Ağaçlar Sessiz Kesilmez
İnsanın en büyük yanılgılarından biri, doğanın sessiz olduğuna inanmaktır.
Uzaktan bakıldığında dağlar, ovalar, ormanlar ve bozkırlar hep bir sükûnet tablosu gibi durur. İnsan, doğanın içine karışmadığı, onu yalnızca bir manzara zannettiği anlarda her şeyin sessizce akıp gittiğini sanır.
Ne var ki işin aslı hiç de öyle değildir.
Dikkat edin; bir ağaç asla sessiz kesilmez.
Ya baltanın küt küt vuran sesi gelir ya da hızarın keskin uğultusu…
Bir ağacın gövdesine balta her indiğinde çıkan ses, ormanın sessizliğini böler. Hızar çalışmaya başladığında ise o kesintisiz ses, ağacın içinde yıllarca taşıdığı hayatın üzerine yürür.
Ve ağaç devrilirken son bir çatırtı duyulur.
Sessiz değildir.
Çünkü yıllardır, belki de onlarca ya da yüzlerce yıldır ayakta duran bir hayat, birkaç dakikanın içinde gürültüyle yere serilir.
Yakınımda bir ağaç kesildiğinde, otuz metre ötede de yüz metre ötede de sesini duyarım. Önce baltanın küt küt vuruşu gelir, sonra hızarın uğultusu, sonra da o son çatırtı.
Ağacın kendi sesi ancak o çatırtıdır; gerisi bizim gürültümüzdür.
Ses, kesildiği yerde kalmaz; yola, bahçeye, eve kadar gelir. Uzaktaki bir insan bile başını kaldırıp bakar. Çünkü orada bir canın eksildiğini anlar.
Tıpkı bir insan göçtüğünde olduğu gibi.
Haber duyulur, kalabalık toplanır, kalabalık topluluğa dönüşür, işlemler başlar.
Başımızı kaldırıp bakmamız yalnızca sesten değildir.
Orada bir can gidiyordur.
Yıllar boyunca gölge veren, oksijen üreten, kuşa yuva, toprağa tutunacak kök olan; kimseden bir şey beklemeden bu dünyaya hizmet etmiş bir can…
Canlıydı.
Kulağımız sesi duyar, içimiz kaybı.
Büyük Eksilmeler Sessiz Gerçekleşmez
Bunu düşündükçe insanın aklına evrenin o dilsiz ve uçsuz bucaksız boşluğu geliyor.
Bilimin bugün bildiği kadarıyla, yaşamın var olduğu tek gezegen Dünya.
Milyarlarca galaksi, toz bulutları, ölü yıldızlar ve kayalık gezegenler arasında hayatın yeşerdiği, kök saldığı; ağaçların göğe doğru kollarını uzattığı, ormanların nefes aldığı yegâne yer burası.
Bütün bunlara baktığımızda ne büyük bir mucize ve ne büyük bir yalnızlık…
Evrenin engin karanlığında sessizlik hüküm sürerken, bizim küçük mavi gezegenimizde hızar sesleri yankılanıyor.
Yalnız ağaçlar değil; insan eliyle bozulan dengeler, toprağın üzerindeki her eksiliş, bu eşsiz gezegenin canlılığından biraz daha götürüyor.
Biz ise çoğu zaman bunun yalnızca bir ağacın kesilmesi olduğunu düşünüyoruz.
Oysa mesele bir ağaçtan ibaret değildir.
Bir ağaç; toprağın, suyun, havanın, kuşların, böceklerin, gölgenin, mevsimlerin ve insanın birbirine bağlandığı büyük hayatın bir parçasıdır.
Bir ağacı keserken yalnızca bir gövdeyi devirmeyiz.
Bir hayat zincirinden bir halkayı koparırız.
Hepimiz aynı döngünün, aynı toprağın parçasıyız. Bu toprağın üzerinde yeşeren hayatı eksilttikçe, aslında kendi geleceğimizden de eksiltiriz.
Unutmayalım:
Ağaçlar sessiz kesilmez.
Ya küt küt balta sesi gelir ya hızarın sesi…
Ve bu dünyadan bir yeşil eksildiğinde, bir süreliğine gölge azalır, bir yuva eksilir, bir hayatın yeri boşalır.
Ama doğa, hiçbir boşluğu sonsuza kadar boş bırakmaz.
Toprağın içinden yeni bir filiz çıkar, kuruyan dalın yanından başka bir dal uzanır.
Çünkü doğada hiçbir şey yalnızca bitmez; başka bir biçimde yeniden başlar.
Bir gölge kaybolur, başka bir gölge büyür.
Döngü devam eder.
Yeter ki biz doğanın bu döngüsünü bozacak kadar çok eksiltmeyelim.
Yeter ki onun sesini yalnızca kesilirken değil, yeniden filizlenirken de duyabilelim.














