Yazar Portal | Turkiye'nin Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Köprüdeki Balıkçı


14 Şubat 2020 00:02

Yorum Yapılmamış

Paltoma sarıldım, ellerim buz kesti. O hâlde tan yerinin ağarmasını bekledim. Köpüren dalgaların çıkarttığı ses korkunçtu. Köpüren dalgaları, güreşte ağzı köpük saçan develere benzettim. Dalgalar ardı arası kesilmeden geliyordu. Gemilerin suya gömülmesi ve çıkmasına martılar da eşlik ediyordu.

Köpüren dalgalardan kaçan martılar, gemilerin alçalıp yükselmesine göre kanat çırpıyorlardı. Denizin karışıklığını izleyerek köprüye vardım. Dalgalara, gemilere ve martılara aldırış etmeden, oltasıyla ilgilenen balıkçıya gözüm takıldı. Balıkçının benim gibi soğukla arası da iyi değildi. Paltosunu iyice sarılmış ve atkısını boynuna dolamıştı. Titreyen elleriyle kancalara yem takmaya çalışıyordu. Sanki oltasıyla hayatla köprü kurmuştu.

Denizin çalkantısı, dalgalar ve gemilerin gümbürtüsü köprüyü sallıyordu. Sallanan köprü moral bozucuydu. Balıkçıya dikkat ettim, sallantıya aldırış etmiyordu. Oltasını kaldırdı ve “Rastgele” diyerek kabaran dalgalarla barışmak ister gibi baktı. “Bugünü de kurtarırım.” Diyordu içinden.

Kamburu ve pamuk tarlası gibi sakalı, balıkçının yaşlılığını ele veriyordu. Ona biraz daha yaklaştım ve hareketlerini takip etmeye başladım. Oltasını atışındaki mahareti, “Kaderim” demek istiyordu. Azmin elinden bir şey kurtulmaz, mantığını yaşıyordum. Kabaran dalgalara atılan oltanın boş çekilmesiyle, yüzü asıldı. Gemilere ve martılara göz gezdirdi. Oltanın yemini kontrol etti. Boş kovasına baktı. Gemilerin kıyıya yanaşma rekabeti dalgaların köpüklenmesine bağlıydı. Gemilerin suyun altını üstüne getirmesi yetmiyormuş gibi, oltanın boş gelmesine bozulan balıkçı, ceplerini karıştırdıktan sonra bir sigara yaktı.

Ümitsizdi, günü kurtarma telaşına kapıldı. Paltosunun ceplerini karıştırdı. Siyah kuzgun kanadını çıkarttı. Kızaran elleriyle zorlansa da yemlerinin yanına kanadı bağladı. Sabır isteyen maratonda tekrar oltasını salladı ve derin bir nefes aldı. Misinası köpüklere karıştı. Yaşlı balıkçı hemen oltasına asıldı. Boş kancalar misinada sıralanmıştı. Balıkçının da yüzü ekşidi, kovasına tekme attı. Bunun adı “Güne olumsuz.” Başlamaktı. Oltasına takılan çöpleri temizledi. Köprünün altında balık adına her türlü istenmeyen durumlar mevcut dedi. Heyecanlı bir şekilde, “Bu kargaşada balığa rastlamak hayal. Suyun bu şekildeki çalkantısına herhâlde sevinen balıklar oluyor.” Dedi.

“Hayat insanı bir yerlere evirirken, bilinmeze sürüklüyordu. İnanın yaşamayan bilmez.” Dedi. Oltada her boş gelen kancaya bir “Oh” çekti. Ağzından arada arı vızıltısına benzer bir ses çıktı. Hemen eliyle ağzının tuttu.

Yaşlı balıkçının kamburu biraz daha görülür hâle geldi. “Eve ekmek götürmenin ne demek olduğunu bilemezsin. Çoluk, çocuk hiç aç yattın mı? Dedi ve beni tepede tırnağa süzdü.

Dalgaların dehşetle çarpıntısı, martıların çırpınması ve suyun hareketliliğine pes etmiş gemilerin karıştırdığı Haliç’te balık tutmak çok zor dedim. “Her zaman böyle olmuyor, sabah rüzgârı kesilse, dalgaların hareketliliği söner. Yoksa olta, çok acı ama bir işe yaramayacak.” Dedi.

Kesik kesik öksürdü. Yüzü soldu. Çalkantı hâlindeki suya bakmak istemedi. “Her zaman böyle olmuyor. Güneş bir doğsaydı.” Dedi.  Morali bozuldu. Dededen kalma gece kondu olmasa ne yapardım, elde yok avuçta yok dedi. Sigarasıyla kurduğu limana sığındı. Sise aldırmadı ve yemini kontrol etti. Tecrübeli olmasa titreyen eller işe yaramazdı. Gerçekler çok çetindir, balıktan da vazgeçmem mümkün değil. Açlığın yaşlısı, genci olmaz,” dedi.

“Kovayı doldurmadan asla vazgeçmem.” Dedi.

Kovasındaki birkaç istavrite baktı ve “Toprak varsa bahar dalı güzeldir.” Dedi. Dalgaların köpükleri belli ki acı veriyordu ona.

