Bitmek bilmeyen, bahçe işleri, inek ve koyunların, bakımı ve alabildiğine yorgunluk. Acı ve keder, sarılıcı bitki gibi dadanmıştı bedenlerine. Baba ve ağabeyinin elim kazasından beri annesiyle bir uçtan bir uca savruluyorlardı.
Makine dairesinde, ocağa kömür atmak, köyde kuzineyi yakmak gibi bir şey, iş miydi?
Rüştü, çalışmak için yaratılmıştı. Kazadan sonra konuşmaz ve söyleneni de duymaz olmuş, öğrenme güçlüğü çekiyordu. Annesi sözünü, tekrar ederse ancak kavrıyordu. Onun için “küt kafa” diye anılıyordu. Fakat hırsını koruyordu ve “ben yaparım,” diyordu.
Geminin makine dairesinde, toza bulanan Rüştü tanınmayacak hale geliyordu. Kömürün başında porsuk gibi uğraşıyordu. Buna rağmen köyü terk etmesi, çıkarılan dedikoduydu. Rüştü azanın kızını kaçıracakmış, diye köye yayılmıştı. Aza, akrabalarıyla Rüştü’yü köyden kovmak için elinden geleni yapacağım, diyordu. İlk eylemi, çayır yığınını yakmak olmuştu. Şikâyet edildiyse de bir şey çıkmayacağı belliydi.
Pazarcı dayı Rüştü’yü gizli kalmak kaydıyla, gemiye “ocakçı” olarak işe başlattı. Rüştü, en az üç kişinin işini yapıyor ve temiz çalışıyordu.
İnsan kılığından çıkmış olsa da kömür tozuyla barışıktı. Çalışırken yalnız dişleri ve gözü parlıyordu. İnanılmaz fiziki gücü mühendislerin dikkatini çekiyordu. Ocağın karşısında, kızarmış kuzuya dönse de gıkı çıkmıyordu. Makine dairesi, dürüstlüğünü takdir ediyor ve bahşiş veriyordu.
Rüştü, bakım ustalarının motorları kontrollerini gözlerdi. Kendine güveni yüksekti. Okuyabilsem bakımı da yapardım, derdi. Bir ara geminin sallandığını fark etti. Limandan çıkıyoruz, dedi. Yalnız nereye gidildiğini bilmiyordu. Odasında temizlendi, yemeğini yedi ve uyudu.
Gemi yabancı Ülkeden dönmüştü. Limana giriş yaptı. Rüştü, ocağın çevresindeki tozları sildi. Çöpe atmaya hazır hale getirdi. Elleri ve suratı köseleye dönmüştü. Akşam üstü annesi ziyaretine gelecekti. Aradan geçen üç yılı değerlendireceklerdi. Pazarcı dayı, vilayetin doğu yakasındaki sınır köyünde tanıdığının evini ve bahçesini satıyordu. Annesi haberi verdiğinde Rüştü, çok sevindi ve hemen alalım demesi, anneyi de memnun etmişti.
Rüştü yamaçta inekleri ve koyunları için koşturmaktan bıkmıştı. Kış hazırlığı nerede ise bütün yıl sürüyor ve sırtı da yıl boyu kurumuyordu. Bugün ise ocağa kömür atıyordu. Kömür atmak ona göre, eğlence gibi bir şeydi.
Rüştü hayaller dünyası diyerek, kendi kendine konuşuyordu. Yeni aldıkları çiftliğe, gitmek için üç yıldan beri ilk defa izin kullanıyordu.
Mühendis, işini bu kadar temiz ve sevecen yapana az rastlanır, diyordu. Rüştü’ye yardımcı alınacak ve onun eğitilmesini sağlayacaktı.
Ana, köyde yankı bulan, iftiradan sonra oğlunu görmediğini söylemişti. Bir gün pazarcı dayının yardımıyla taşındı. İneğini ve bir kısım eşyalarını sattı. Yeni evine yerleşti. Köye ters yönde olduğu için kimseyle karşılaşmayacağına inanıyordu.
Ana, muhtara, azayı şikâyet ettiğinde bir şey çıkmamıştı. Ana “İt iti ısırmıyor,” demişti. Ondan beri de muhtarla da konuşmuyordu.
Rüştü düzenli olarak iznini kullandı. Evini ve meyve bahçesini düzenledi. Ağaçların bakımını yaptı. Sebzeliğiyle çevreye örnek oldu. Limanda çalıştığını öğrendiler. Komşusu nine, annesiyle samimi oldu. Oğlunun kızı için gelinin olsun, dedi.
Anne sevindi ve Rüştü çalıştığı sekizinci yıl evlendi. Ana, kızıma kavuştum diyerek sevincini belirtti. Rüştü, temiz kalpli olmanın faydasını görmüştü.
Hasan TANRIVERDİ























