ev sahipliği yapıyordu. Bu şekilde söyleyenler dinleyenleri adeta esir almıştı.
“Ömrümüzün son demi, son baharımdır artık,” rıhtımda başka sesler kesilmişti. Çeyrek ekmek balık yiyenlerde, “son baharımdır artık,” diyorlardı. Ömürlerinin son demindeki baharı kastederek.
Şarkılardan bir demet değil, her yanımız şarkı olmuş, esir düşmüştük şarkı sözlerine. Yalnız kulaklarımızın pası silindikten sonra, esir olmuştuk. Halbuki, rıhtıma girer girmez satıcıların esaretine girmiştik. Sattıklarından almak zorundaymışız gibi davranıyorlardı.
Satıcılar olmasaydı. Rıhtımda boynu bükük, almış götürmüştü bizi ufka doğru.
Söyleşiyi yapan genç kızın yanına yaklaşamadık. Kalabalık gittikçe büyüdü. Koltuğunun altında klasörüyle, üniversite öğrencisi olduğu belli olan genç, gözünü vapurdan ayırmıyordu.
Kadıköy’den gelen yolcu vapuru, heyecanın kaynağı mıydı? Bilinmezdi.
Gence bir şey sormak istesen yaklaşamıyorsun.
Gözünü vapurdan ayırmayan, gencin yanından geçerken, “derdim çoktur, hangisine yanayım,” dedim. Genç baktı ve vapura döndü. Ona yaklaştım ve bir zamanlar biliyordum, ama diyemiyordum. Bekletme ne olursun, dakikalar alarm veriyor, dedim.
Satıcıların sözlü sataşmaları, kolumuza girip elma mandalina ve muz, diyorlardı.
Söyleşiyi ön plana çıkaran bir sese yöneldim. Ses bir garip ve anlamlıydı ki kalabalığa istemediğim halde girdim.
“Bütün kuşlar vefasız mevsim artık sonbahar,” diyordu.
Şarkı istek aldı ve “Böyle mi esecekti son gününde bu rüzgâr,” nağmesine herkes katıldı.
Genç kızın yanına getirilen, sanatçı da “aşkın ile köprü olsam, sen gelip de geçer misin?” dedi.
Rıhtımın öteki ucunda, “bekledim de gelmedin,” diyordu liseli öğrenci.
Gazete satan çocuğu, havaya kaldırmışlar ve “yazıyor gemiden denize uçan çocuğu yazıyor,” diye bağırıp satıyordu. Aynı sese yakın bir ses de “boğazda tekne çarpıştı,” diyordu.
Gazeteci çocuk, yeni haberini ekliyordu. “Haftaya altıncı filo boğazda,” diyordu.
Rıhtımda satıcılar da bir koalisyon kurmuşlar ve birlikte “karides,” diyorlardı. Ekmek balık satanlar, “bana mendil salladın,” diyordu.
TV ekibi vapurdan çıkanlara bir şeyler soruyordu. Vapur, yolculuk ve süre soruluyordu. Boğaz trafiğinin tehlikeli yanı nelerdir? Diyorlardı.
Vapurdan çıkan yolcuya, yaklaşan genç, bir tükenmez kalem ve bir parça kâğıt yeterdi. Geçmişi unut ve yeni bir sayfa açalım, dedi.
Hayat bir hikâye bazen acı ve hüzün, bazen de neşedir.
Rıhtımda söyleşideyiz.
Hasan TANRIVERDİ