Babam, “Soğukta kaldığınızda çehreniz solar.” Derdi. Balıkçının da çehresi solmuştu. Ayaklarını ısıtmak için, tepişiyordu. Onunla dertleşmek işe yaramayacaktı. Gülmek istedi, ağzının kenarında derin bir çizgi oluştu. “Dalgalar sakin olsaydı, mutlu olurdum.” Dedi.

Hiçbir kancada yemin kalmaması karşısında tokat yemiş boksör gibi sarsıldı. Kendini toparlayamadı ve sigarasını yeniledi. Gülmek istedi fakat gülemedi, çevresine baktı. Oltayı tekrar tekrar salladı ve sesini biraz daha alçaltan suya salladı. “Umut dolu bir hikâye.” Dedi. Hikâyenin kahramanı oltayı bekletti. Ellerini ovuşturdu veya bismillah diyerek oltayı çekmeye başladı. Sıra sıra balıklar oltanın neşeli elemanları gibi kovaya kadar geldiler. Yanılmamıştı, yemi ve yeri doğruydu. Balık, samimi duygularımı anlayacak ve yemin tadına bakacak dedi. Dalgalara göre davranışını belirlemeyeceksin, tembelliğe gerek duymayacaksın dedi.

Gözleri parladı, yüzüne renk geldi. “Güneş ışınları çıkmalıydı.” Dedi. Atın yelesine yapışmış Kızılderili gibi derin vadiye doğru uçuyordu.

Oltasıyla kurduğu hayat köprüsünü sis kapatmıştı. Gözleri çukurlaşmış, kaşları çam ormanı gibi ve alnının kırışıklıkları, yeni sürülmüş bostan evleklerini andırıyordu. Gök derinden gürledi. “Yağmura ramak kaldı. Kendini korumalısın.” Der gibi bana baktı. Rüzgârın peşine dalgalar deli gibi duvara çarptı. Gemiler havalanırken, acı acı öttü. Balıkçı da atadan kalma bir uygulamayı devreye soktu ve oltanın dibe batmasına izin verdi. Bu sıkıntıda bile yüzünün gülücükleri sönmedi. Yaptığı işte gülücükler çevresine çok şey anlatıyordu.

Gününü kurtarmaya belki az kalmıştı ama kendi de tükenmişti. Ekmek parası henüz çıkmamıştı. Biraz daha hareketli olmalıydı. Oltasını beklettikten sonra balıkların kancalardaki sıralanmasına çok sevindi.” Köpeğin havlamasıyla, kervan yolundan kalmaz.” Dedi. İçi içine sığmıyordu. Dalgalarla olan kavgasına devam etmek istiyordu.

Oltasının dolu gelmesine, “Yağmurun bereketi.” Dedi. Satabilecek kadar tutmuş olmasına mutlu olmuştu. Biraz daha eğilip köprünün altına baktı. Balıkçıların çoğu bırakıp gitmişlerdi. “Kovayı satarım. Böylece günü kurtarırım.” Dedi. Köprünün korkuluğuna yaslandı ve oltayı çekti. Dalgalara dikkat etmedi. Balıkların hiçbir şeyden haberi olmuyordu. Hava şartlarına rağmen başarılı olmasını, oltasını sabırla beklemesine bağladı. Mutlu olduğu her hâlinden belliydi. Kovanın ilk hâli ve şimdiki durumu çok farklıydı.

Yaklaşan şapkalı adam, iyi giyimli ve kararlı adımlarla yaklaşıyordu. Dikkat çekiciydi. Adama ve balıkçıya baktım. Paltosunun yakasını düzeltti. Balıkçıya selam verdi. Kovayı poşete boşalttı. Balıkçının sevincine diyecek yoktu. Parasını aldı. Cüzdanına yerleştirdi. Ceketinin iç cebinine sakladı. “Böyle insanlar olmasa hayatımız, körelir.” Dedi.

Günün ışıklarını köprüde karşılayan balıkçı dönüş hazırlıklarını bitirdi.

“Yarın gün ola, hayır ola.” Diyerek durağa doğru yol aldı.

Hasan TANRIVERDİ

Okunma Sayısı: 111

Yazarın Diğer Yazıları

Maaşımı Alamıyorum

Çevresine bakmadan, maaşımı alamıyorum diyordu. Çok zordu böyle bir ortamda konuşması. Akla neler getiriyordu. Öğretmenim...

Sürücü Belgesi

Okulun yönetim ve öğretmenleri arasında geleneksel hâle gelmiş şakalar bu yıl da tekrarlanacaktı. Geçen hafta,...

Denizdeki Bisiklet

Bisiklet tutkunuydu. Onu görmeden, temizlemeden uyuyamam diyordu. Bisikletiyle adeta konuşurdu. “Güzellik” Kavramı varsa, ona göre...

Tavan Arasındaki Kitaplarım

Damarındaki kanın yarattığı heyecanla atılan her adım, tesadüflere gebedir. Tesadüfler yanlış veya doğru da olsa...

Göremiyorum Duyamıyorum

Mavi denize karşı, zümrüt yeşili bitki örtüsünü, altın pencereli evleri ve çatısı eğrilmiş merekleri göremiyorum....

Yorum Yazın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

Yukarı